ÖZAL AİLESİ'NİN HAYATI DİZİ OLUYOR...
|
| |||
|
Uzun yıllar çocuksuz liderlere alışmış Türk basını için ilk renkli malzeme olan Zeynep Özal, Turgut Özal'ın ölümüne kadar hep gündemde kaldı. 'Jaguar' markası, 'kızını kendi başına bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya varır' sözü onun sayesinde daha bilinir oldu. Yıllar sonra hep yanlış tanındığı düşünüp yaşadıklarını 'Bir Kadın Bir Kaç Hayat' adlı kitabında anlatınca yine gündeme geldi. Ardından da Ünlüler Çiftliği'ne katılıp, düşünülenin aksine bir portre çizdi. Onu pek tanımayan genç nesil için 'Çiftlikteki kadın' oldu. Zeynep Özal ile gelin olup çıktığı ve üç kardeşin birer katı paylaştığı binanın çatıkatında konuştuk.. Kitabınız çıkalı sekiz ay oldu. Beklediğiniz tepkiler geldi mi? Ben aslında limonata gibi yumuşak yazdım. Yani kibar yazdım diyelim. Aslında kitap çıkmadan önce çok tepki oluştu, herkes ayağa kalktı. Sanki insanların bir korkusu vardı. Ben netice olarak kendimi anlattım. Ama şunu gördüm ki insanlara farklı tanıtılmışım. Birebir konuştuğumda ilk laf hep, 'Biz seni böyle düşünmemiştik' diyorlar. Kitabıma Avrupa'nın bir çok ülkesinden büyük bir talep var. Aslında bu kitap insanın kendisiyle hesaplaşması. Bu da cesaret işi. Gelen maillerden anladım ki, insanlara kendimi anlatabilmişim. 'Demek ki siz de bizim gibiymişsiniz' diyorlar. Ben Özal Ailesi'nin kızı olmasam kimsenin dikkatine çekmeyecek şeyler yaşadım. Herkes evlenip boşanabilir, dayak yiyebilir, kavga edebilir. Köşkte oturuyoruz ya böyle şeyler yaşanmaz diye düşünülüyor. ANAP'ın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Babamın döneminde aktif olarak çalıştım. Babamın ölümüyle partiden istifa ettim. Geçtimiz günlerde hayatımda ilk defa Erkan Mumcu'yu arayıp dedim ki' eğer ANAP'ın başına gelirsen tekrar seve seve ANAP'a yazılırım. ANAP'ın geldiği durum belli. Keşke sağ bir çatı altında olsa.Sonuçta Erkan Mumcu düzgün bir insan.Güzel bir portre. Siyasetin genç, dinamik ve geçmişi temiz birine ihtiyacı var. Onu için telefon açıp parti için ne gerekiyorsa yapacağımı söyledim. Keşke olsa. Biz de hanımlar olarak elimizden geleni yaparız. Ben de herhangi bir Türk kadınıyım Özel hayatınızı kitapta anlatmanız, ünlüler çiftliğine katılmanız Cumhurbaşkanı kızına yakışmadı, hatta rahmetlinin kemikleri sızladı diyenler oldu? Ben öyle düşünmüyorum. Herkes her şeyi söylüyor. Ben de herhangi bir Türk kadınıyım. Kitabımda da bunu söylemeye çalıştım. Doğru bildiğim her şeyi yaptım bundan sonra yaparım. Ben özel bir şeyi ifşa etmedim ki. Ben herkesin yalan yanlış konuştuğu her şeyin doğrusunu yazdım. Herkesin kafasında soru işaretleri vardı Turgut Bey öldürüldü mü, şu nasıl oldu bu nasıl oldu diye. Biz bunların doğrusunu yazdık. Bu kitap da ilk ağızdan çıktı. Film olsa hayatımız ona sığmazdı Hayatınızı sinemaya aktarmayı düşünüyor musunuz? Benim kafamda bir sinema filminden daha çok bir dizi var. Zaten kitap yazılış itibarıyla bölüm bölüm yazıldı. Her biri bir bölüm olacak. Eğer dizi projesi gerçekleşirse daha detaylı bir senaryo yazılması gerekir. Ben bu kitap ile tüm yetkilerimi Erkan Özerman'a bıraktım. Çok önemli bir olay, çok bıçak sırtı bir durum. Dizi olunca daha detaya girmek gerekecek. Ama doğru grup tarafından çekilirse daha keyifli olur. Tabii ben oynamayacağım. Oynayacak kişinin benimle benzer bir karekter de olması isterim. Aklımda şu anda kimse yok. Mesala çiftlikte bu kitabı Seren okudu 'Ben kendimi gördüm bu kitapta. Böyle bir şey olursa oynamak isterim' dedi. Benim tarzımda olan biri ama son kararı Erkan Bey verecek. Erdoğan, babamla mukayese edilmez Bugün herkes Özal'ın misyonunun arkasından gidiyor. Hep 'Ben öldükten sonra beni daha iyi anlayacaklar' derdi. Ben şimdi bunu görüyorum. Onu her geçen gün daha fazla arıyorlar. Ama babamın gücü, liderlik vasfı hiç kimsede yok. Bu sadece 10 yıllık iktidara gelmek değil. Farklı bir olay. Bu anlamda babamı bildiğim için Erdoğan ile hiç mukayese etmiyorum. Şükretmeyi öğrendim Birçok şeyi çiftlikte gördüm. Çok zor şartlar vardı. Elektrik, su yok, tuvalet, duş dışarıda. Tabii ben hayatımda keçi, inek sağmamışım, peynir yapmamışım, bu ortamda yaşamak da zor. İki gün aç kaldık. Sadece ilk gün acıdılar o kadar yük taşıdık diye biraz yemek verdiler. Kalan ekmeklerin iki gün parçalarını yedik. Orada birtakım şeylerin değerini anladım ve şükretmeyi öğrendim. Tamam babamdan ötürü tanınıyordum ama yeni nesil beni çiftlikle tanıdı. Sokakta gençler ' A çiftlikteki kadın' diye göstermeye başladı. Yazdıklarım ihbar kabul edilmeliydi lBabamın ölümündeki şüpheleri kitabımda yazdım. Bu aynı zamanda ihbardır ama hiç bir tepki gelmedi. Yani o dönemde biz otopsi yaptırmadık, kesilip biçilecek diye. Hissi bir dönemimizdi. Ama aslında görevdeyken bir cumhurbaşkanı ölürse kanunen otopsi gerekiyormuş. Bizim isteyip istememiz önemli değilmiş. Yapılsaydı belki ortaya çıkacaktı. O zaman da bir cumhurbaşkanını koruyamadıkları için Türkiye'nin ayıbı olacaktı. Kafamızda hep acabalar olacak. | |||