KAYNAK : Haber Vitrini
FEHİM FERİK
BURSA - Uludağ Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Cemiloğlu, Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk yerleşim bölgelerinden biri olan Uludağ'ın eteklerindeki dağ köylerinde asırlardır devam eden gelenek ve batıl inanışları araştırarak bir kitapta topladı. Araştırma, bir çok bilinmeyen gelenek ve inanışları gün ışığına çıkardı.
Uludağ'ın eteğinde yer alan 242 dağ köyünde gerçekleştirilen çalışmasını "Bursa Dağ Köylerinde Türkmen Kültürü" isimli kitabında toplayan Prof. Dr. Mustafa Cemiloğlu, yörenin tarihini, coğrafyasını, ekonomik, kültürel ve sosyal hayatın yanı sıra asırlardır devam eden gelenek ile inanışları ortaya çıkardı.
3 yıl sürdürdüğü araştırmalarda dağ köylerinin kültür zenginliği içinde olduğunu ortaya çıkaran Cemiloğlu, çalışmasıyla Bursa'ya çok yakın olmasına rağmen sosyo-ekonomik olarak geri kalmış olan bölgenin kültürünün gelecek nesillere aktarılmasını hedeflediğini söyledi.
Cemiloğlu, "Ekonomik kriz ve bütün imkansızlıklara rağmen Türk kültürünün bir yansıması olan ahlak anlayışı içerisinde yer alan, devletine ve milletine bağlılık ilkeleri bu yöre insanının yumuşak karakter yapılarının şekillenmesinde önemli bir paya sahip olmuştur" dedi.
ÇOCUK HURAFELERİ
Araştırmasında dağ köylerinde bilinmeyenleri ortaya çıkaran Mustafa Cemiloğlu, 40'ın üzerinde inanışın hala geçerliliğini koruduğunu belirledi. Korku, çaresizlik gibi nedenlerle insanların hayatına giren, mantıkla bağdaşmadığı halde günümüz insanının gönlünden ve beyninden söküp atamadığı özellikle hamilelik ve doğuma ilişkin inanışlar, günümüzde de devam ediyor. Türbelere ve yatır yakınındaki ağaçlara çaput bağlanarak çocuk doğacağına inanan yöre halkının inanışlarındaki en ilginci ise 'Tesbihin belden aşağı kaydırılması' ve 'Servi ağacına atılan taşın daldan düşmemesi'. Çocuğu olmayan kadınlar, büyük taneli tesbihi bellerine geçirerek, bu şekilde yatırdaki sandukanın çevresinde dolaşıyor. Tespihin belden düşmediği takdirde çocuk olacağı, düşmesi halinde çocuk olmayacağına inanılıyor. Yatır etrafında bulunan servi ağacının dallarına atılan bir taşın dalda kalması halinde çocuk olacağı, düşmesinde ise çocuk olmayacağına inanılıyor.
Yatır mezarlarından toprak alıp yiyen, cepte taşıyan veya sulandırarak vücutlarına sürenlerin ise beklentilerine kavuşacakları, kadınların ise bunu yapmaları halinde çocuk sahibi olacaklarına inanılıyor. Toprak yiyen çocuğun iyileşeceği, yürüyemeyen bebeklerin ise türbe etrafında dolaştırılarak yürüyeceği, mezar toprağı yiyen askerin belalardan korunacağı şeklindeki diğer inanışlar ise şöyle:
- 70 bin taşa okuyup, yalama.
- Yatırdaki kütüğe çamaşır koyma.
- Yumurta kaynatıp tokuşturma.
- Çocukları ve kuzuları ağlatıp, meletme.
- Elbiseden yırtılan çaput parçalarını çevredeki ardıç ağaçlarına bağlama.
- Çocukların yatağa işememesi için türbe yanında ıslatılması.
- Askere giden gençlerin mezar toprağından alıp, tezkere aldıktan sonra yeniden bırakılması.
- İşlerin düzelmesi için yatır içinde elbiselerin ters giyilmesi.
- Şımarık çocukların uslanması için eşyalarının yatıra bırakılması.
- Yeni evlenen kızların evliliklerinin yolunda gitmesi için içine para yerleştirilmiş tek elma ile geldiği yatırda su doldurması.
- Hastaları yatırın bastonu ile kutsama.
Diğer yandan, yöre halkı arasında çocuğun adı ile toplumsal ve bireysel kişiliği arasında gizemli bir bağ olduğuna inanılırken, bir takım adlar, gerek sözlük anlamları, gerekse daha önce o adı taşıyanların kişiliklerinden dolayı 'kutsal' sayılıyor ve 'yaşatıcı' olduklarına inanılıyor. Prof. Dr. Mustafa Cemiloğlu, yöre halkının folklor kültürüne de yer verdiği kitabında, dağ köylerine has fıkraları da derledi.
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 17:11