Gündem
  • 9.10.2010 00:17

TÜRK-YUNAN İLİŞKİLERİ: "SORUN PSİKOPOLİTİKTİR"


ATİNA - Dış İlişkilerden Sorumlu AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Başbakanlık Başdanışmanı Ömer Çelik, Türk-Yunan ilişkilerinde sorunun siyasi olmaktan ziyade psikopolitik olduğunu söyledi.
Yunanistan Avrupa ve Dış Politika Vakfı'nın (ELİAMEP) düzenlediği ''Türk-Yunan ilişkileri: Bugünkü durum - Gelecek perspektifi'' konulu panelin basına açılan 2. ve son gününde konuşma yapan Çelik, Türk-Yunan ilişkileri ve gelecek perspektifi konularında değerlendirmelerde bulundu.
''Coğrafi olarak ne kadar yakınsak psikopolitik olarak zaman içerisinde o kadar uzaklaşmışız. Esas aşılması gereken mesele budur'' diyen Çelik, ''Casus Belli, Ege ve Kıbrıs gibi konulardan bahsediyoruz. Bu sorunlar çözülmediği takdirde ilerleyemeyceğimiz söyleniyor. Bunları çok uzun zaman konuştuk. Aldığımız izlenim, genel olarak gördüğümüz, somut bir bilgiye sahip olmamakla birlikte, istikşafi görüşmelerin iyi gittiği yönündedir. Dolayısıyla müsbet bir ilerleme olduğunu söyleyebiliriz'' şeklinde konuştu.
Çelik, ''Casus Belli konusunda bizim görüşümüz çok açıktır. TBMM'nin aldığı karar ve hükümete verdiği yetki durduk yere ortaya çıkmamıştır. Bir hafta evvel, Yunanistan Meclisi'nin karasularını arttırma kararına karşılık olarak ortaya çıkmıştır. Net bir pozisyon ortaya koyuyoruz. Her 2 meclis bu kararı aynı anda, eşzamanlı olarak kaldırsın'' dedi.
Çelik sözlerine ''Fakat esas mesele bunlar değil. Çünkü bunların çözümünün mümkün olabilmesi için bizim vizyonumuzu bunlarla sınırlı tutmaktan öteye geçmemiz lazım. Vizyonumuz bu saydığımız sorunlardan ibaret olursa bu sorunları şimdiye kadar konuştuğumuz gibi bundan sonra da konuşmaya devam edeceğiz, 500 yıl daha konuşacağız'' ifadesiyle devam etti.
Türkiye ile Yunanistan'ın üzerinde bulunduğu kıta parçalarının her yıl birbirine 2 santim yaklaştığına dair bir araştırma okuduğunu söyleyen Çelik, ''Yüzyıllar sonra Ege Denizi diye birşey kalmayacakmış. İki kıta birleşecekmiş. Dolayısıyla sorunlar kendiliğinden çözülmüş olacak ama biz aramızdaki imkan ve potansiyellerden faydalanmamış olacağız'' değerlendirmesini gündeme getirdi.
Çelik, ''Türkiye ile Yunanistan'ın konuşurken 2 ayrı monolog ile birbirleriyle anlaşmaya çalıştıklarını'' belirttiği konuşmasında, ''Türk-Yunan ilişkilerinin konuşulduğu dilde 2 monologun toplamı ve ortasının alınması gibi bir seçeneğin sözkonusu olamayacağını, kullanılan dilin tam bir diyalogu temel almasının gerektiğini'' vurguladı.

-ORTAK VİZYON-

''Türkiye ile Yunanistan ortak bir vizyona gitmek için önce ikili sorunlarını çözsünler, sonra ilerlensin diye beklersek yöntem doğru olmayacaktır, nitekim şimdiye kadar verimli sonuçlar doğurmadığı anlaşılmıştır'' ifadesini kullananan Çelik, ''Türkiye ile Yunanistan'ın tek bir siyasi vizyonla hareket edilen yaklaşım ortaya koymaları ve bu yaklaşım içerisine ikili sorunların yerleştirilmesi gerektiğini'' sözlerine ekledi.
Çelik, ''Akdeniz, Ege, Orta Doğu ve Balkanlar'da bizim Yunanistan ile hareket edebileceğimiz misyonlar var. Biz Yunanistan ile 2 devlet tek vizyon temelinde vizyonlar üretebiliriz'' diye konuştu.
''Böyle bir vizyonu inşaa ettiğimiz, istikşafi görüşmeler, Ege, Kıbrıs ve diğer konuları da bunun içine yerleştirdiğimiz zaman göreceğiz ki, esasında sorunlar varlıklarını devam ettirseler bile bunların hacmi küçülecek. Bizim bunları çözme yolundaki irademiz ise büyüyecek'' ifadesini kullanan Çelik konuşmasına şöyle devam etti:
''Bizim dönemimizde Türk dış politikası farklı bir dinamiğin içerisine girdi. Birtakım devletlerin kendi güvenliklerini, istikrarlarını ve zenginliklerini komşularını fakirleştirerek, güvenlik zaafı oluşturarak garanti altına alma gibi yaklaşımları vardır. Türkiye Orta Doğu, Balkanlar ve Kafkasya'da ortaya çakan, yerleşen bu yöntemin tamamen dışında yer alıyor. Türkiye, 'komşularımız istikrarlı, zengin, güvenliği tam garanti altında olmalı ki türkiye de zengin, istikrarlı ve güvenliği garati altında olsun' düşüncesindedir.
Biz fakir, güvenlik kaygısı taşıyan, istikrarsız komşular istemiyoruz. Bu sebeple özellikle bizim iktidarımız döneminde, Türkiye'nin en büyük 'ihraç ürünü' istikrardır. Türkiye yalnızca kendi iskrarını kendi zenginleşmesini garanti altına alan bir ülke değildir, tam tersine komşularına istikrar, işbirliği ve zenginlik ihraç etmek istemektedir.
Türkiye'de değişim denilen, hepimizin birlikte kazandığı, sıfır sorun, 'kazan-kazan' politikası gibi hepimizin birlikte güvenlik inşaa ettiği bir dış politika yaklaşımının ortaya konulmasıdır. İstikrarın bu şekilde temin edilmesidir.
'Dış politikada değerler yoktur, çıkarlar vardır' anlayışına kesinlikle itibar etmiyoruz. Değer eksenli bir dış politika yapıyoruz ve ahlaki duruşun dış politikamızın çok önemli, vazgeçilmez bir boyutu olduğunu her durumda göstermeye çalışıyoruz''.

-''EGE, AKDENİZ, ORTA DOĞU VE BALKANLAR'DA ORTAK MİSYONLAR ÜRETEBİLİRİZ''-

Çelik ayrıca, ''Türkiye'nin Mezapotamya'yı bir zenginlik havzası haline getirmeye çalıştığını'' da belirttiği konuşmasında, ''Düşünebiliyor musunuz, bu zenginliği Ege'ye bağlayabiliriz. Yunanistan bizim üzerimizden bu zenginlik havzasına ulaşabilir'' dedi.
''Yunanistan ile birlikte Ege, Akdeniz, Orta Doğu ve Balkanlar'da ortak misyonlar üretebiliriz'' diyen Çelik, ''Mesela, Gazze ve Mavi Marmara gemisine yapılan saldırı konusundaki dayanışmamız bunun ipuçlarıdır'' diye konuştu.
Çelik, ''Türkiye ile Yunanistan'ın ikili sorunlarının da büyük vizyonun parçası haline getirilerek küçültülebileceklerini, üzerinde durulan noktanın sözkonusu sorunlar olması halinde ise bütün bu vizyonun yok edileceğini'' sözlerine ekledi.
''Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkinin tarihsel, stratejik, ekonomik çıkar ilişkisine indirgenemeyeceğini, iki ülke arasındaki ilişkinin varoluşsal nitelik taşıdığının'' altını çizen Çelik, ''Varoluşsal ilişkiden kasıt şudur; Türkiye daha çok zenginleşmek istiyorsa bu, Yunanistan ile beraber, ortak misyon üreterek mümkün olacaktır. Yunanistan zenginleşmek istiyorsa, bunu ancak Türkiye ile işbirliğinde bulunarak yapabilir. Buradaki bağ bizim tercih kullanabileceğimiz bir bağ değildir'' dedi.
Çelik, ''Yunanistan ile yakalanan diyalog ortamının geçmişe kıyasla çok önemli bulunmakla birlikte yeterli olmadığını'' kaydederek, ''Biz, çok daha büyük bir vizyondan bakıyoruz. Türkiye ile Yunanistan'ın ortak vizyon üretmesi ve saydığım bölgelerde birlikte hareket edilmesi gerekildiğini düşünüyoruz'' ifadesini kullandı.
ELİAMEP Toplantısı'na da değinen Çelik, ''İçeride söyleyip de dışarıda söylemediğim hiçbir şey yok. İçeride ne söylüyorsam dışarı çıktığımda Anadolu Ajansı'na da aynısını söylüyorum. Bu kadar şeffaf bir politika yapıyor, net görüş ortaya koyuyoruz. Bu; bizim kendi vizyonumuza olan güvenimiz, Yunanistan ile ortak vizyona verdiğimiz önemin ifadesidir'' diye konuştu.
''Biz ortak ve büyük bir vizyondan bahsettik. İkili sorunları bunun içine koyalım dedik. Bazı arkadaşlar ise ikili sorunlar çözülmeden diğer noktaya geçemeyiz gibi birtakım fikirlerini dile getirdiler, Korvet geçişleri ve it dalaşlarından bahsettiler'' diyen Çelik, şöyle devam etti:
''Türkiye'nin ordusu 10 yıl öncesine göre çok daha kuvvetli ve bölgenin en güçlü ordusu. Afganistan, Lübnan ve dünyanın başka yerlerinde barış misyonları üstlenmekte. PKK'ya karşı yapılan operasyonlarda, strateji uzmanlarının 'kış şartlarında yapılamaz' dedikleri operasyonları yapabilecek, dünyadaki ilk 5 ordu arasında sayılmıştır.
İkinci olarak, 10 yıl öncesine göre Türk ekonomisi daha çok güçlenmiştir. Biz bugün G20 ülkesiyiz.
Yine 10 yıl öncesine göre dış politikamız daha da güçlenmiştir. Bugün çok boyutlu bir dış politika izliyoruz. Rusya-Gürcistan arasındaki savaşta arabulucu olmaktan, İsrail-Filistin meselesine, Suriye-İsrail görüşmelerine kadar bir çok alanda varız.
Sonuçta, Türkiye 10 yıl öncesine göre daha da güçlenmiştir ve bununla doğru orantılı olarak Yunanistan'a daha çok barış eli uzatmaktadır.
Türkiye güçlendikçe Yunanistan ile barış yapma iradesi de güçlenmektedir. Bu temel Yunan yaklaşımına aykırıdır. Türkiye'nin bugünkü gücünü Yunanistan'ın aleyhine kullanacağı sanılmıştır. Halbuki, bugün Türkiye güçlendikçe barış konusunda da daha güçlü bir irade sergilenmektedir.
Sayın Başbakanımız Tayyip Erdoğan ile Sayın (Yorgo) Papandreu tarafından ortak üretilen siyasi iradenin, tam bir siyasi vizyon ve işbirliğine dönüşmesi için belki biraz daha vakite ihtiyacımız var. Ama, biz, işbirliği imkanlarından yola çıkıp, bu çerçeve içinde sorunları küçültebileceğimizi düşünüyoruz.
Tam tersine bu sorunlardan yola çıkıp 'bunları çözdükten sonra işbirliği olur' yaklaşımının, işbirliğinin sürekli erteleneceği anlamına geleceğini söylüyoruz.
Açık konuşuyorum, toplantıda (ELİAMEP) içeride ne diyorsam, dışarıda da onu söylüyorum. Yunanlı siyasetçi arkadaşlarımdan da aynı açıklığı bekliyorum. Siyasetin kamuoyuna liderlik etmek gibi bir görevi de vardır.''
Çelik, ''AK Parti'nin Türk-Yunan ilişkilerinin iyileşmesi yönündeki adımlarının devrim niteliğinde olduklarını'' vurguladığı konuşmasında, ''Biz iktidara geldiğimizden beri hergün devrim yapıyoruz. Devrim yapmaya alıştık. Ortaya koyduğumuz bu vizyona aynı şekilde bir vizyonla karşılık verilsin. Çok büyük bir aşama kaydetmiş olacağız'' şeklinde konuştu.
Sorular üzerine Türkiye'nin AB perspektifi konusuna da değinen Çelik, ''Türkiye'nin AB'ye tam üyelik hedefi devlet politikasıdır, hükümetlerin tercihi değildir. AB'ye tam üyelik konusunda da Türkiye'ye ayrıcalıklı bir yaklaşım istemiyoruz. Diğer müzakere yapan ülkeler hangi şartlarda müzakere yapıyorlarsa, biz de o şartları istiyoruz'' dedi.
''Akdeniz Birliği'nin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olanlar tarafından önerilen alternatif bir Birlik olduğunu'' belirten Çelik, ''Biz AB'ye tam üyelik hedefi dışında ne imtiyazlı, ne ayrıcalıklı ortaklık, ne de başka bir Birlik'in üyesi olmayı kabul etmiyoruz. Bir Birlik'in üyesi olunacaksa, bir yerde bir Birlik kurulacaksa, Türkiye buna kendi iradesiyle katılır veya katılmaz. Bunun bize alternatif, siyasi oluşum olarak getirilmesi halinde bu bizi hiç ilgilendirmez'' ifadesini kullandı.
''AB'nin, birtakım çevrelerin ifade ettiği gibi, Türkiye'nin nüfusu büyük, Müslüman bir ülke olduğunu ve AB'ye girmesinin istenmediği de söyleyebileceğini'' kaydeden Çelik, ''Böyle bir şeyin olması halinde Türkiye'de, herkesin korktuğu gibi bir eksen kayması olmayacağını'' vurguladı.
Çelik, ''Türkiye Kopenhag kriterlerine Ankara kriterleri, Maastricht kriterlerine de İstanbul kriterleri der ve bu kriterleri yerine getirir. Türkiye'de değişim başlamıştır. Türkiye için değişim bir tercih değil, zorunlu istikamettir ve Türkiye buna her halükarda devam edecektir'' dedi.
''Türkiye ile Yunanistan'ın vizyonu'' konusuna da atıfta bulunan Çelik, ''Şimdi biz büyük bir vizyon ortaya koyalım derken çok mu naif davranıyoruz? Biz çok büyük bir imparatorluk içinden geliyoruz ve tarihin her türlü engelini, yüzünü gördük. Büyük bir vizyon ortaya koyalım diye ikili sorunları görmezden gelecek kadar saf ve naif değiliz ama diyoruz ki; yöntemi değiştirmezsek sorunları çözemeyeceğiz. Diyorlar ki, Türkiye-Yunanistan-Kıbrıs arasında bir havza oluşturalım. Burada bir işbirliği ve vizyon oluşturalım dersek, oradan birşey çıkmaz. İşbirliği, balıkçılıkla sınırlı kalır ama, Ege, Kıbrıs ve diğer sorunlar ortada kalır. Gündem maddesi 4'ü geçmez. En küçük vizyon olarak Türkiye ile Yunanistan arasındaki işbirliğini Tuna-Kızıldeniz-Mezapotamya olarak belirlersek -ki bu en küçük dairedir- Türkiye ile Yunanistan'ın ortak konu sayısı 13-14'e çıkacak, bunlardan sadece 3 ila 4'ü negatif konular olacaktır. Türkiye ile Yunanistan arasında 4 konu olsun, bunlar da aramızdaki sorunlardan ibaret olsun... bunu mu tercih etmeliyiz? Hayır. Benim söylediklerim siyasi saflık değildir'' şeklinde konuştu.
AB içindeki gelişmelere de değinen Çelik, ''AB'nin ortak bir tarihi var denildi. AB bugün niçin bizim için cazibe merkezidir? Evrensel siyasi ve ekonomik değerleri temsil eden bir siyasi Birlik olduğu için. Eğer AB, kendisine atfedilen bu siyasi statüyü üye ülkelerin ortak tarihine indirgerse o zaman sadece bir Hristiyan kulübünden ibaret olur. Hatta daha da ileri gidersem; bir Fransa - Almanya birliği olur. AB'nin içinde herşey güllük gülistanlık mı? Giderek hantallaşıyor. Büyük ve küçük ülkeler arasındaki sorunlar giderek artıyor, karar mekanizması da giderek zorluk çekiyor'' dedi.
''AB'nin evrensel düzeyde değerleri temsile devam etmek istiyorsa, evrensel düzeyde strateji üretmesi gerektiğini'' söyleyen Çelik, ''Türkiye'ye ihtiyaç var. AB'nin, alternatif teşkil eden Akdeniz Birliği önermesi, bunu kabul etmeyecek olan Türkiye'nin zararına değildir. AB'nin vizyonundaki bir düşüşü, küçülmeyi ifade eder'' diye konuştu.
Çelik, ''Kıbrıs müzakerelerine Türkiye'nin de dahil olup olmayacağı'' yönündeki bir soruya karşı, ''Biz, BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde önereceği her türlü formatta görüşmeye hazırız. Genel Sekreter hangi konularda görüşülmesini istiyorsa, biz bu konuda Türkiye olarak pozitif katkı vermeye hazırız'' ifadesini kullandı.
Yine sorular üzerine, ''Ordunun siyasetteki rolü'' konusuna da değinen Çelik, ''Ordunun iç siyasette rolü neyse dış siyasette de aynıdır. Bizim dönemimizde hükümet - ordu, siyaset - ordu ilişkileri çağdaş demokrasilerde olması gerektiği gibi yönetilmektedir. Ordunun siyasetteki görevi yönetmek değil, siyaset yapan hükümete güvenlik sağlamaktır. Ordunun esas görevi ülke güvenliğidir. Son kararları her zaman hükümet verir'' dedi.
Çelik, ''Ege konularında geri adım atılıp atılmayacağı'' yönündeki soruya da, ''Bu soru her iki taraf için geçerli. Daha büyük bir vizyon üretmezsek, iki taraf da bu dar çerçeveden, menfaatlerden geri adım atmaz. Birbirlerine doğru pozitif hamle yapamama durumunu sürdürmüş olurlar. Vizyonun çerçevesinin büyük tutulması halinde, belki de daha büyük menfaatlerimiz olduğunu göreceğiz'' yanıtını verdi.
''Gri bölgeler'' konusuna da değinen Çelik, ''İspanya ile Portekiz arasında da gri bölge meselesi sürüyor. Eğer, İspanya ile Portekiz, 'Biz bu sorunları çözmeden asla yanyana gelmeyiz' deselerdi, bugün AB üyesi olmazlardı. Daha büyük bir vizyon ürettiler, yine bu konuları görüşmeye devam ediyorlar. Bu onların AB içindeki işbirliğini ve her 2 tarafın kazancına olan büyük bir vizyonu üretmelerini engellemedi'' dedi.
''Gazze ile Mavi Marmara gemisine saldırı'' konusuna da atıfta bulunan Çelik, Yunan halkına gösterdiği dayanışma için teşekkürlerini sundu ve ''Gazze meselesi de ortak bir misyon üretebileceğimizin göstergesidir'' ifadesini kullandı.
''Güvenlik tehdidi'' ile alakalı da konuşan Çelik, ''Bizim açımızdan Yunanistan bir tehdit değildir. Yunanistan komşudur ve bizim stratejik ortağımız olarak görmek istediğimiz bir ülkedir. Sözkonusu vizyonu gerçekleştirdiğimiz zaman göreceksiniz ki, Türkiye'yi büyük tehdit olarak algılamaktan çok, yarın bir gün -ki, bunu hiç istemem ama- Yunanistan'a başka bir ülkeden tehdit geldiği zaman Türkiye'yi Yunanistan'ın yanında bulacaktır'' diye konuştu.

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 02:55

İLGİLİ HABERLER