Dünya
  • 3.4.2005 13:58

LÜBNAN ORTADOĞU'NUN KİLİDİ

Filistin sorununun artık mülteci sorununa kilitlendiğini söyleyen Mısır El-Ahram Politik Stratejik Araştırmalar Merkezi Askeri ve Teknoloji Danışmanı emekli General Muhammed Kadri Said’e göre “bu meselenin nirengi noktasını” ise ‘Lübnan’ oluşturuyor. Mısır’ın en önemli stratejisyenlerinden biri olan Said, muhtemel bir Filistin-İsrail barışının önündeki başlıca engelin Lübnan’da yaşayan yaklaşık 300 bin Filistinli mülteci olduğunu iddia ediyor. Memleketleri, İsrail’in 1967 sınırları içinde kalan bu mültecilerin anavatanlarına dönüşünün imkansızlığına dikkat çeken Said, kalmaları durumunda da Lübnan’daki etnik dengenin çok derinden sarsılacağını vurguluyor. Zaman’a konuşan Muhammed Kadri Said, Ortadoğu’nun 10 yıl içinde istikrara kavuşacağını, ayrıca Amerikan yönetiminin bir Kürt devleti kurma planının olduğunu sanmadığını da savunuyor.

Filistin barış sürecine bakıldığında geçmişte pek çok fırsatın kaçırıldığının görüleceğini belirten Said, “1947’de Filistin topraklarının ikiye bölünmesi gündeme geldiğinde Araplar bunu kabul etmedi. Bu paylaşımda Filistin topraklarının yüzde 50’den fazlasının Filistin devletine verilmesi öngörülüyordu. Bu, BM’nin 181 sayılı kararıydı ve bu karar hâlâ yürürlüktedir. Filistin Kurtuluş Örgütü, kaybedilen toprakları geri almak için kuruldu. Ancak Filistin topraklarının işgal edilmesiyle milyonlarca Filistinli, mülteci durumuna düştü, Kudüs başta olmak üzere Batı Şeria ve Gazze kaybedildi. Şu an verilen mücadele ise ‘sadece’ bu toprakların geri kazanılması için.” diye konuşuyor.

Aslında şu an en büyük anlaşmazlık konusunun ‘mülteciler’ olduğunu vurgulayan emekli General, “Toprakların geri verilmesi mümkündür. Çünkü Filistinliler şu anda Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü istiyor sadece. Fakat mülteciler konusu büyük bir sorun gibi görünüyor. Filistin topraklarında ve dışarıda yaklaşık 4 milyon Filistinli mülteci yaşıyor. Filistinli direniş grupları hep bu kamplardan besleniyor.” hatırlatmasını yapıyor. Said, İsrail açısından mültecilerin geri dönmesinin çok büyük sorun teşkil edeceğini vurgulayarak, “Çünkü 4 milyon mültecinin geri dönmesi demek, İsrail’in Yahudi çoğunluğu kaybetmesi anlamına gelecektir.” tespitini yapıyor.

Mülteciler sorununun çözümünde en iyi metodun “tazminat ödenmesi” olacağını kaydeden Mısırlı uzman, “Filistinlilerin çoğunluğu da tazminatı kabul edecektir; geri dönmeyi değil. Üç çeşit mülteci var. Birincisi Batı Şeria ve Gazze’deki kapmlarda yaşayan mülteciler. Bunların çözümü kolay; çünkü onlar Filistin topraklarında yeniden yerleştirilebilir. ABD, Avustralya ve Avrupa gibi zengin ülkelerde yaşayan Filistinliler için de zaten sorun yok. Tek sorun Lübnan’da yaşayanlar için.” diyerek şu eklemeyi yapıyor: “Lübnan’da yaklaşık 300 bin Filistinli yaşıyor. Lübnan Anayasası, bu insanların Lübnan topraklarında hayat kurmasını yasaklıyor. Çünkü Filistinliler, Sünni Müslüman ve eğer Filistinliler Lübnan’da yerleştirilirse, ülkenin etnik ve dini dengesi derinden etkilenecektir. Bence Lübnan’daki Filistinli mülteciler sorunu, barış sürecini kilitliyor.”

Mahmud Abbas’ın Filistinlilerin başına gelmesinin barış için çok büyük bir şans olduğu kanaatini paylaşan Said, “Çünkü o, Oslo Barış Süreci’nin mühendisidir. Pragmatik bir kişiliktir.” tespitini yapıyor. İsrail’in 1967 sınırlarına çekileceğini sanmadığını; ancak Batı Şeria’da elinde bulundurduğu topraklar karşılığında toprak teklif edeceğini kaydeden Mısırlı uzman, “İsrail, BM tarafından belli sınırlar içinde tanımlanmayan tek tanınmış devlettir. BM’nin kabul ettiği sınırları yoktur. İsrail eğer bölgede yaşamak istiyorsa, izlediği politikalardan vazgeçmelidir. İsrail halkı da artık barış istiyor. Ekonomik olarak ayakta durmak istiyorsa Arap komşularıyla iyi geçinmek durumundadır.” görüşünü savunuyor.

Said, Filistin’de yazın yapılacak parlamento seçimlerinde Hamas’ın birinci parti olmasından İsrail’in korktuğu yönündeki iddiaları da “gerçek dışı” diye nitelendiriyor. “Çünkü Afrika ve Asya’daki hükümetlerin çoğu özgürlük savaşçıları. Yönetime ya da işgal güçlerine karşı mücadele ederek hükümete gelmişler. Başbakanların çoğu hapishanelerden gelme. Dolayısıyla İsrail de bu gerçeği kabul edecektir.” diyen Mısırlı güvenlik uzmanı, bu noktada bir başka örnek veriyor: “Bush yönetimi Lübnan’daki ‘baş düşmanı’ Hizbullah örgütünün silah bırakıp politika sahnesine girmesini istiyor. Mücadelesini politika sahnesinde vermesini istiyor. Zaten geçtiğimiz günlerde Lübnan’da ABD, Hizbullah, Hamas ve İslami Cihad arasında gayri resmi görüşmeler yapıldı.”

Barış sürecinin günümüzde çok farklı bir boyut kazandığına işaret eden emekli General Muhammed Kadri Said, “Eskisi gibi barış adına küçük adımlar atılınca bombaların patlayacağını artık sanmıyorum. İsrail ve Filistinli gruplar artık oluşan barış ortamını yitirmek istemez.” tespitini dile getiriyor. 1978’deki Camp David barış görüşmelerinde de bulunan Said, bu noktada Mısır’ın Ortadoğu’daki yeni barış sürecinde de “kilit rol” oynadığını vurguluyor.

Küresel projeden Türkiye de etkileniyor

Mısır’ın en önemli stratejisyenlerinden Muhammed Kadri Said, “Türkiye’nin İsrail’le yaklaşmasının Araplar dünyasında kıyasıya eleştirilmesine karşılık Mısır-İsrail birlikteliğinin bu kadar eleştiri almaması” konusunda şunu söylüyor: “Türkiye, İsrail ile stratejik ve askeri anlaşmalar yapıyor. Bu, çok farklı bir durum ve Arapların Filistin konusunda yapmak istediklerine yardımcı olmuyor.” Said, Amerika’nın Ortadoğu’ya yerleşmesinde “Saddam’ın ihtiraslı kişiliği” ile birlikte “uluslararası terörizmin” başrol oynadığına dikkat çekerek, “Amerikan müdahalesini sadece petrole bağlamak yanlış. Bölge üzerinde uygulanmak istenen şey, büyük bir projedir. Bu, çok boyutlu küresel projeden tüm ülkeler etkilenecek; etkileniyor. Türkiye bile bundan etkileniyor.” diyor. Mısırlı uzman, bu noktada Türkiye’deki değişimin ana faktörü olan AB sürecinin arkasında “Avrupa’nın ağabeyi olan ABD’nin de bulunduğunu” öne sürüyor. Türkiye ile ABD arasındaki gerginliğin ‘suni’ olduğunu savunan Said, “Çünkü siz demokratik bir ülkesiniz; ABD de ülkenizin aldığı tüm kararlara saygı gösteriyor. Eğer Türkiye, Saddam gibi bir diktatör tarafından yönetilseydi bu, çok önemli bir problem olabilirdi.” diye konuşuyor. Amerika’nın bir Kürt devleti kurma projesi olduğunu sanmadığını da kaydeden Said’e göre Kürtler istediği hakları “Irak içinde” elde edecek. Mısırlı uzman, 10 yıl içinde bölgenin bir istikrara kavuşacağını tahmin ediyor.

Refik Hariri’yi Suriye vurdu

Emekli General Said, Lübnan’daki son gelişmelerin Ortadoğu açısından çok önemli olduğunu belirterek, “Bu, tamamen Suriye’nin çevresinde dönen bir olay. Refik Hariri, BM raporlarına göre de Suriye lideri Esad tarafından öldürüldü. Esad, Hariri’yi tehdit etmişti.” dedi.

Ortadoğu’da şiddetin kaynağı ABD ve İsrail

İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreter Yardımcısı ve Mısır eski dışişleri bakan yardımcılarından Seyyid Kasım el Masri, Ortadoğu’nun, tarihinde belki de ilk kez bu kadar istikrarsız bir yapıya büründüğünü, bunun da Amerika’nın izlediği politikalardan kaynaklandığını söylüyor. Aynı zamanda BM İşkenceyle Mücadele Komitesi üyesi olan Masri, bölgenin terörizmle anıldığına; ancak bunun sebeplerini iyi bilmek gerektiğine işaret ediyor. Masri, bölgenin geri kalmış olmasının terörizmin barınması için en ideal zemini hazırladığına işaret ederek, Amerika’nın izlediği politikalar ve İsrail’in mevcut faaliyetlerinin terörizm potansiyelini ateşlediğini ifade ediyor. Fundamentalizm olarak da adlandırılan bölgedeki terörizm faaliyetlerini Amerika ve İsrail’in izlediği politikalarla irtibatlandırmamanın mantık dışı olduğunun altını çizen Seyyid Kasım el Masri, bölgede terörizmin durması için bu iki ülkenin bölgeye politikalarını gözden geçirmesi gerektiğine işaret ediyor.

Irak’ın hiçbir zaman Amerika için bir tehdit teşkil etmediğini, Bağdat’ın terörist faaliyetleri desteklemediğini savunan Mısırlı yetkili, Irak’ın işgalinin Washington’ın bölgeyle ilgili niyetlerini ortaya koyduğunu belirtiyor. Masri, “Amerika eğer terörizmin kökünü kurutmak amacıyla geldiyse bölgeye, hedef kesinlikle Irak değil, başka ülkeler olmalıydı. Fakat o ülkeler hâlâ Washington için en dost ülkeler olarak kalmaya devam ediyor.” şeklinde konuşuyor.

Dünyanın aslında tek kutuplu olmanın büyük sıkıntısını çektiğine işaret eden İKÖ Genel Sekreter Yardımcısı Masri, Çin ve Rusya gibi ülkelerin en azından ABD’yi dengelemek için politika sahnesine çıkması gerektiğini belirtiyor.

Huda Ragıb Awad: ABD, Irak’ta çok güçlü Şii yönetim istemez

Kahire Amerikan Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Huda Ragıb Awad, Washington’ın hiçbir zaman Irak’ta çok güçlü bir Şii yönetim istemeyeceğini, ‘yalnızca’ diğer gruplardan “daha ön planda” bir Şii hükümetin iktidarda kalmasına müsaade edeceğini öne sürüyor. Irak konusunda Zaman’a değerlendirmelerde bulunan Awad, Arap dünyasının “Şii Irak”tan çok büyük rahatsızlık duyduğunu vurguluyor; ayrıca Kürtlerin, ulus devlet kurmasını sağlayacak şartların bulunmadığını savunuyor. Irak’ın çok hassas bir dönemden geçtiğini, özellikle Kürtler ve ülke nüfusunun yüzde 62’sini oluşturduklarını öne süren Şiilerin atacağı adımların ülke geleceği açısından kritik önem arz ettiğini kaydeden Awad, “Şu anda ülkede büyük bir kimlik problemi yaşanıyor. Irak bir Arap ülkesi mi olacak, yoksa kendine özgü yapıda bir devlet mi olacak? Bunun ortaya çıkabilmesi için de ülkenin öncelikli olarak içinde bir birlik sağlayabilmesi gerek.” diyor. Washington’ın gelecekte İslam dünyasında Şii ve Sünniler arasında bir bölünme ve gerilim ortamı oluşturmak istediği yönündeki iddialarla ilgili olarak ise Prof. Awad şu tespitte bulunuyor: “Kural şudur; parçala ve yönet. Bu her zaman uygulanan yöntemdir. Bu Amerika’nın işine gelirse elbette ki uygulayacaktır.”

Mısırlı uzman, Irak’ta Amerikan ve işgal güçlerine karşı devam eden direnişi de ikiye ayırıyor: “Birincisi terörist yöntemleri kullanarak, bu güçleri Irak’tan çıkarmaya çalışanlar, ikincisi de milliyetçiler. İkisinin direnişi arasında çok büyük bir fark var.” ABD’nin Irak’a girişinin temel sebebini “Tabii ki petrol ve İsrail’in güvenliğini sağlamaktır.” diye açıklayan Awad, Bush yönetiminin Irak’ta hiçbir şekilde başarı sağlayamadığının da altını çiziyor; ayrıca direnişin devam ettiğine, Amerikan yönetiminin söylediklerinin hemen hemen hiçbirini yerine getiremediğine dikkat çekiyor. Amerika’nın “bölgeye demokratik bir model oluşturma” gerekçesiyle Irak’a girdiğine işaret eden Awad, kötü durumun farkında olan Bush yönetiminin hep zaman kazanmaya çalışacağını, bunun için de her yolu deneyeceğini düşünüyor.

Türkiye’nin bölgedeki demokratik tecrübeye sahip “tek ülke” olduğunu vurgulayan Mısırlı uzman, başta Irak olmak üzere hiçbir Arap ülkesinin Türkiye kadar şanslı olmadığını, Türklerin Atatürk tarafından temelleri atılan demokratik süreci “bazı aksaklıklarla da olsa” devam ettirdiğini belirtiyor. Prof. Awad, Arap ülkelerinde ise demokrasi denen kavramın tamamen yok edildiğini vurguluyor.

“Kürtlerin bölgede en azından şu an için bir bağımsızlık isteyeceklerini sanmıyorum.” diyen Prof. Awad şunları söylüyor: “Şimdilik Irak şemsiyesi altında kalmayı tercih ediyorlar. Çünkü Kürtler her ne kadar bağımsızlık istese de bir ulus devlet için gerekli unsurlar hazır değil. Bir kere orduları yok, demokratik ve siyasi kurumları yok. Belki bunların olduğu iddia edilebilir; ancak çevresini kuşatan ülkelere karşı kendini savunmak için bu unsurlar çok yetersiz. Dolayısıyla Irak şemsiyesi altında daha güçlü bir pozisyonda olmaya çalışacaklar. Bağımsızlık peşinde koşmaları hiç mantıklı olmaz.” Amerika’nın Kürt devleti kurmak istediği yönündeki iddialarla ilgili olarak da Awad, Amerika’nın her şeyden önce reel politiğe baktığını, ABD için halihazırda Kürt devletinin “gerekli olduğunu” sanmadığını vurguluyor.

İsrail, tam çekilmez

Zaman’ın dün ve bugünkü nüshalarında görüşlerine yer verdiği önde gelen Mısırlı uzmanlar, İsrail’in 1967 sınırlarına çekilmesini “son derece zor bir ihtimal” diye nitelendiriyor. Bazı akademisyenler, İsrail’in “tam çekilmeyi” engellemek için yeni krizler çıkaracağını savunuyor.

(Zaman / Cumali Önal)

Güncellenme Tarihi : 17.3.2016 11:24

İLGİLİ HABERLER