MİRAÇ – 5

5 dk okuma
MİRAÇ – 5

Hızlı Özet

Önce Beyt-i Makdis’e vardım. Ondan sonra semaya uruç ( Yukarı çıkma, yükselme) ettim.

AZRAİL ALEYHİSSELAM’IN VE MELEKLERİN DÜNYAYA GİRİP ÇIKTIKLARI MERDİVEN
Miraç, merdiven demektir.

Allah’ın Habibi sevgili Peygamberimiz şöyle buyurdu;
- Önce Beyt-i Makdis’e vardım. Ondan sonra semaya uruç ( Yukarı çıkma, yükselme) ettim.
Peygamber Efendimiz bu haberi verdiği zaman inatlaşanlar yine inkâr etti.
Bunun için şöyle dediler;
- Eğer gittin ise Beyt-i Makdis’in şeklini ve oluşunu bize haber ver. Biz daha önce oraya gitmiştik. Bu yüzden biliyoruz. Senin ise daha önce oraya gitmişliğin yoktur. Eğer anlatacağın tarif bizim gördüğümüz gibi ise. Bizim gördüğümüze uygun cevap verirsen biz de inanırız. Bu gece uyanık olarak Kudüs’e gidişini anlattığını da biliriz, inanırız.
Resûllullah Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem, onların suallerine doğru cevap vermek ve oranın şeklini olduğu gibi anlatmak sureti ile onları ilham edip susturdu.
Miracını böylece ispat etti.
İşin aslı şöyle oldu;
Resûlullah Efendimiz, Mescid-i Aksa’da nebilerin ve Resûllerin güzel sohbeti ile mütellezziz olup daldığından Mescid-i şerif’e tam olarak bakmamış ve dikkat etmemişti.
İnkârcıların bu suali sırasında Cebrail Aleyhisselam geldi ve şöyle dedi;
- Sübhan olan Yüce Hakk’ın sana selamı var. Bana emir verdi. Mescid-i Aksay’ı önünüze getireceğim. Ona bakın ve sordukları sorulara cevap verin.
Ve. Mescid-i Aksa’yı Peygamber Efendimizin önüne getirdi.
Şanlı Peygamber Allahü Teâlâ’nın kudretiyle Mescid-i Aksa’yı karşısında görünce sevindi ve ‘sorun’ buyurdu.
İnkârcılar sordukça, Resûlullah efendimiz ayrıntılarıyla her şeyi haber verdi.
İnkârcılar, “Direkleri kaç tanedir” diye sordular.
Peygamber Efendimiz; her direği vasfı ile birlikte anlattı.
Ebru taşı mıdır? Yoksa Mermer midir? Vasfıyla tek tek saydı.
Her direğin aralığı ne kadar ise de onları da anlattı.
Bunun üzerine şöyle dediler;
- Oraya gittiğine şek ve şüphe yoktur. Biz defalarca gittiğimiz halde bu kadar ayrıntılı anlatmaya gücümüz yetmez.
İşte. Onların bu ikrarları ile kendilerine ilzam (Cevap veremez hale getirmek) edip Miracını ispat eyledi.
O yer ki; Beyt-i Makdis’dir.
Mahşer yeri orası olacaktır.

Ruz-ü cezada (Kıyamet günü) cümle mahlûk, o yerin üzerinde toplanacaktır.
Bu sebepledir ki; Allahü teâlâ; Habibi, Resûlü, cümleden ulu kıldığı Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimizi pak cesetleriyle (bedeniyle) oraya getirdi.
Mübarek ayaklarını dünya âleminde o yerin üzerine bastırdı.
Ta ki; Kıyamet günü olup, o yerde cümle mahlûk toplanıp haşrolduklarında, Resûlullah Efendimizin daha önce Hayat âleminde Mübarek ayağını o yere basması hürmetine, Kendisini tasdik eden ümmetine orada durmak ve beklemek kolay gele.
Günahkâr ve zayıf ümmeti, o yerin dehşetinden ve şiddetinden emin ola.
Kıyamette kabirler yarıldığında, ilkin Ümmed-i Muhammed kabirlerinden çıkacak.
Kabirleriyle mahşer meydanının arası, elli bin yıllık yoldur.
Mahşer alanına gelmek 50 duraktır.
Her durakta biner yıl kalınacaktır.
Bu yolda günahkârlara çeşitli ezalar ve sıkıntılar verilecektir.
Allahü teala’nın Habibine tam bağlı, ilmiyle amel etmiş ve salih ve Salihalar için Hak teala, kabirlere birer Burak yollayacağını vaad ve müjde etmişti.
O kimseler bu duraklarda beklemeden ve çok çabuk olarak 50 bin yıllık yolu kastederler.
Peygamber Efendimizin hürmetine, oralarda ümmetinin durmasını Hak teala kolay eder.
Böylece onlar; o günün cümle dehşetinden ve şiddetinden selamet bulur, salim olurlar.
Ulemanın bu iki bilgisinden sonra, tekrar Rasûlullah’ın anlattıklarına dönelim.
- Dua tamamlandıktan sonra Cebrail elimi tuttu ve seni dışarıya çıkardı.
Çıkar çıkmaz bir merdiven gördüm.
Bir ucu sahrada, bir ucu semaya ulaşmış, bitişmişti.
Bir tarafının direği kırmızı yakuttan, bir tarafının direği de yeşil zümrüttendi.
Ortasındaki basamakların;  birisi altından, diğeri gümüşten, öbürü inciden ve her basamağı ayrı bir cevherdendi.
Türlü türlü süsler ve bezeklerle bezenmiş, toplam 500 basamaktı.
Gayet güzeldi. Ondan daha güzel bir şey ben görmedim.
Gördüğüm o merdiven meleklerin yoluydu.
Semadan yere inen, yerden semaya inip çıkan melekler, o merdivenden inip çıkıyordu.
Ölüm meleği Azrail, ruhları almak için o merdivenden teşrif ederdi.
Âdemoğullarının ruhları oradan çıkar.
Mümin kulun ölümü yaklaştığı zaman, Yüce Hak, dilediklerine o merdiveni gösterir, Vakti gelen müminler; Azrail’in indiğini görür, o merdiveni seyre daldığında canının alındığını bile anlayamaz.
Sekerat-ı mevti tıpkı Züleyha’yı ayıplayan kadınların parmaklarını kestikleri gibi, acıyı duymaz.
O Kerim Rahman olan Yüce Mevla; mümin kullarına o merdiveni gösterip, merdivenin güzelliğiyle meşgul eder.
Ölüm acısını duyurmaz.
Bundandır ki, ölünün gözü açık kalır.
Ruhu çıktıktan sonra gözünü kapatamaz ve o gözü açık olarak canı çıkar.
(Ya Rabbi. Bize ölüm acısını kolay eyle, son nefesimizi imanla kapa (ÂMİN) )
Peygamber Efendimiz anlatmaya devam buyurdu;
- Cebrail beni kanadı üzerine aldı. Sağımda ve solumda melekler beni sardı.
Bu hususta gelen rivayet şöyledir;
- Resûlullah Efendimiz Miraç için orada bulunan bir taşa baston taş mübarek ayağının altında pamuk gibi yumuşadı.
Peygamber Efendimiz’in Sallallahü aleyhi ve Sellem’in mübarek ayağının izi halen o taşın üzerindedir.
Resûlullah Efendimiz, mübarek ayağını o taşın üzerinden kaldırmak istediği vakit, Allah’ın izniyle o taş Resûlullah Efendimizi yukarı kaldırdı.
Bu sırada merdiven basamağı da eğildi, taşla beraber oldu.
Efendimiz ayağını taştan alıp, merdivene bastı ve
- Dur, ey taş Buyurdu.
Bastığı basamak Peygamber Efendimiz’in Sallallahü aleyhi ve Sellem’i alıp yerine yükseltti. Sonra öbür basamak eğilip geldi. Peygamber Efendimizi alıp aldı ve yerine yükseldi. Sonra üstündeki basamak eğildi. Peygamber Efendimizi alıp, alıp yerine yükseldi.
Ta, semaya varınca kadar böyle oldu.
(Cennet-i Aliyatın köşk ve saraylarının derece halleri bu basamaklardaki durum gibidir.
O taş Peygamber Efendimiz’in Sallallahü aleyhi ve Sellem, “Dur” emr-i şerifine itaat ederek öylece boşlukta kaldı
.
Şu anda dahi o taş öylece boşlukta durur.
Hala mı ibret almazsın.)
Başka bir rivayette Peygamber Efendimiz şöyle anlattı;
- O merdivenin başında ulu bir melek gördüm.
O melek iki elini yana açacak olsa, yedi kat yer ve yedi kat gök iki elinin arasında mahvolurdu.
O melek bana selam verdi, sevgi gösterdi. Sonra şöyle dedi;
- Ya Resûlullah, Ben Âdem’den 25 bin sene evvel yaratıldım. O zamandan beri sizi istikbal için, tam bir sevgi ve daima size salavat ile meşgul olarak bu makama teşrifinizi bekliyorum.
Allah’a hamd olsun ki bu devlete bu gece erdim.
Peygamber Efendimiz devam buyurdu;
- O melekten ayrıldıktan sonra, bir deryaya vâsıl oldum.
O deryanın 200 yıllık kalınlığı vardı.
O derya Allahü teala’nın kudretiyle havada asılı duruyordu. Bir damla daha su damlamıyordu.
Karada ve denizde ne kadar mahlûk varsa o deryada mevcut idi. Gayet dalgalı idi.
(Derler ki; Güneşe bakıldığında görünen titreşimler, o deryanın dalgalarındandır)
Peygamber Efendimizin anlattıklarına devam edelim;
- Bundan sonra yel hazinesine eriştim. Yelin 70 bin muhkem zinciri vardı.
Pekçe bağlanmıştı. 70 bin melek onu tutuyordu.
Bundan sonra Dünya semasına eriştim.
Allahü teala onu yeşil zümrütten yaratmıştı.
Resûlullah Efendimiz başka bir rivayete göre, bu sema için “Refia” dediği anlatıldı.
Başka bir rivayette de ise bu sema için, “Rekia” dediği söylendi.
Bu semanın hazinedarı İsmail’dir ki o Meleklerin peygamberlerindendir.

Bu haber 12524 kez görüntülendi.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR