''TSK İLE İKTİDAR BELLİ KONULARDA BERABER İŞ YAPMAYA BAŞLADIKLARINDA...''
ÇİÇEK, BDP'YE SESLENDİ
ANKARA - Çiçek, Kanal 24'te Hafta Sonu Moderatörü programında gündemdeki konuları değerlendirdi.
Anayasa oylamasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Çİçek, karşılarında ''hayır'' kampanyası yürüten özellikle CHP ve MHP'nin bu pakete neden karşı çıktıklarını ifade edemediklerini dile getirdi.
Paketin hazırlanışı sırasında muhalefet dahil bunu bütün kesimlere götürdüklerini, ancak muhalefetin kendileriyle görüşmediğini anımsatan Çiçek,''Biz demokrasiyi yeni öğrenecek değiliz. Dünyada da anayasalar yapılıyor. Orada da iktidar, muhalefet var. Onlar nasıl yapıyor? Muhalefet iktidarın her getirdiğini doğru bulmayabilir. Eğer benimkini doğru bulmuyorsa o zaman siz Anayasa Mahkemesinin yapısında ne gibi değişiklikler yapmayı düşünüyorsunuz, HSYK'nın ne kadar ilkel olduğunu söylemeyen kalmadı, kabul etmeyen kalmadı. Bizim getirdiğimiz yanlış ise sizin doğrunuz ne?'' diye konuştu.
-''VAR İLE YOK NASIL UZLAŞACAK?''-
''CHP'nin ve MHP'nin, 'Anayasa Mahkemesinin modeli şudur' diye bir şey hatırlıyor musunuz?'' diye soran Bakan Çiçek, kendilerine ''uzlaşın'' denildiğini belirterek, ''Bizim teklifimiz var, muhalefetin yok. Var ile yok nasıl uzlaşacak?'' dedi.
BDP'ye de seslenmek istediğini kaydeden Bakan Çiçek, bu partinin anayasa değişikliği konusundaki halk oylamasıyla ilgili''boykot'' kararını eleştirdi.
''Bırakalım herkes sandığa gitsin, insanların iradesine boykot koymayalım'' diyen Bakan Çiçek, bir soru üzerine de BDP'li Gültan Kışanak'ın açıklamalarını değerlendirdi.
Çiçek, şunları söyledi:
''Bunun nereye gideceği çok açıktır. 'Bu Kuzey Irak'taki modele benzer bir modeli Türkiye'de oluşturalım, şimdilik bunu böyle diyelim, toplumu alıştıralım yavaş yavaş ısındıralım sonra da şartlar, bölge konjonktürü uygun olduğunda ayrışmaya gidelim'. Bayrak denildi, vesaire denildi. Bu lafın arkasında bir alay yanlış iş var. Kendi insanlarımızın kabul edeceği bir model değil bu. Eğer böyleyse bırakın herkes sandığa gitsin, vatandaş orada karar versin. Evvela şu anayasa değişikliği ile ilgili, anayasa değiştirme konusundaki sadakati sınanıyor BDP'nin. Siz, insanların sandığın başına gitmesini engelliyorsanız, yaptığına, iradesine ipotek koyuyorsanız, başına demokratik lafını getirince bu demokratiklik olmaz. Onun için bunların hiçbiri doğru değildir. Varmak istedikleri nokta, milletin varmak istediği noktayla tam tersidir. Onunu için daha ileri bir hedefi söylemek, bugünün dünya şartlarında çok uygun olmayacağı için çok riskli olduğu için bedeli ödemek gibi şeyi karşılamayacakları için...''
Cemil Çiçek, ''Nasıl bir bedel ödetilir?'' sorusuna ise, şu karşılığı verdi:
''Türkiye Cumhuriyeti Devleti üniter bir devlettir. Ülkenin, dirliği, birliği konusunda bu ülkede yapılması ne gerekecekse her hükümet, devlet bunları yapacaktır. Dünya şartları da buna müsait değildir. Onun için hiç o konulara girip de bunların değirmenine su taşımayalım. Onun için bu doğru değildir, bu ülkeyi ayrışmaya götürür...''
Bu ülkenin 73 milyon insanının birlikte yaşamak istediğini belirten Çiçek, bölge insanının 2-3 mislisinin batıda yaşadığını anlatarak, ''Demokrasi kanalları açıktır. Kim de diyecekse gelir bu kanallardan söyler. Dağa çıkıp kan dökmenin vahşet ortaya koymanın bir anlamı yok. 2 yaşındaki çocuğu katlederek demokrasi yerleştirilemez, hamile kadınları, 80'lik ihtiyarları kurşuna dizerek, bir caddenin ortasında bombayı patlatarak masum insanları katlederek, demokrasi tesis edilemez. bu vahşetin adına da demokrasi denilemez. Herkes demokrasi sınavından geçiyor'' diye konuştu.
-''BU BİRLİK VE KARDEŞLİĞİN NASIL OLDUĞUNA MEZARLIKLARIN ŞAHİT''-
''ABD Irak'a demokrasi götürme projesini yaparken, Kuzey Irak'ta bir Kürt yönetimi yarattılar ve desteklediler. Günün birinde demokrasiyi güçlendirme adına böyle bir yapılandırmaya ABD, model ortak olarak destek olabilir mi?'' sorusuna Çiçek, ''Herkesin bir planı var. Biz hiç başkalarını değirmenine su taşıyacak, onların planlarının uygulanmasına imkan verecek işler içinde olmayalım. Herkes kendi ülkesinin menfaatini düşünür. Ben de kendi ülkemin menfaatini düşünmek zorundayım, namuslu, düzgün siyaset yapıyorsak yapacağımız iş, ülkemizin menfaatidir, ülkemizin dirliğidir, ülkemizin birliğidir. 73 milyon insanın kardeşliğidir'' dedi.
Geçmişe bakıldığında bu birlik ve kardeşliğin nasıl olduğuna mezarlıkların şahit olduğunu vurgulayan Çiçek, ''Böylesine bir şey varken, ABD öyle demiş, öteki öyle demiş... Zaten bu terör örgütleri maalesef bu manada taşeronluğunu yapıyor. Onunu için vatandaşımız da bunun farkında'' dedi.
-''ULUSLARARASI GÜÇLERİN TAŞERONLUĞU''-
Çiçek, ''Bu ülkelerin mi taşeronluğunu mu yapıyor?'' sorusuna ise şu yanıtı verdi:
''Şimdi bu uluslararası güçlerin taşeronluğunu yapar terör örgütleri. Terör örgütleri uluslararası güçlerin taşeronluğunu yapar. gayet açık. 26 yıldır bu etnik terörle mücadele veriyoruz. Olup bitenlere bakın. Kimin evinden kimin pasaportu çıkıyor? Sıkışıp kaçanlar nereye kaçıyor? Kaçanlar niye iade edilmez? Bunlar mühimmatı, silahı, malzemeyi, parayı nereden bulurlar, eğitim nereden alırlar? Bunların hepsini yan yana getirdiğinizde bu soruların cevabı ortaya bir tablo koyar. Onun için biz onların tuzağına düşmeyelim. Bu ülkede herkese yetecek iş de aş da var.''
Bütün hak ve hürriyetlerin yaşayan insan için olduğunu ifade eden Bakan Çiçek, öldükten sonra ne ifade ne seyahat ne mülkiyet hakkına ne siyasi parti kurmaya ihtiyaç olacağını belirterek, ''İnsanları öldürerek demokrasi tesis edemezsiniz. Bunları yaparak, demokrasi istiyorum, şunu bunu istiyorum derseniz bu inandırıcı olmaz. Bu yanlış olur'' dedi.
-HERON SORUŞTURMASI-
Bakan Çiçek, ''Heron soruşturmasıyla'' ilgili bir soruyu yanıtlarken ''Bir süreden beri bu konuyla ilgili haberler yapıldı. Açıklama yapılması gerektiği söylendi. Birkaç gün evvel böyle bir açıklamanın yapılabileceğini, ama ortadaki adli ve idari soruşturmanın bitmesi gerektiğini söylemiştik. Nitekim bu açıklama yapılmıştır. Vaka budur'' diye konuştu.
''Nedir sizin gördüğünüz?'' sorusu üzerine Cemil Çiçek, ''Anlatılan şekliyle... Neticede olayın içinde biz değiliz. Neticede olayın içinde olanlar, bu işin hukuki ve idari sorumluğunu taşıyanlar, böyle bir açıklama yapmış oldular. Bu vatandaşı tatmin eder etmez ya da bu haberi gündeme getirenler bakımından bir değerlendirme konusu...'' dedi.
''Sizi tatmin ediyor mu?'' sorusu üzerine ise Çiçek, ''Biz, sorumluluk taşıyan insanlarız. Bir soruşturmada itiraz edilecek nokta varsa bunu kendi değerlendirmelerimiz içinde bunu değerlendirme konusu yaparız. Zaten değerlendirme yapılmıştır'' ifadesini kullandı.
-''DEMOKRASİMİZDE ASKERİN KONUMU''-
Çiçek, ''Çok kısa bir süre sonra Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ'un Genelkurmay başkanlığı dönemindeki, asker-sivil ilişkileri içinde, demokrasimizde askerin konumu açısından nasıl bir performans ortaya koydu TSK'nın komuta kademesi?'' sorusu üzerine şunları kaydetti:
''Kişisel değerlendirme yapmamız ne kadar doğru olur? Halen ikimiz de görevdeyiz. Ama şu önemlidir. Geriye dönük bir tespitimi söyleyeyim, o da şudur; Türkiye'de çok partili hayata geçildiğinden beri, milletten ümidini kesen, milletten gerekli desteği bulamayan ve millet ile de DNA'sı uyuşmayan bazı kesimler, iktidarlarla bu AK Parti iktidarı değil sadece, hangi iktidar olursa olsun -genellikle sağ partiler iktidar oldu, solun kısa bir dönem var o zaman da zaten bu problemler yok gibi görülür- genelde baktığımızda bu kesimler, siyasi iktidarın orduyla ve yargıyla arasının açılmasına çok önemli fayda görmüşlerdir kendi politikaları ve pozisyonları icabı...
Onunu için de iktidar ile TSK, yargıyla da bir ilişki, diyelim ki bir başbakanın Yargıtay başkanı ile sık sık görüşmesi, Anayasa Mahkemesi başkanıyla sık sık görüşmeleri, ya da birbirleri lehine iyi şeyler söylemiş olmaları bu çevreleri rahatsız eder. Onun için her defasında böyle bir kamplaşma, kutuplaşma bir siyaset modeli haline geldi Türkiye'de.''
-''TSK İLE İKTİDAR BELLİ KONULARDA BERABER İŞ YAPMAYA BAŞLADIKLARINDA...''-
Kendi dönemlerinde de ''TSK ile iktidar belli konularda beraber iş yapmaya başladıklarında ciddi rahatsızlıklar olduğunu'' belirten Çiçek, şöyle devam etti:
''Bu rahatsızlığı da biz, 7-8 sene içinde yaşadık. 7-8 sene içinde bunlar kitaplara, bildirilere konu oldu. Bu da inişli çıkışlı bir süreçtir. İnsanlar birbirini tanıdıkça bu çizgi daha düz olabilmiştir ama zaman zaman da kırılganlıklar olmuştur. Ama neticede Türkiye, anayasası olan bir devlettir. Her ne kadar bu anayasa ile ilgili çok ciddi şikayetlerimiz olsa da bu anayasaya göre iktidarın görevi bellidir, TSK'nın görevi bellidir, yargının görevi bellidir. Kimse kendi görev alanının dışına çıkmadığı sürece problem, ya hiç olmaz ya da olabildiğince asgariye inmiş olur.''
-DİNK CİNAYETİ-
Çiçek, ''Cumhurbaşkanı Hrant Dink'in kardeşi Hosrof Dink ile bir görüşme yaptı. Dink savunmasının geri alınması veya yenilenmesi söz konusu olabilir mi?'' sorusuna şu karşılığı verdi:
''O savunmanın tamamını görmedim. Doğrusu başka türlü verilebilirdi. Dışişleri Bakanı'nın da bir açıklaması var. Çünkü neticede AİHM'e gönderilen savunmalar, Dışişleri Bakanlığı kanalıyla gidiyor. Esas bu işi koordine eden muhatap eden yer orası. Onlar da devletin diğer birimlerinden mütalaa alıyor. Oradaki ifadelerin bir kasta dönük olmadığını, teknik bir işlem olarak mütalaa ediyor. Yoksa tartışılan şekliyle bir maksada matuf bir savunma yapılmadığını söylüyor. Buna inanan olur, inanmayan olur ayrı bir olay. Sonra da Adalet Bakanı ve Dışişleri Bakanı arkadaşımızın açıklamaları var. Cumhurbaşkanımızın bir teşebbüsü oldu. Neticede devlet, en üstte Cumhurbaşkanımız, ondan evvel de iki bakanımız birlikte paylaşacağımız bir tavrı da ortaya koymuş oldular.''
''Tedbir alınmadığı için bu cinayetin işlendiği gibi bir kanaati Sayın Cumhurbaşkanı ifade etti. Burada Türk devletinin ortaya koyduğu tutum nedir?'' sorusuna Çiçek, ''Zaman zaman devlet de bir kısım işleri aynı ciddiyetle takip edemiyor olabilir, eksiklik olabilir, personelin hatasından, ihmalinden bir kısım eksiklikler olabilir. Burayla ilgili bir soruşturma var, yargı süreci var. Ama sonuç olarak keşke bunlar olmasaydı'' yanıtını verdi.
Bakan Çiçek, şöyle devam etti:
''Bu ülkenin insanları en az benim kadar ülkesini seviyor, en az benimki kadar hak hukuk sahibidir, gelişmesi, güçlenmesi için çaba sarf ediyor, ırkı dini, mezhebi, görüşü ne olursa olsun... Böyle bir yaklaşım ile bu olaya bakarız, bakmalıyız. Bu açıklamaları, girişimleri yan yana koyduğumuzda keşke öyle bir savunma yapılmasaydı gibi bir tablo çıkıyor orta yere. Bundan sonra hukuken ne yapılabilir? Ben de gazetelerde okudum. geri çekilir, çekilmez, bu mümkün olur olmaz diye... Burada farklı görüşler var. Hukukçu olmak da her şeyi bilmek anlamına gelmiyor. Bu uluslararası mahkemenin usulüyle de ilgili bir şey, Sayın Rıza Türmen orada göreve yaptığı için onun görüşleri sanki bana daha uygun geliyor.''
-GÜLEN'İN DÖNMESİ İÇİN ENGEL YOK
''Fethullah Gülen'in Türkiye dönüşü konjonktürel bir şey mi, yoksa hukuksal engel var mı?'' sorusu üzerine de Çiçek, şunları kaydetti:
''İnsanların dönüp dönmemesi kendi kararlarının sonucudur. Kendileri nasıl isterlerse dönerler. Adalet Bakanlığım sırasında bana böyle bir soru sorulmuştu. O zaman devam eden bir dava vardı, sonra bitti, kesinleşti. Bir insanın kendi vatanına, kendi ülkesine dönmesini engelleyecek hiçbir şey yoktur. Yasal olarak yok. Ne bu Sayın Gülen için ne de bir başkası için, vatandaşlıktan ihraç edilmediği sürece. Velev ki suç işlemiş bile olsa insanlar kendi ülkesine döner. Bu onun hakkıdır. Bu vatan herkesindir. Onun için hukuken engelleyici bir durumun olmadığını biliyorum ve bu kanaatteyim. Dönmesi için herhangi bir engel söz konusu olamaz. Onun dışındaki konu kişilerin kendisinin takdir edeceği bir konudur. Bu işlerde hukuk açısından baksak problemimiz olmayacak. Herkes kendi kanaatine göre değerlendirme yapıyor. Dönmesi için hiçbir engel yoktur.''
''Balbay ve Özkan sembolleştikleri için çok dile getirildiler ama başka isimler de var. Bu tutukluluk hadiseleri biraz cezaya mı dönüştü diye yazanlar oldu. Sayın Arınç'ın da bir değerlendirmesi oldu. Siz hem vicdani hem de hukuki açıdan değerlendirdiğinizde...'' sözleri üzerine Cemil Çiçek, bir kanaati bulunduğunu ancak davalar devam ettiği için bu safhada değerlendirme yapmayacağını söyledi.
Çiçek, şöyle devam etti:
''Davalar devam ederken bugüne kadar konuşma yapmadım. Bu değerlendirmeleri yapacak olan yargı mercileridir. O dosyayı bilmiyorum ki o dosya için sizin yazdıklarınızdan yola çıkarak binlerce sayfa, şu kadar klasör. İçinde ne var, ne yok bilemem. Kişisel olarak hiçbir insanın suç işlememesini, hiçbir insanın hüküm giymemesini, hiçbir insanın tutuklu olmamasını insan olarak arzu ederiz. Keşke cezaevlerimiz boş olsa, keşke ceza kanununun hiçbir hükmü kimse için uygulanmasa ama bu çok ütopik de bir şeydir. Her ülkenin ceza hukuku var, her ülkede ceza var, her ülkede yargı var. Yargının varlık sebebi nedir? Ola ki insanlar şu ya da bu sebepten yanlış yaparsa gereği yapılsın, kamu düzeni tesis edilsin diye. Şahıslandırarak değerlendirme yapmak bence uygun olmaz. İkincisi, devam eden davayla ilgili bugüne kadar bir şey söylemedim. Elbette kişisel değerlendirmem olabilir ama bunu yapmadım.''
-CUMHURBAŞKANININ GÖREV SÜRESİ-
Cemil Çiçek, cumhurbaşkanının görev süresine ilişkin soru üzerine de ''Demokrasilerde her konunun konuşulacağı bir zaman vardır ve olmalıdır. Ramazan ayı gelmeden ramazan orucu tutulmaz. Bu işin ramazanı gelmedi ki bu işin dönemi, zamanı gelmedi. Şimdi bu konuyu konuşarak nereye varacağım. Yoğunlaşmamız gereken konu şu, 12 Eylülde yapılacak halk oylaması'' dedi.
''Bu konuda bir kanaatiniz var herhalde'' denilmesi üzerine Çiçek, ''Kanaatim elbette var ama bu kanaattir netice itibarıyla. Kararı ben vermeyeceğim'' diye konuştu.
''Kanaatinizi sorsam söyler misiniz?'' denilmesi üzerine Çiçek, şunları kaydetti:
''Hayır söylemem. Çünkü bu işin zamanı gelmedi. Her işin bir zamanı var. Şimdi bu konuyu tartışmaya açmamız beraberinde pek çok sakınca getirir. Türkiye'nin gündemi cumhurbaşkanının süresinin 5 yıl mı, 7 yıl mı olması değildir ki. Tut ki 5 yıl, tut ki 7 yıl, ne olacak? Bununla nereye varacağız? Yapmamız gereken anayasa değişikliği konusunu vatandaşımıza iyi anlatmak, vatandaşımızın sandığa gitmesini temin etmek, Türkiye'yi bir adım daha ileriye götürecek değişiklik üzerinde kafa yormak ve bunu anlatmak. Başka türlü tartışmalar bu konuyu ikinci plana itiyor. Zamanı gelmeden konuşmayalım diye düşünüyorum.''
Cemil Çiçek, ''Bu tempo içinde ailenizi ne kadar görüyorsunuz'' sorusunu ''Siyasetçinin ailesi millettir. Bizim ailemiz onun içinde bir damla gibi. Siyasetçinin çok aile hayatı olmuyor'' diye cevaplandırdı.
''Çok sitem ediyorlar mı?'' sorusu üzerine Çiçek, ''Onlar da alışıyorlar. İkna ile söylüyorum. Aile fertlerimin tümüyle beraber bir arada olduğumuz gün sayısı bir elin parmakları kadar azdır'' dedi.
Başka bir soru üzerine, 6 hükümette bakanlık yaptığını belirten Cemil Çiçek, ''İyi midir kötü müdür bilmiyorum. Görev olarak yapıyorum. En memnun eden tarafı, yaptığınız iyi işler varsa yolda insanlarla karşılaştığınızda 'Allah razı olsun. Sizin için dua ediyoruz. Bu işleri yapıyorsunuz' dediklerinde ne yorgunluk ne stres ne de başka bir şey kalıyor. Neticede bir Allah'a can borcumuz, millete hizmet borcumuz var. Neticede zerre kadar hayır da işlesek, zerre kadar şer de işlesek Allah'a hesap verileceğine inanıyoruz. Hesap gününe inanan insanlarız'' diye konuştu.
''En zor şey nedir'' sorusuna ise Çiçek, ''İnsanlar işleri olsun diye geliyor. İşlerinin hukuka, kanuna uygun olup olmadığını bilmiyor. 'Bu iş olmaz' dediğinizde gönül koyup çekip gitmesi bizi sıkıntıya sokuyor. Buna çok üzülüyorum. Halbuki o işi öyle yaparsanız bir başkasının hakkını yiyorsunuz. Onu insanlar kolay kabul etmiyor'' dedi.