Gündem
  • 6.9.2010 00:38

ERDOĞAN: BUNLARIN DERDİ BAĞCIYI DÖVMEK


İSTANBUL - AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefet partilerinin dertlerinin üzüm yemek, değil bağcıyı dövmek olduğunu belirterek, ''Bu bağcıya dayak atacak olan birisi varsa o millettir. Milletim dışında hiç kimse bu bağcıya dayak atamaz'' dedi.
Erdoğan, partisinin Kazlıçeşme Meydanında düzenlediği ''Referanduma Evet'' mitinginde yaptığı konuşmada, vatandaşın, 3 Kasım 2002'de yanlış gidişe ''dur, yeter, söz de karar da milletindir'' dediğini ifade ederek, 8 yıldır başlarını öne eğmeden demokrasi mücadelesini sürdürdüklerini, 8 yıldır hukukun üstünlüğü, hak ve adalet dediklerini, aldıkları yetki ve güçle yollarına devam ettiklerini söyledi.
''Hayır dualarınızı bizden esirgemediniz. Biz de emanetinize gözümüz gibi baktık, emanetinizi canımız gibi koruduk, çetelere boyun eğmiyoruz, mafyaya eyvallah etmiyoruz'' diyen Erdoğan, 8 yıldır 73 milyon vatandaşın her birinin yaşam tarzının emniyetleri altında olduğunu kaydetti.
''İzmir'in, İzmirlinin hukuku da bizim güvencemiz altındadır, Diyarbakırlı kardeşimin hukuku da bizim teminatımız altında. Oraya farklı oraya faklı bakmadık. Çünkü AK Parti'nin iktidarında bizim ilkelerimizde asla böyle bir anlayış yok'' diye konuşan Erdoğan, etnik, bölgesel, dinsel milliyetçilik yapmadıklarını vurguladı.
Türkiye'yi muasır medeniyetler seviyesine çıkarmak için çalıştıklarını anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
''Adalar'daki vatandaşımın tercihlerine de saygı duyarız, Fatih'teki kardeşimin tercihlerine de saygı duyarız. Adalar bize oy vermedi diye biz Adaya hizmet götürmeyi ihmal etmeyiz. Adalar'a bugüne kadar hizmeti kim götürdü biliyor musunuz? Önce bu kardeşiniz, sonra Kadir bey götürdü. CHP iktidarında Adalar ilçesine tankerle su giderdi, hava bozar su gitmezdi, yolcu gidip gelemezdi. Şimdi bu devran kalktı. İstediğin zaman gidiyorsun. Biz buraya suyu taşıdık. Doğalgazı getirdik. İDO hizmet veriyor. Bunları orada 'AK Parti iktidar değildir' diye yapmadık, 'Orada benim vatandaşım var' diye yaptık. Orada azınlık yaşıyor diye yapmadık. Benim vatandaşımın olduğu her yer benim için önemlidir. Vatanın 780 bin kilometrekaresi için de böyle. Sünni kardeşimizi hangi samimiyetle kucakladıysak, Alevi kardeşimizi de aynı samimiyetle kucakladık. 'Burada Aleviler yaşıyor' diye ihmal etmedik. İşte Tunceli, buraya üniversiteyi kim götürdü? Biz götürdük. Şu anda Tunceli'de barajlar yapıyoruz, kimse yapmadı. Tunceli artık devletin yatırımlarında ön sırada yer alan bir şehir. Bu topraklar bizim, bu ülke bizim, ayrım yapamayız. Onun için bir yerde insan mı var? Oraya hizmeti götüreceğiz. Bizim nezdimizde can kutsaldır, insan kutsaldır, insanın hakları kutsaldır.''

-''BUNLAR DEVLET CİDDİYETİ NEDİR BİLMEZLER''-

Başbakan Erdoğan, devlet karşısında hiç kimsenin kendisini ötelenmiş, itilmiş, örselenmiş hissetmemesini istediklerini ifade ederek, ''Biz istiyoruz ki, hiç kimse, dilinden, inancından, etnik kökeninden, aidiyetlerinden dolayı horlanmasın, hor görülmesin. Zengine ayrı, fakire ayrı hukuk olmaz, güçlü için farklı, zayıf için farklı muamele olmaz. Sesi çok çıkanın haklı, sesi çıkmayanın haksız olduğu bir düzen insani, vicdani, ahlaki bir düzen olamaz'' diye konuştu.
Muhalefet partilerinin kendilerini ''AK Parti kendi anayasasını yapıyor'' diye eleştirdiğini ifade eden Erdoğan, anayasa hazırlarken CHP'ye de MHP'ye de gittiklerini, CHP'nin daha kapağını açmadan ''hayır'' derken, MHP'nin ''kahve, çay içmeye gelirsiniz'' dediğini anlattı. Erdoğan, ''Bunlar devlet ciddiyeti nedir bilenlerden değil. Bunlar, sulu şaka yapmayı çok severler. Bunlara devlet filan asla teslim edilemez'' dedi.
TBMM Başkanı'nın uzlaşma komisyonu kurulması ve beraber çalışılması için yazı yazdığını anımsatan Erdoğan, muhalefet partilerinin sıcak yaklaşmadığını ve komisyona üye vermediğini anlattı.
Erdoğan, ''Bunlar samimi yaklaşmadı. Bunlar her zaman böyle. Bunların uzlaşma dilinde... Uygulamada bunlarda uzlaşma yok, bunların derdi üzüm yemek değil, bağcıyı dövmek. Ama kusura bakmayın, bu bağcı sizin dayağınızı yiyecek bir bağcı değil. Bu bağcıya dayak atacak olan birisi varsa, o millettir. Milletim dışında hiç kimse bu bağcıya dayak atamaz'' diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, her gün gazetelerin arka sayfasında yayımlanan ilanlarda Anayasa değişikliğine neden ''evet'' denilmesi gerektiğini anlattıklarını anımsatarak, şöyle devam etti:
''Şimdi duydum, muhalefet diyor ki 'Bu kadar parayı nereden buluyorlar?' Ben CHP'ye, MHP'ye, BDP'ye şunu söylüyorum. 'Ey CHP, ey MHP sen hazineden para alıyor musun?' Alıyorsun. Ben de hazineden para alıyorum. Hazineden aldığımız parayla bunları yapıyoruz. Sen hazineden aldığın paraları nerede harcıyorsun bilemem, ama biz burada harcıyoruz ve ona göre bu işi götürüyoruz. Şimdi diyor ki 'Devletin arabasıyla geziyor'. Evet, bugüne kadar devletin arabasıyla gezdim. Bu bana yasanın verdiği bir hak. Yasa diyor ki, 'Başbakan, bakanlar seçimlerin yasaklarının başlayacağı ana kadar gider açılış yapar, illeri ziyaret eder, dolaşır, çünkü o araç-gereçler makama tahsislidir.' Makama tahsisli olduğu için bunlar bu şekilde yapılır fakat bunu bile saptırıyorlar, 'Devletin imkanların kullanıyor' diyorlar. Siz devletin 3,5 yıl başında oldunuz sayın Bahçeli, sen o zaman kullanmadın mı bu araçları?''

-''BUNLAR KAFATASI MİLLİYETÇİSİ''-

Başbakan Erdoğan, geçmiş hükümetlerin IMF'den aldıkları paraları ödediklerini, 23,5 milyar dolar borçtan 6,6 milyar dolar kaldığını ifade ederek, ''Bunlar milliyetçi değil mi? Söylüyorum rahatsız oluyorlar. Senden olsa olsa kafatası milliyetçisi olur. Milliyetçilik, bu milleti ve vatanı sevmektir, vatana hizmettir. Ne yaptın hizmet olarak çık onu söyle?'' diye konuştu.
Merkez Bankası'ndaki parayı 26,5 milyar dolardan 75 milyara çıkardıklarını, işçi ve memura toplam 13,5 milyon lira nema ödediklerini, konut edindirme yardımlarını ödediklerini anlatan Erdoğan, artık dünyada itibarı olan bir Türkiye olduğunu, ülkenin 2010 yılı ilk çeyreğinde büyüme hızının yüzde 11,7 olarak gerçekleştiğini, Türkiye'nin dünyada 4., Avrupa'da birinci sırada yer aldığını bildirdi.
Devletin borcunu indirdiklerini, borçlanma faizini düşürdüklerini belirten Erdoğan, aradaki farkın artık vatandaşın cebinde olduğunu söyledi.
Erdoğan, ''Buralara kolay gelmedik, yere sağlam bastık. Çetelerin önünde durduk. Organizatörlerin önünde durduk. Onlara yol vermedik. Onlar yol istediler, biz durdurduk. Faili meçhullar açığa çıksın istiyoruz. Demokrasiyi ortadan kaldırmaya hiç kimse cüret edemesin, cüret edenler hesabını yargının önünde versin istiyoruz. Hiç kimse, hiçbir zümre, kirli senaryolarla, kirli tahriklerle, milleti sokağa da dökmesin, bu ülkede kan dökerek huzura da kastetmesin diyoruz. Biz artık, hukuku farklı şekilde değerlendirenlere bir dama düşen olarak sesleniyorum: Kimseyi uyutamazsınız. Biz bazı gerçekleri yaşadık'' diye konuştu.

-''BEN BİZZAT BEDELİNİ ÖDEDİM''-

Danıştay'ın 90'lı yıllarda Türkiye'nin 22 milyar dolar borcu olduğu dönemde Telekom özelleştirmesini engellediğini anlatan Erdoğan, şöyle devam etti:
''O zaman Telekom'u satmış olsak, borçlar sıfırlanacak ve 3 milyar dolar da hazinede kalacak. Danıştay ve Anayasa Mahkemesi bunu durdurdu. Şimdi o paraya satamazsın, geçti. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Levent'te İETT garajını 1 milyar dolara sattı. Bir uydurma oyala, oyala, oyala en sonunda alacak firma çekti, gitti. Şimdi İETT garajını 500'e de 400'e de satamazsınız. Şimdi bu zararı kim ödeyecek? Danıştay mı ödeyecek? Kim ödüyor bunu şimdi? İBB ödüyor. Çünkü ona göre yatırım planları yapmıştı. Şimdi o büyük fatura İBB'nin başına kabus gibi çöktü. İnsaf edin... Yani, yasama, yürütme, yargı, biz, her şey Türkiye için el ele veremezsek, bu ülkenin menfaatlerinde birleşemezsek, nerede birleşeceğiz, soruyorum? Biz kendimiz için adalet değil, herkes için adalet istiyoruz. Ülkemiz için adalet istiyoruz, bağımsız yargı diyoruz, ama yetmez, tarafsız yargı diyoruz, güvenilir yargı diyoruz. Yargı ideolojik davranmayacak. 'Efendim davranmıyoruz.' Davrandın, davrandın, davrandın. Bana da davrandın, bana...
Çünkü ben bizzat bunun bedelini ödedim. Geçenlerde de açıklamasını da yaptım. Yargıtay'da maalesef belli bir mezhebi grup bu noktada öyle yaklaştı. Yaptığım neydi benim? Sadece okuduğum bir şiirdi. Bir şiirin bedeliydi. Az önce U2, Bono ziyaretime geldi. 'Yahu sen neden dolayı girmiştin içeri?' Dedim 'Böyle böyle bir konudan dolayı.' Kahkahayı bastı. Çünkü alışılmış bir şey değil, bu ülke bunlardan çok çekti. Diyarbakır, Mamak, Sincan cezaevlerinde bunlar yaşandı. Ama o tezgahlardan biz de geçtik. Bizi de Metris'e uğrattılar, Alemdağ'ına, Selimiye'ye uğrattılar. Buraları biz de ziyaret ettik. Ama güzel oldu, orada özgürlüğün tadını aldık, demokrasi öğrendik, özgürlüğün ne kadar önemli olduğunu öğrendik. Bunlar 'Muhtar bile olamaz' diyorlardı, ama millete rağmen diyorlardı. Millet onları affetmedi, onların 'muhtar bile olamaz' dediğini Türkiye Cumhuriyeti'ne başbakan yaptı. Olay bu.''
Vatandaşın 12 Eylülde bir partiye oy vermeyeceğini, ''evet'' veya ''hayır'' diyeceğini belirten Erdoğan, bunun bir AK Parti projesi, Tayyip Erdoğan projesi değil, millet projesi olduğunu yineledi.
Bu süreçte Saadet Partisi, BBP, Hak-iş, çeşitli sivil toplum örgütleri, bağımsız ülkücüler ve bağımsız Kürt aydınlar olduğunu ifade eden Erdoğan, ''Bunlar bizimle birlikte hareket ediyorlar. AK Partili oldukları için değil, demokrasi aşığı, özgürlük mücadelesi, hukukun üstünlüğü için birlikteler'' dedi.

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 03:48

İLGİLİ HABERLER