EMRE KONGAR, SAKALINA GÖSTERDİĞİ ÖZENİ TÜRBANA DA GÖSTERSİN!
İşte Ahmet Kekeç'in bugümkü yazısı:
Sakallı, gözlüklü, kültürlü bey...
Bu başlığı seçerken, ilhamı, değerli sosyolog Prof. Dr. Emre Kongar'dan aldım... Çünkü, Hürriyet gazetesinden Ayşe Arman'a verdiği mülakatta, "Nilüfer Göle ve Tülin Bumin adlı iki hanım var" diyordu, kendisinden beklenmeyen (aslında nicedir beklediğimiz) bir nezaketsizlikle.
İki hanım...
Belli ki, Göle ve Bumin'i istihfafla karşılıyor.
Dün Nuray Mert de değinmişti:
Konu türban olunca, türbana karşı ılımlı yaklaşan herkese, hemen her düşünce ve görüşe "hoyratça", "küçümseyici" bir eda ile karşılık verme, üst perdeden konuşma üslubu benimseniyor.
Kongar da üst perdeden bakıyor.
Daha doğrusu (tabirimi mazur görün), üst perdeden atıyor.
Biri sosyolog, diğeri felsefe profesörü olan "bu iki hanım" fevkalade yanlış analizler yapıyorlarmış; bu iki hanımın farklı yorumları ya olayı "bilimsel olarak" (yine "bilimsel"; bu nitelemeden artık daral geldi) yanlış değerlendirmelerinden kaynaklanıyormuş, ya da daha kötüsü popüler kültürün esiri olmalarından...
Bakar mısınız?
İstihfaf kesmemiş olacak ki, Kongar "bu iki hanımı" bir de "popüler kültürün esiri olmakla" itham ediyor. Sanki ortada (yine Nuray Mert'in sözleriyle söylersek) bu mevzulardan tamamen uzak ve durduk yerde enteresan fikirler ileri sürme gayretiyle çırpınan "iki hanım" varmış gibi...
O iki hanımdan biri Türkiye'nin en parlak siyaset felsefecisi:
Prof. Tülin Bumin...
Diğerini zaten tanıyorsunuz:
Prof. Nilüfer Göle...
Arada bir kendine hakim olamayıp, cefelkalem "aydınlanma" ve "Türk aydınlanması" (!) konularına da dalan ve güncel/ideolojik görüşleriyle seçkin gönüllerde taht kuran Kongar'ın, boş bir zamanında Tülin Bumin'in aydınlanma felsefesi konusunda yazdığı kitaba (hiç değilse "şöyle bir") göz atmasını salık veriyorum; çünkü "aydınlanma felsefesi" konusunda esaslı bir "aydınlanmaya" ihtiyacı var.
Diğer hanımın (Nilüfer Göle'nin) "Modern Mahrem"ini illa ki okumuştur.
Konusunda yazılmış neredeyse tek temel kitap...
Ama bir kez daha okumasında yarar görüyorum.
Fakat beni, şimdilik, kendisinde "istihfaf" yetkisi vehmeden bir "bey" olarak Emre Kongar'ın türban ve özgürlükler konusundaki düşünceleri ilgilendiriyor.
Kongar'a göre türban kadının özgürleşmesi, modernleşmesi simgesi olamaz; nerden bakarsak bakalım, "ortaçağ simgesi" bu...
Nerden bakıyoruz?
Militan bir cumhuriyet geçmişine sahip Fransa'dan mı, yoksa din-devlet ilişkilerinde farklı bir tarihsel geçmişe sahip Türkiye'den mi?
Kongar'ın "hazır kalıp yargılardan" medet umması acıklı bir defans çabasına işaret ediyor. Çünkü türbanı bireyselleşmenin, özgürleşmenin ya da bir tür cemaatsel karşı koyuşun simgesi olarak değil, ısrarla "dinin dönüşü" (egemenlik iddiasıyla dönüşü) olarak düşünüyor.
(Başbakan'a sosyoloji dersleri veren bir sosyolog olarak Kongar'ın, bu cemaatsel karşı koyuşu nasıl anladığını/anlamlandırdığını ayrıca çok merak ediyorum.)
Hulasa:
Bu sakallı, gözlüklü, kültürlü bey türbandan hoşlanmıyor.
Kendisi için istediği özgürlüğü başkasına çok görüyor.
Hatırlayacaksınız, 12 Eylül'ün sıkıdüzeninde, bireysel özgürlüğünün simgesi olan "sakalına" sahip çıkmış, geniş kesimlerin takdirini kazanmıştı...
Konu "türban" olunca işin rengi değişiyor.
İnsan hiç değilse sakalına gösterdiği özeni gösterir yahu...
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:23