Gündem
  • 19.4.2004 13:22

MECLİS BAŞKANI ARINÇ: EN ÖNEMLİ ÖDEVİMİZ YENİ BİR ANAYASA'YA KATKIDA BULUNMAK

84. Milli Egemenlik Haftası dolayasıyla TBMM eski Senato Salonu'nda ''Milli Egemenlik ve Siyaset Sempozyumu'' düzenlendi. CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elakdağ'ın başkanlık ettiği sempozyumun ilk oturumuna TBMM Başkanı Arınç, AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Genel Başkanı Deniz Baykal konuşmacı olarak katıldılar. TBMM Başkanı Arınç, konuşmasında, Milli Egemenlik Haftası kapsamında düzenleyecekleri program hakkında bilgi vererek önceki yıllarda yapılan kutlamalardan farklı olarak, 23 Nisan'ın sadece çocuk bayramı değil, aynı zamanda ''Milli Egemenlik Bayramı'' olduğunu ön plana çıkartmak istediklerini söyledi. Arınç, programın birinci hedefinin, halkın Meclis'le bütünleşmesini sağlamak, ikinci amacın da milli irade ve egemenlik kavramını siyasal ve bilimsel olarak da tartışmak ve yeni açılımlar kazanmak olduğunu dile getirdi. Konuşmasında 128 yıllık geçmişe sahip Türk parlamento tarihinin aşamalarını anlatan Arınç, Kurtuluş Savaşı öncesi, 1920'de Birinci Meclis'in toplandığını hatırlatarak, ''Burada dikkat edilecek husus, işgal altında, bağımsızlık savaşının ortasında, daha ordu kurulmadan ilk önce Meclisin açılması ve tüm yetkilerin ona devredilmesidir. Demek ki milli iradenin ülke yönetimine yansıması, o dönem için her şeyden önce gelmekteydi'' dedi. Arınç, 1921 Anayasası'nın belki de bu hassasiyetin yansıtıldığı en güçlü anayasalardan biri olduğunu dile getirerek, 1925 yılına kadar milli egemenlik kavramının, siyasetle en direkt, en güçlü ve en olması gereken ilişkisini kurduğu, en gurur verici bir dönem olduğunu söyledi. Türkiye'de tek parti döneminde, parlamenter sistemin kısmen de olsa sürdüğünü, ancak gerçek anlamda bir demokratik yapının, 1946'da çok partili seçimle yeniden başladığını hatırlatan Arınç, 1960, 1971 ve 1980 askeri darbeleriyle parlamento yaşamının kesintilere uğradığını anlattı. Arınç, şöyle konuştu: ''Tüm bu kronolojik tarihsel süreci özetlememdeki amacım şudur: 128 yıllık parlamenter yaşamımız çeşitli vesilelerle kesintiye uğramış ve yaralı bir parlamento yaşamımız oluşmuştur. Her kesinti, parlamenter geleneği aksatmış, toplumda demokratik kültürün oluşmasına engel olmuştur. Fakat sevindirici olan şey, 128 yıl boyunca kesintilere, engellemelere rağmen, Meclisimizi her defasında yeniden açmaktan, yeniden milli egemenliği istemekten asla vazgeçmemizdir. Dolayısıyla, Türkiye'de yaşayan herkesin genlerine milli egemenlik arzusu derinden işlemiştir ve asla millet iradesinin ülke yönetimine hakim olmasından vazgeçilmeyecektir.'' CUMHURİYET'İ KURAN İRADE TBMM Başkanı Arınç, Cumhuriyet'i kuran iradenin, 1920'de Meclis olarak siyasette daha fazla etkin, toplumda daha fazla itibarlı ve daha güçlü olmasına karşın, aradan geçen 84 yıl boyunca, yıpranan siyaset kurumu ve Meclis dışındaki siyasi objelerin güçlenmesi nedeniyle, Meclisin siyasi arenada etkinliğinin ve itibarının zayıfladığını belirtti. Başta, siyaset kurumunun aktörleri olmak üzere, kanaat önderleri, siyaset bilimciler ve aydınların Meclis'in itibarı ve gücü konusunda nedense çok büyük bir arzuyla hareket etmediklerini savunan Arınç, şu görüşleri dile getirdi: ''Bugün Türkiye'de siyaset kurumunun önündeki en önemli ödev, bir toplumsal mutabakat metni olarak yeni bir anayasanın oluşmasına katkıda bulunmaktır. Halk iradesinin duygusal atıflardan öteye, doğrudan ve toplumun her kesimini temsil eder şekilde yönetim erkine yansımasını yeniden gözden geçirmeliyiz. Türkiye sahip olduğu demokrasiyi derinleştirip, yerleşik bir demokrasiye dönüştürmek için, onun katılımcı ve çoğulcu niteliğini geliştirmelidir. Ancak bu sayede kesintilerle oluşturamadığımız parlamenter gelenek ve demokratik kültür oluşacaktır. Vatandaşlık bilincinin aktifleşerek, milli egemenliği bireysel düzeyde yaşanır hale getirilmesi büyük önem taşımaktadır. Elbette kamu yönetiminin halkın doğrudan siyasi katılımını besleyecek şekilde yapılanması bu süreci hızlandıracaktır.'' YENİ ANAYASI VE FRANSA ÖRNEĞİ Yasama organının güçlendirilmesinin, önümüzdeki günlerde gündeme gelecek olan Anayasa değişiklikleri ortamında yeniden tartışılacağını bildiren Anrınç, şunları söyledi: ''Toplumsal bir mutabakatla, ortak bir konsensüsle, tüm hayatımızı şekillendiren Anayasamızın biçimlendirilmesi gerekir. Türkiye artık geleneksel tutucu alışkanlıklarını bir kenara bırakarak hukuk devleti, demokrasi, ortak hedefler ve toplumun ihtiyaçlarını göz önüne alarak siyaset kurallarını yenilemelidir. Anayasamız toplumun mutabakat metniyse, bu metin üzerindeki tartışmaları da ortak yapmalı, ayrılıklarımızı değil, ortak yönlerimizi belirleyerek Anayasa değişikliğini gerçekleştirmeliyiz.'' Arınç, anayasal gelişme süreci konusunda Fransa'yı örnek vererek, 1958 Fransız Anayasası'nın, 1789 Devrimi'nden sonra Fransa'daki 16'ıncı anayasa olduğuna dikkati çekti. Arınç, O zamana kadar belirli siyasi güçlerin belirlediği metinler olan Fransız anayasalarının, 1958 Anayasası ile bir toplumsal mutabakat metni haline geldiği için Fransız siyasetinin rahatladığını, kaos içeren politik sancılardan kurtulduğunu anlattı. Arınç, şunları kaydetti: ''Demek ki Fransa tecrübesinde ortak mutabakat, 1789 Devrimi'nden 169 yıl sonra son şeklini almıştır. Bugün Türkiye'de siyaset kurumunun önündeki en önemli ödev, bir toplumsal mutabakat metni olarak yeni bir anayasanın oluşmasına katkıda bulunmaktır. Bundan dolayı tartışmaların olması, farklı fikirlerin ortaya atılması doğaldır ve bundan korkmamak gerekir. Fransa'da 169 yılda son halini alan Anayasa, bizde de bir süre sonra ortak bir konsensüsle son halini alacak, ülkemiz siyasal bir rahatlamaya kavuşacaktır. Millet iradesi, ancak bu şekilde gerçek anlamda egemenliğin kaynağı ve en önemli kullanıcısı haline gelebilir.'' TÜRKİYE VE AB Türkiye'nin, medeniyetlerin ortak potası olduğuna işaret eden TBMM Başkanı Bülent Arınç, böyle bir ülkenin, modernleşmenin şu andaki virajında Avrupa Birliği hedefine kilitlenmesinin, tüm dünya için önemli bir kazanım olduğunu belirtti. Arınç, inşa halinde bir medeniyet tasavvuru olarak Avrupa Birliği'nin, Müslüman dünyaya ve İslam'a ilişkin tüm bakış açısını, Türkiye'nin üyeliği ile yeniden gözden geçireceğini ifade ederek, ''Böylece çatışma, iletişimsizlik ve yok sayma yerine; anlama, diyalog ve işbirliğine dayalı bir Avrupa vizyonu, en sağlıklı biçimde Türkiye'nin katkılarıyla oluşturacağı inancındayım'' diye konuştu. Meclis'in çıkardığı uyum yasalarına değinen ve elde edilen hukuki hakların, sosyal hayatın her alanında uygulamaya konulmasının ve gerçek anlamda demokratik ortama kavuşulmasının önemine değinen Arınç, ''Büyük Türkiye hedefimiz, özgür Türkiye idealimizin gerçekleştirilmesi, yeniden ve daha büyük bir inançla çalışmaktan geçmektedir. Çalışmalarımızın merkezi ise halkın temsil yeri olan TBMM olmalıdır. Her geçen gün itibarı ve saygınlığı artan Meclisimiz yakın bir gelecekte siyasetin en güvenilir kurumu olacaktır'' dedi. ''KÖHNE SİYASET ANLAYIŞLARI...'' Türkiye'nin büyük bir değişim içinde olduğunu, yılların getirdiği kronik sorunların tek tek çözüme kavuşturulduğunu ifade eden Arınç, şöyle konuştu: ''Değişimi kavrayamayan ve Türkiye'nin önünü kesen eski siyaset anlayışındaki kişiler ve kurumlar ise siyaset sahnesinde çekiliyorlar. Bu nedenle herkesin artık siyaset kurumunun değiştiğini, halkın tercihlerinin farklılaştığını görmesi, köhne siyaset anlayışlarının yakın gelecekte yer alamayacağını görmesi, anlaması gerekir. Siyaset yenilenmiştir ve artık kurallarını millet belirlemektedir.'' ''ALKIŞLAMAK YASAK DEĞİL'' Oturum Başkanı, CHP İstanbul Milletvekili Şükrü Elekdağ da konuşmasında, Atatürk'ün milli egemenliğe verdiği önemi, örnekleriyle anlatarak, Meclis'in vazgeçilmezliğine verdiği değeri dile getirdi ve milli egemenliğin sürdürülmesinin güçlü bir ekonomiyle mümkün olduğunu vurguladı. Elekdağ, güçlü bir ekonomiye sahip olunmadıkça, uluslararası kuruluşlarca dikte edilen ve istihdamı içermeyen ekonomik programların uygulanmak zorunda kalınacağını belirterek, ekonomik yapıdaki aksaklıkların reformlarla giderilmesinin önemini belirtti. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 22:03

İLGİLİ HABERLER