Suriyede Baas rejiminin devrilmesinin ardından hazırlanan yeni eğitim müfredatında, tarih kitaplarındaki "Osmanlı işgali" ve "Türklerin zulmü" gibi ifadelerin kaldırılarak yerine "Osmanlı yönetimi" tanımının getirildiği belirtiliyor. Ayrıca I. Dünya Savaşı döneminde Şerif Hüseyin ve İngiliz iş birliğinin de ders kitaplarına eklendiği ifade ediliyor.
Paylaştığınız bu haber metnini, farklı tonlarda ve formatlarda yeniden kaleme aldım. İhtiyacınıza en uygun olanı seçebilirsiniz:
Suriye’nin Yeni Eğitim Müfredatında "Osmanlı" Reformu: "İşgal" İfadesi Kaldırıldı
Suriye’de 61 yıllık Baas rejiminin devrilmesinin ardından başlatılan kapsamlı müfredat reformu eğitim alanına da yansıdı. Yeni yönetim, ders kitaplarındaki Osmanlı karşıtı söylemleri temizleyerek tarih anlatımını yeniden düzenledi.
Yapılan değişikliklerle birlikte, ders kitaplarında yer alan "Osmanlı işgali" ifadesi kaldırılarak yerine "Osmanlı yönetimi" tanımı getirildi. Ayrıca dönemi hedef alan "Türklerin zulmü" şeklindeki taraflı ve rejim propagandası içeren ifadeler de müfredattan çıkarıldı.
Yeni dönem tarih kitaplarında I. Dünya Savaşı sürecine de yeni bir bakış açısı getirildi. Bu kapsamda Mekke Şerifi Hüseyin’in İngilizlerle gerçekleştirdiği iş birliği ve bu sürecin arka planı da ders kitaplarına eklendi. Yaklaşık 400 yıllık Osmanlı hakimiyetinin daha objektif bir dille ele alındığı bu hamle, Türkiye-Suriye ilişkilerinde yeni bir dönemin işareti olarak değerlendiriliyor.

TARİH KİTAPLARINA 'ŞERİF HÜSEYİN' VE İNGİLİZ İŞBİRLİĞİ BÖLÜMÜ EKLENDİ
Yeni müfredatta I. Dünya Savaşı dönemine dair anlatımlarda da dikkat çeken bir değişikliğe gidildi. Tarih kitaplarına, Mekke Şerifi Hüseyin’in o dönem İngilizlerle gerçekleştirdiği iş birliğini ve bu sürecin arkasında yatan tarihi gerçekleri anlatan özel bölümler dahil edildi. Bölgede yaklaşık 400 yıl süren Osmanlı hakimiyetinin objektif bir şekilde yeniden ele alındığı bu hamle, Türkiye ile Suriye arasında yeni dönemde şekillenen diplomatik ve bölgesel ilişkiler açısından da son derece kritik bir gelişme olarak değerlendirildi.

SAVAŞIN İZLERİ SİLİNİYOR, YAŞAM YENİDEN BAŞLIYOR
Muhaliflerin kontrolü sağlaması ve rejimin çöküşünün ardından geçiş sürecini sürdüren Suriye'de; yollar, su şebekeleri, hastaneler ve okullar hızla ayağa kaldırılıyor. Bir zamanlar çatışmaların merkez üssü olan Halep başta olmak üzere birçok kentte savaşın yerini hayatın normal ritmi ve okul zilleri alıyor.
Baas rejiminin (özellikle Hafız Esad ve Beşar Esad dönemleri) Türklere, Türkiye'ye ve Osmanlı İmparatorluğu'na bakışı ideolojik olarak düşmanca, milliyetçi ve oldukça taraflı bir temele dayanıyordu. Rejim, meşruiyetini ve iktidarını pekiştirmek için uzun yıllar boyunca topluma sert bir "Osmanlı karşıtlığı" ve "Türk düşmanlığı" enjekte etti.
Bu bakış açısı temel olarak şu sütunlar üzerinde yükseliyordu:
1. Osmanlı Dönemi: "İşgal" ve "Zulüm" Anlatısı
Baas rejimi ideolojisinin temel taşlarından biri Arap milliyetçiliği (Pan-Arapçılık) idi. Bu ideolojiye göre Osmanlı İmparatorluğu bölgede bir "hami" değil, bir "sömürgeci güç" olarak kabul ediliyordu.
"Türklerin Zulmü" Söylemi: Okullardaki tarih kitaplarında Osmanlı'nın Arap dünyasındaki yönetimi sürekli olarak bir "baskı, gerileme, idamlar ve sömürü" dönemi olarak resmediliyordu. Örneğin, 1. Dünya Savaşı dönemindeki Türk askerleri ve yöneticileri "zalim işgalciler" olarak gösteriliyordu.
Tarihi Çarpıtmalar: Bölgedeki ekonomik geri kalmışlık, cehalet ve altyapı eksikliklerinin tek sorumlusu olarak 400 yıllık Osmanlı yönetimi gösteriliyor; böylece rejimin kendi başarısızlıkları Osmanlı dönemine duyulan öfkeyle perdeleniyordu.
2. Türkiye Cumhuriyeti ile İlişkiler ve "Düşmanlık" Siyaseti
Türkiye Cumhuriyeti ile Suriye (Baas rejimi) arasındaki ilişkiler, Hafız Esad döneminden (1970'ler) itibaren soğuk savaş ve hatta sıcak çatışmanın eşiğinde geçti. Rejimin Türkiye'ye bakışını belirleyen ana faktörler şunlardı:
Hatay Sorunu: Baas rejimi, resmi haritalarda ve ders kitaplarında Hatay'ı (Alexandretta) "Suriye toprağı" olarak göstermeye devam etti ve Türkiye'nin egemenliğini hiçbir zaman hukuken kabul etmedi.
Su Paylaşımı Krizleri (Fırat ve Dicle): 1980'lerde ve 90'larda Türkiye'nin GAP projesi kapsamında inşa ettiği barajlar nedeniyle rejim, Türkiye'yi "Suriye'nin suyunu gasp etmekle" suçladı ve halka Türkiye'yi tehdit olarak tanıttı.
Terör Örgütlerine Destek: Hafız Esad rejimi, Türkiye'ye karşı PKK'yı bir "baskı unsuru" ve "koz" olarak kullandı. Abdullah Öcalan yıllarca Şam'da barındırıldı ve Suriye üzerinden Türkiye'ye karşı terör faaliyetleri koordine edildi. Bu durum, Türkiye'yi rejim gözünde doğrudan bir "tehdit" ve "hasım" haline getirdi.
3. Toplumsal Algı ve Propaganda
Rejim, medyayı, sinemayı ve eğitim müfredatını tam anlamıyla bir propaganda aracı olarak kullandı. Suriye halkının zihnine şu algı kazındı:
Türkler ve Osmanlılar, Arapların gelişimini engelleyen tarihsel düşmanlardır.
Türkiye Cumhuriyeti ise bölgede emelleri olan komşu bir tehlikedir.
Günümüzdeki Değişim
2024 sonundaki devrimle birlikte Baas rejiminin yıkılması, bu resmi devlet politikasının da tamamen tasfiye edilmesine yol açtı. Yukarıda okuduğunuz haberde de görüldüğü gibi, yeni yönetim geçmişin ideolojik yalanlarını temizleyerek daha objektif bir tarih yazımına ve Türkiye ile normalleşme temelinde yeni bir diplomasiye geçiş yapıyor.

