Gündem
  • 26.4.2022 12:41

Bahçeli : Müptezel fitnecinin TBMM'de olması Türk milletine zuldür

MHP Lideri Bahçeli'den HDP'li Paylan'a sert tepki! Böyle bir fitnecinin TBMM'de yer alması züldür

Milliyetçi Hareket Partisi Lideri Devlet Bahçeli, MHP grup toplantısında önemli açıklamalarda bulundu. Bahçeli, ''HDP'li Paylan'ın '1915' teklifine ilişkin "Böylesi bir zelilin, böyle bir fitnecinin TBMM'de yer alması hepimiz adına züldür" dedi.

BİLDİRİLERİNİ HAZIRLAYAN DIŞ GÜÇLERDİR

 Haydi bunlar kuldan utanmıyor, bari Allah’tan korksunlar. Zillet ittifakı Türk milletinin ekmeğini yese de gavurun kılıcını sallamaktan rahatsızlık duymuyor. Bu ittifak ortakları sadece “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” masalıyla avunuyorlar. Toplanıp toplanıp dağılıyorlar. Sahte gülümsemelerle günü kurtardıklarını sanıyorlar. Nalıncı keseri gibi, her birisi kendine yontuyor, kalpleri çıfıt çarşısına dönmüş haberleri olmuyor. Birbirlerine kazık atıyorlar, tuzak kuruyorlar, dedikodu yapıyorlar, sonra dönüp birbirlerinin gönlünü almaya çalışıyorlar. Her numara zillet ittifakında, ne ararsanız bu ittifakın yamalı bohçasında. Bunların dilinde şehitlerimize rahmet yok, Türkiye’ye övgü yok, teröristlere tepki yok, gelecekle ilgili umut yok, yüzlerinde meymenet yok. Kimin hesabına, kimlerin hizmetine siyaset yaptıklarını da bilmeyen yok. Zillet ittifakını Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem dolduruşuna getirip yuvarlak masa bildirilerini hazırlayan dış güçlerdir, Cumhur İttifakı’nın ve Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin mayası da, mimarı da, mihmandarı da büyük Türk milletidir.

Bizim medarı iftiharımız, yegane mensubiyetimiz aziz milletimizdir, zillet ittifakının müşahidi ve membaı yabancı ülkelerin Türkiye’deki sefirleridir. Zillet ittifakı Türkiye’nin tarafında değildir, yol haritaları karışık ve bulanıktır. Nerede duruyorlar, hangi mihrakların esareti altındalar artık bilmeyen kalmamıştır.

Merhum Cemil Meriç diyordu ki:

“Taraf tutmayan insan şahsiyeti felce uğramış insandır. Ben tarafım, hakikatin tarafıyım.”

KILIÇDAROĞLU HANGİ PROVOKASYONU YAPACAĞINI ŞAŞIRMIŞTIR

Biz de tarafız, hem hakkın, hem halkın, hem de hakikatin tarafındayız. Zillet ittifakının tarafı Türkiye’nin tahribidir. Zillet ittifakının tarafı Türk milletinin önüne koyulmuş takozdur. Bu ittifakın çekicisi CHP Genel Başkanı ise ne yapacağını, ne söyleyeceğini, hangi provokasyonu servis edeceğini şaşırmış vaziyettedir. Faturayı üç ay boyunca ödemeyen Kılıçdaroğlu’nun beklendiği üzere elektriği kesilmiştir. Bu çarpık zihniyet karanlıktan ülkemizin aydınlık ortamına gölge düşürmeye çalışmıştır.

Elbette olacağı buydu, şahsen uyarmıştım, faturayı ödemezse elektriğinin kesilmesi gerektiğini ifade etmiştim. Hatta Kılıçdaroğlu’na insani ve vicdani destek olmak adına bütün il teşkilatlarımızın birer kandil göndermesini talimatlandırmıştım. Nasıl olsa Kandil’e yabancılık çekmiyordu, nasıl olsa Kandil’e ümit bağlamıştı. Biz de onun anladığı ve bildiği Kandil’i değil de ışık saçan kandili adrese teslim göndermiştik. Huylu huyundan vazgeçmiyor, karanlık emelleri olanların tercihi yine karanlıktan mesaj vermektir. Kılıçdaroğlu ve zillet ittifakı karanlıktır, kumpastır, kumpanyadır.

CHP Genel Başkanı, kalkmış içinde bulunduğu karanlıktan aydınlığı taşlıyor, bir hafta boyunca da karanlıkta oturacağını açıklıyor. “Önemli olan sesi duyurmaktı, bir hafta sonra faturayı ödeyeceğim” diyerek iç huzur ortamını karıştırmak, istismar çarkını döndürmekle uğraşıyor. Bazı siyasi odaklar da faturayı ödemek için kuyruğa giriyor. Alın birini vurun ötekine, bunların hepsi aynı tornadan çıkmış gibidir. Kılıçdaroğlu’nun elektrik faturasıyla ilgili iddiaları, bu suretle 4 milyon hanenin elektriğinin kesildiğini ileri sürmesi kuyruklu yalandır. Yapılan resmi açıklamalar kapsamında, elektriği kesik abone sayısının 278 bin olduğu anlaşılmaktadır.

Kılıçdaroğlu fellik fellik karanlıkları dolaşırken, karanlıktan rant elde etmeyi planlarken, hiç kimse unutmasın ki, Türkiye’nin hayat ve varlık ışığını söndürmeye asla güç yetiremeyecektir. Zillet ittifakının trafoları patlak, enerji nakil hatları kopuk, zihni ve siyasi santralleri ise bozuktur. Sayın Kılıçdaroğlu bilmelisin ki, Türkiye’yi karanlığa boğamayacaksın, iç ve dış mahreçli çıkarcı yarasalara bu aziz vatanı peşkeş çekemeyeceksin. Hz. Mevlana’nın dediği gibi, ey Kılıçdaroğlu, ümitsizlik köyüne gitme, ümitler var, karanlığa doğru yürüme güneşler var. Korkunun palazlandığı yer karanlıktır. Kılıçdaroğlu’nu da korku dağları sarmıştır. Kafasının içi gece gibi karanlık düşüncelerle doludur. Bizim görüşümüze göre, gökyüzü güneş olsa, millet yoksa, vatan yoksa, bayrak dalgalanmıyorsa asıl karanlık işte o zamandır. Bu karanlığın müdafaası zillet ittifakı eliyle yapılmaktadır. Ancak korkunun ecele faydası yoktur.

Zillet ittifakı 2023 yılının Haziran ayında kaybedecek, altına imza attıkları ortak açıklamaları da başlarına külah diye geçirilecektir. Milliyetçi Hareket Partisi karanlık emellere surdur, kararmış gecelere nurdur, kapanmış gönüllere ufuktur, kahramanca hedeflere uğurdur, milli kaderin de ilanihaye huzurudur.

HDP'NİN SÖZDE SOYKIRIM AÇIKLAMALARI

 23 Nisan’ın bir gün öncesinde, Gazi Meclisi’mizin 102’inci yıl dönümünü kutlamaya hazırlanırken, TBMM’ne HDP’li bir müptezel tarafından sunulan kanun teklifinde, sözde Ermeni soykırımının tanınması istenmiş, çok şükür bu rezil teklif anında küstah sahibine iade edilmiştir. Maalesef TBMM’nin çatısı altında diasporanın bir ajanı bulunmaktadır.

Sözde Ermeni soykırımıyla ilgili kanun teklifi hazırlamak ecdadımıza hakarettir, hıyanettir, su katılmamış bir müfteriliktir. Böylesi bir zelilin, böyle bir fitnecinin TBMM’de yer alması hepimiz adına bir züldür. Bu kokuşmuş milletvekilinin kimden cesaret aldığı, kimlerle dayanışma içinde olduğu ayan beyan ortadadır. Sözde soykırım iddiasının kanun teklifi olarak hazırlanması Türkiye’yi tahrik etmek ve milletimizi töhmet altında bırakmak için kurgulanmıştır. Herkesi uyarıyorum TBMM, Meşrutiyet Meclis’i değildir. Gayri Müslim azınlıkların meydan okuma yeri değildir. Gözümüzün içine baka baka Türk milletine katliamcı, soykırımcı diyenlerin barınacağı, bulunacağı, buluşacağı bir mekan asla değildir.

Meclis-i Mebusan’da görev yapan ve Osmanlı’yı sırtından hançerleyen mesela Pastırmacıyan Efendi’nin, Papazyan Efendi’nin, Varteks Efendi’nin, Viramyan Efendi’nin dönemi çok gerilerde kalmıştır. Tarihi hadiseler günlük politikanın oyuncağı haline getirilemez. Gerçeğin özünü ve ana çizgisini hiç kimse sulandıramaz.

1915 olaylarının içyüzünü, perde arkasını, asıl mahiyetini saptırmak bir defa tarih suçudur, Türk milletine saygısızlıktır. Bu çatı altında sözde soykırımı tanıyan ve kabul eden varsa, bunu aklından dahi geçiren bulunuyorsa yeri ve adresi TBMM olamaz, olmamalıdır. HDP’li bölücü milletvekilinin teklifine CHP’den yalnızca “herkes kendi işine baksın” açıklamasıyla örtülü ve mahcup bir eleştiri gelmiştir. Esasen suç ortaklığı alenileşmiştir. Bazı siyasiler de özneyi gizleyip bu teklifi sadece hadsizlikle eş tutmuştur. Bu sadece hadsizlik değildir, bu tip cılız tenkitlerle geçiştirilecek bir mesele olmayıp bize göre şerefsizliğin daniskasıdır. Üstelik CHP’li bir milletvekili de sözde soykırım yalanının peşine takılmıştır. Fakat partisinden isabetli ve kayda değer tek bir itiraz gelmemiştir.

Sayın Kılıçdaroğlu, elektrikle ilgili konuştuğun kadar sözde soykırım iddialarıyla ilgili ne zaman konuşacaksın? Soruyorum sana, sözde soykırım palavrasına destek misin, değil misin? Yanında mısın, karşısında mısın? Selamsız Babacan boyunu fersah fersah aşarak, kanının gereğini yapmış ve “geçmişte yaşanan acıların faili biz değiliz” diyerek akıllara durgunluk veren bir mesaj paylaşmıştır. Ayrıca “hepimiz, karşılıklı anlayış çerçevesinde birbirinin yarasını sarmaya çalışan Anadolu insanları olmalıyız” sözleriyle akıldanelik yapmaya kalkışmıştır. Geçmişte acılar yaşanmıştır, ancak bu geçmiş, bu tarih Babacan’ın geçmişi, zilletin tarihi değildir. Bizim geçmişimiz Türk’tür, bugünümüz Türk’tür, yarınımız da Türk olacaktır. Bu aziz vatanda mensubiyeti ve milliyeti belirsiz insan topluluğu değil, Türk milleti yaşamaktadır. Anadolu insanları tabiri köksüz ve kimliksiz bir tanımdır.

BIDEN'A 1915 OLAYLARI TEPKİSİ

ABD Başkanı Biden’in 2021 tarihinde olduğu gibi, bir kez daha sözde soykırımdan bahsetmesi bizim nezdimizde hükümsüzdür, hukuksuzdur, hayasız bir isnattır ve kınanmayı da hak etmektedir. Politikacıların tarihi gerçekleri çarpıtıp kendilerini mahkeme yerine koymaları felakettir. Osmanlı Hükümeti, pek çok mühim ve acil sebeplerden dolayı 27 Mayıs 1915 tarihinde iç güvenliği ve cephe gerisini emniyete almak için zorunlu göç kararını almıştır.

19’uncu yüzyıla kadar tebay-ı sadıka olarak aramızda yaşayanların dış tahriklerle, dış telkinlerle, azgınlaşmış çeteleri aracılığıyla ecdadımıza ihanet etmesi 1915 Tehcir Kararı’nın alınmasını mecburi hale getirmiştir.

1915 Tehcir Kararı, bihakkın doğru bir karardır, bugün olsa yine aynısı sonuna kadar yapılmalıdır. Sözde Ermeni çetelesi tutanlara soruyorum, sayıları beşyüz bini aşan Müslüman Türklerin katliamına niçin suskusunuz? Be hey vicdansızlar, karınları deşilen çocukların yürek yakan hallerine, vahşi işkencelerle canı alınan masumların hala dinmeyen, hala kesilmeyen, hala hafızalardan çıkmayan feryatlarına ne diyeceksiniz? Nasıl bir yorum getireceksiniz?

Her yılın 24 Nisan günü ABD Başkanlarının 1915 Olayları hakkında ne diyeceğine bugüne kadar her kesimden kafa yorulmuş, müşterek bahis konusu olan bu hususta televizyon ekranlarında afaki tahminler yapılmıştı. "24 Nisan sendromu" Türkiye ile ABD ilişkilerinde değişmez bir gerginlik unsuru haline gelmişti.

Türk tarihi ve ecdadımız için haksız ve temelden yoksun bir "mahkumiyet ilamı" niteliğini taşıyan açıklamalar gündemi işgal etmişti. Bundan sonra ne söylerse söylesinler, ellerinden geleni ardına koymasınlar, artık bizim için yalnızca kuru gürültüdür. Biz tarihimizle müftehiriz, ecdadımızla gurur duyuyoruz, hepsine Allah’tan rahmetler diliyoruz.

Kendi kanlı tarihlerine bakmayan, bundan ders almayan, yüzü kızarmayan ülkeleri ve zillet faillerini hem ademe mahkum ediyor hem de Allah’a havale ediyoruz. "Soykırım", İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde hukuki içerik ve anlam taşıyan bir terim olarak 1948 Uluslararası Soykırım Sözleşmesiyle literatüre girmiştir. 1915 olaylarıyla ilgi ve ilişkisi kesinlikle olamayacaktır.

Türkiye'nin şerefli tarihi üzerinden suçlanması haksızlıktır, insafsızlıktır, hukuken de skandal bir yanlıştır. Türk milletini insanlığa karşı en ağır suç olan "soykırım" suçu işlemiş ezik, lekeli ve yaralı bir millet konumuna düşürmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Biz biliyorduk, ama bugünlerde daha somutlaşan bir husus da şudur:

HDP, PKK’nın ve Ermeni diasporasının çatlak sesidir, paslı silahıdır, kirli tetikçisidir, kötürüm temincisidir ve Kürt kökenli kardeşlerimle hiçbir yakınlığı, hiçbir bağı, hiçbir alakası yoktur. HDP demek cinayet demektir, melanet demektir, ihanet demektir. Bu Asala hayranlarının, bu terör deposunun, bu bölücü ve yabancı odağın Türk siyasetinden silinip gideceği günler de inşallah çok yakındır.

 RAMAZAN BAYRAMI MESAJI

Önümüzdeki hafta Ramazan Bayramı’nı karşılayacağız, sadece el ele değil, gönül gönüle de vereceğiz. Büyükleri ziyaret edip, küçükleri seveceğiz. Aramıza ekilmek istenen ayrık otlarını saflarımızı sağlamlaştırarak ayıklayacağız. Bir olacağız, beraber olacağız, birlikten güç doğacağını göreceğiz. Biz kavgayı ağacın yaprağına yazıyoruz, Sonbahar gelince yapraklar kurusun diye. Öfkeyi bulutun üstüne yazıyoruz, rüzgar esince bulutlar dağılsın diye. Nefreti karların üstüne yazıyoruz, güneş açınca karlar erisin diye. Dostluk ve sevgiyi yeni doğmuş bebeklerin yüreğine yazıyoruz, onlar büyüsün dünyayı sarsın diye. Daha güçlü bir Türkiye amacımızdır. Daha müreffeh bir millet gayemizdir. Daha kudretli bir devlet gayretimizdir. Gönüllerinde vatan, millet ve bayrak sevgisi, kalplerinde Allah aşkı bulunan her insanımızla aynı parlak geleceğin taliplisi ve takipçisiyiz.

Milliyetçi-Ülkücü Hareket olarak, katran dökmüş gecelerde ayazları yendik, gözyaşlarımızı içimize akıtıp ya kader dedik, ne olursa olsun Türk milletine hizmetten asla geri dönmedik. Başkalarının senaryolarıyla oyalanacak vaktimizin olmadığının farkındayız. Dünyanın mazlum ülkeleri ve yardım eli bekleyen insanlık umut aramaktadır. Asırlar öncesinde olduğu gibi devletimizin küresel güç olması için yeni bir imkan doğmuştur. Bu imkanı heba edemeyiz, tarihin sunduğu fırsatlara sırt dönemeyiz. Böylesi bir uyanış ve silkiniş, hürriyete, paylaşmaya, hakkaniyete hasret insanlık için Türkiye’mizi bir kutup başı yapacaktır.

Tekraren vurguluyorum ki, Selçuklu devletinin bayrağında iki yöne bakan çift başlı kartaldan Osmanlı’ya ve Cumhuriyet’e miras kalan stratejik vizyon hepimize rehber olmalıdır. Bu, bir pençesi batıyı, diğer pençesi doğuyu kavramış ve üç kıtada muazzam bir coğrafyayı koruyucu kanatları altına almış kartaldır. Ve bu mukaddes mirastan doğan üç hilal jeopolitiğinin önü açıktır. Sonsuza kadar var olacak Türkiye, işte bu vizyondan doğacaktır. Bütün bunlar dünyaya yalnızca Başkent Ankara’dan bakarak gerçekleşecektir. Dünyanın Türkçe okunacağı böylesi bir hakimiyet ise asla saldırgan, sömürücü, baskıcı olmayacaktır. Bu gerçeği yalın olarak görmek isteyenlerin bin yıllık tarihimize bakmaları yeterlidir. Dünyadaki gelişmeleri doğru okuyabilen bir görüş derinliğiyle, İnsanlığın yaşadığı ahlak ve değer buhranını analiz eden manevi olgunlukla, Mazlum toplumlara ait emek, değer ve kaynakların nasıl sömürüldüğünü gören sorgulayıcı bakışla, Beşeriyeti bir rakip gibi değil, Allah’ın emaneti bir kutlu paylaşma vasıtası olarak yorumlayan adalet duygusuyla, Bunları akıl, sabır, vizyon, bilgi, dikkat ve sevgi ile oluşacak bir terkiple çıkacağımız yol bizi önce Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 yılında “Lider ülke Türkiye’ye”, ardından ise çağ kapatıp çağ açan İstanbul’un Fethinin 600. yılı olan 2053 yılında “Süper Güç Türkiye’ye” ulaştıracaktır. Biliniz ki, ülkümüz budur. İşte buna eriştiğimizde; Ne bizi kapı arasında tutmak isteyen Avrupa’ya ihtiyacımız kalacak, ne de küresel güçlerin dayatmaları ve ahlaksız suçlamaları mesele olacaktır.

Unutuldu sanılmasın, inşallah milletimiz o günleri gördüğünde,

Kimin kimi kapısında bekleteceğine,

Kimin başına kimin çuval geçireceğine,

Kimin zulümlerin hesabını vereceğine,

Kimin ev ödevleri dağıtacağına tarih tanıklık edecektir.

Ve bugün zalimlerin siciline işlediğimiz bütün notlar, vakti geldiğinde birer birer açılacak ve hesabı mutlaka sorulacaktır. Türkiye’miz, milletinin değer, inanç ve ülküleriyle milli stratejisini kendi çizebilirse, ki çok şükür bu yapılmaktadır, işte o zaman insanlık barışa, huzura, adalete biraz daha yaklaşacaktır. Bu itibarla, ülkemize olan sorumluluklarınız kadar, İslâm toplumlarına ve Türk dünyasına, ardından bütün insanlığa da sorumluluklarınız vardır. Bu düşüncemiz asla bir hayal değildir. Son bin yılda Türk devletleri ile yaşanmış, denenmiş ve başarılmıştır. Bugün gerçekleşmemesi için de hiçbir neden yoktur. Bu düşüncelerle sizlerin, aziz milletimizin ve Türk-İslam aleminin Mübarek Ramazan Bayramı’nı şimdiden kutluyor, hayırlı bayramlarımız olsun diyorum. Ebediyete irtihal eden, yaşadığı sürece gönüllere dokunan, mütevazılığıyla ve sade hayatıyla bilinen, Çukurova’nın Türkü ağası unvanıyla tanıdığımız Adanalı sanatçımız Postacı Abdurrahman Yağdıran’a da Allah’tan rahmet diliyorum. Ruhu şad, mekanı cennet olsun inşallah. Hepinizi saygılarımla selamlıyor, Cenab-ı Allah’a emanet ediyorum.''

 

İLGİLİ HABERLER