"Bir yandan terörist, bir yandan akil insan"
ANKARA - Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmaya, tutuklu ve tutuksuz sanıklar ile avukatları katılıyor. Duruşmayı, CHP ve BDP'li bazı milletvekilleri ile yabancı sendikacılarında aralarında bulunduğu sivil toplum örgütü temsilcileri de izliyor.
Duruşmada, kimlik tespiti ve iddianamenin okunmasının ardından sanıkların savunmalarının alınmasına başlandı.
Cumhuriyet Savcısı Yıldırım Bayyurt'un hazırladığı ve KESK Genel Başkanı Lami Özgen'in de arasında bulunduğu şüphelilerin 7 yıl 6'şar aydan 15'er yıla kadar hapsi istenen iddianamede, ''memurların organize edilmesi, bulundukları sivil toplum örgütü yapılanmalarında örgütsel tavır ve işleyiş sağlanması, grev gibi önemli bir sosyal ve ekonomik eylem gücü bulunan sendikaların terör örgütü kontrolüne alınması'' amacıyla Kürdistan Halklar Topluluğu/Türkiye Meclisi (KCK/TM) içinde sonradan ''Demokratik Emek Platformu'' (DEMEP) ismini alan bir yapı oluşturulduğu, şüphelilerin de KESK'e bağlı sendikaların iş kollarında, bu yapılanması içinde faaliyet gösterdikleri savunuluyor.
KESK Başkanı Özgen
KESK Genel Başkanı Lami Özgen, Akil İnsanlar Heyeti'nde yer almasıyla ilgili, "Bir yandan yargılanma yani bir yandan terörist, bir yandan akil insan. Bu benim şahsımda bu ülkenin trajedisi. 30 yıllık savaşın trajedisi" dedi.
Özgen, sendika üyeleri ve yöneticilerinin yargılandığı dava öncesi Ankara Adliyesi önünde gazetecilerin sorularını yanıtladı.
"Akil adamlar listesinde adınız yer alıyor, bu ilişkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz, içeride nasıl bir savunma yapacaksınız" sorusu üzerine Özgen, "Aslında bizim şahsımıza, konfederasyonumuz KESK'e, KESK'in şahsında Türkiye'deki emek, meslek örgütlerine muhalif kesimlere yönelik bir dava. Bunu defalarca ifade ettik. Bu dava aynı zamanda yürütülen güvenlik konseptinin ne kadar acımasızca muhalif kesimler üzerinden uygulandığının bir gerçeğidir. Buradan hareketle tüm muhalif kesimler TMK bünyesinde yasa dışı örgüt ilişkisiyle, terör ilişkisiyle yargılanıyor. Biz de bundan nasibimizi alıyoruz" diye konuştu.
KESK'in kurulduğu günden beri emek ve demokrasi mücadelesi verdiğini vurgulayan Özgen, şunları dile getirdi:
"Elbette gelişen diyaloğa ve müzakere sürecinde KESK'in söylediği ve söyleyeceği çok şey olacak. Buna benim de çağrılmam ve davet edilmem belli oranda diğer emek, meslek örgütleriyle nasıl bir davet ilişkisi varsa aynısı benim içinde geçerlidir. Yani özel bir durum söz konusu değildir. Bir yandan yargılanma. Yani bir yandan terörist bir yandan akil insan. Bu benim şahsımda bu ülkenin trajedisi. 30 yıllık savaşın trajedisi ve 150 yıldır çözümlenemeyen Kürt sorununun trajedisidir. Bunu kamuoyunun takdirine bırakıyorum."
Özgen'in "Ceza almanız durumunda tavrınız ne olur" sorusuna da cevabı "Ceza aldığım durumda tavrım yani, hukuksal olarak mücadelemi devam ettireceğim" şeklinde oldu.
"Yasa dışı örgütlerle ilgimiz yok"
KESK ve bağlı sendikaların 72 üye ve yöneticisinin, "PKK/KCK terör örgütüne üye oldukları" iddiasıyla yargılandığı davanın sanıklarından KESK Genel Başkanı Lami Özgen, savunmasında, yasa dışı örgütlerle ilgilerinin bulunmadığını ifade ederek, "Bizim bir sendikal amacımız var. Bu ülkeye kalıcı demokrasi geleceğine, toplumun değişik kesimleriyle mücadele vererek sonuç alabileceğimize inanıyoruz" dedi.
Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesindeki davanın öğleden sonraki bölümünde sanık savunmalarının alınmasına devam ediyor.
Sanık Lami Özgen, savunmasında, KCK soruşturması kapsamında, konfederasyon ve bağlı sendikalarının basıldığını, aramaların yapıldığını, medya aracılığıyla da teşhir edildiğini kaydetti.
Hukuksuz uygulama ve hasmane tutumlarla yapılan gözaltıların, hukuksal açıdan değerlendirilmesi gerektiğini ifade eden Özgen, "Bulunduğum yer belli olmasına rağmen sabahın 06.00'sında Diyarbakır-Silvan karayolunda zırhlı araçlarla yolum kesilerek alıkonuldum. Bunlar, bizim 1980'deki sıkıyönetim döneminden, OHAL döneminden bildiğimiz manzaralardır. 12 Eylül darbesinden sonra da gözaltına alınan ve bu şekilde davranışlara maruz kalan bir konfederasyon başkanıyım" ifadesini kullandı.
İddianamede, sendikal faaliyetlerin "yasa dışı" gösterildiğini ve "kara propaganda" şeklinde belli medya kuruluşlarına verildiğini savunan Özgen, dosyanın üzerinde gizlilik kararı bulunmasına rağmen soruşturmayı yürüten emniyet ve savcılığın, bazı bilgi ve belgeleri medyaya servis etmesinin hukukla bağdaşmadığını söyledi.
Haklarındaki soruşturmanın, iki ihbar mailiyle başladığını ifade eden Özgen, şunları kaydetti:
"Yediğimiz, içtiğimiz, ne yaptığımız polis tarafından dinlenmesine, takip edilmesine rağmen bu iki mailin nasıl ihbar aracı olarak kullanıldığı açığa çıkarılamamıştır. Sendikalarımızın ve konfederasyonumuzun bu şekilde suçlanmasını doğru bulmuyoruz. 2 yıl boyunca telefonlarımızın dinlendiğini, sendikal faaliyetlerin kayıt altına alındığını, izlendiğini daha sonra öğrendik. 2 yıldır bizi izleyenler bunun sonucunda hangi delilleri elde ettiler- Sendikacı arkadaşlarımızla görüşlerimiz dışında hiçbir şey. Bizim sendikal çalışmalarımızdan kime ne- 20 yılı aşkın süredir sendikacılık yapan bizlerin görüşleri bilinmek isteniyorsa, yayınlarımız, internet sitesindeki bilgilerimiz, faaliyetlerimiz açık, bunu gizleyecek yanımız yok.
Soruşturma savcısının iddia ettiği gibi yasa dışı örgütlerle ilgimiz yok. Bizim bir sendikal amacımız var. Bu ülkeye kalıcı demokrasi geleceğine, toplumun değişik kesimleriyle mücadele vererek sonuç alabileceğimize inanıyoruz."
-"İddianamede hedef sendikacılar"-
Kürt sendikacıların, Kürt sorununa duyarlı olmasının, Kürt siyasi hareketinin kelime ve kavramlarını kullanmasının soruşturma konusu yapılamayacağını savunan Özgen, şöyle devam etti:
"Emekçiyiz, sendikacıyız, Kürdüz ve aynı zamanda sosyalistiz. KCK ismiyle anılan soruşturma furyası aynı mantıkla devam ediyor. Siyasal ve toplumsal mücadele yürüten bütün Kürtler, yasa dışı örgüt üyesi gibi gösterilmek isteniyor. Yasal sınırlar içinde mücadele yürütmek isteyen Kürtler mahkum edilmek istenmektedir. Bu iddianamede de hedef sendikacılar olmuştur.
Kişi olarak bu davada hedef seçilmemin nedeninin bu olduğunu düşünüyorum. KESK'in genel başkanı ve Kürt kimliğimden kaynaklı bugün burada yargılanıyorum. İddianamede, Kürt emekçilerin, KESK ve bağlı sendikalarda faaliyetlerde bulunmaları maksatlıymış gibi gösterilmiş. Yasa dışı örgütle bağlantı kurulmaya çalışılmıştır."
KESK'in eylemlerinin demokratik ve barışçıl olduğunu ifade eden Özgen, düşünceleri nedeniyle suçlanmalarını ve 22 arkadaşlarının tutuklu olmalarını adaletle ve hakkaniyetle bağdaştıramadığını söyledi.
İddianamede, yaşamları boyunca hiçbir şiddete karışmamış kişilerin terör eylemcileri olarak yansıtıldığını savunan Özgen, "Bir kişinin şahsında insanları suçlu göstermek mümkün. Bugün bizim şahsımızda konfederasyonumuz KESK, onun şahsında da tüm emek ve meslek örgütleri ile demokrasi güçleri yargılanmaktadır" şeklinde konuştu.
-Sanık ve avukat "akil adam"-
Duruşmada söz alan Avukat Yusuf Alataş, iddianamenin, mahkemece kabul edilmediğinde savcının itirazda bulunabildiğini, ancak kabul edilmesine şüphelilerin itirazının kapalı olduğunu belirterek, bunun "silahların eşitliği ve adil yargılama" ilkesiyle bağdaşmadığını söyledi.
KESK iddianamesinin bin 144 sayfa olmasını eleştiren Alataş, "Çok sayfalı iddianamelerin hazırlanması, adil yargılamanın önünde engel oluşturuyor. Binlerce sayfa ve onlarca klasörden oluşan iddianameler, şüphelilerin suçsuzluklarının anlaşılmamasını sağlıyor. İddianame kısa olsaydı müvekkillerimiz 10 ay tutuklu kalmayacaktı" ifadesini kullandı.
İddianamenin ön yargıyla hazırlandığını savunan Alataş, mahkemenin, söz konusu iddianameyi kabul etmesini doğru bulmadığını söyledi.
İddianamede sanık olarak gösterilen KESK Genel Başkanı Lami Özgen ile sanıkları savunan Avukat Öztürk Türkdoğan'ın, çözüm süreci için ''akil adam'' seçildiğini anımsatan Alataş, "Bu gerçekten ironik bir durum. Adil ve doğru yargılama olsaydı bizim müvekkillerimizin bir dakika dahi özgürlüklerinden mahrum olmamaları gerekirdi. Sayın mahkeme müvekkillerimize yapılan bu haksızlığı sona erdirmeli" görüşünü dile getirdi.
Mahkeme, sanıkların savunmalarını almaya devam ediyor.