Medya
  • 29.9.2006 03:28

AHMET HAKAN, ERBAKAN'IN KIZINA TALİP OLDU MU?

AHMET HAKAN'IN HÜRRİYET'TEKİ YAZISI:

Erbakan’ın kızı meselesi


EN "beyaz"ından en "siyah"ına kadar...

Sokakta karşılaştığım her Türk’ün, iki dakikalık mesafeli muhabbetin hemen ardından, mahcup bir edayla da olsa, "Kızmayın ama size bir şey soracağım. Siz Erbakan’ın kızına talip olmuş muydunuz?" diye sormasından...

En "liberal"inden en "sofu"suna kadar...

Sokakta karşılaştığım her okuryazarın, konuştuğumuz konu ne olursa olsun, eninde sonunda mevzuyu "Erbakan’ın kızı meselesi"ne getirmesinden...

Kiminin büyük bir sıkılganlıkla... Kiminin müthiş bir pervasızlıkla...

Bu "mesele"yi açma iştahından...

Ne adap, ne usul bilen bazı internet sitelerinin, yani "serbest atışla kişisel tatmin odakları"nın, bu "şehir efsanesi"ni fırsat düşürdükçe dillerine dolamalarından...

"Değiştin, çünkü Erbakan sana kızını vermedi" basitliğinin, giriştiğim fikir tartışmalarının bile nirengi noktası haline getirilmesinden...

"Değişmedin, çünkü sen vakti zamanında Erbakan’ın kızına talip olmuş adamsın" banalliğinin her polemiğin ortasına güm diye düşmesinden...

Bıktım! Bıktım! Bıktım!

Bir yanıyla bir gazeteci olarak beni kategorize etme gayesi güden...

Bir yanıyla ise "karşı taraf"ın haklarını alabildiğine ihlal eden...

Bu 6 yıllık can sıkıcı iddiayla ilgili olarak son bir kez, güçlü bir şekilde hesaplaşmak istiyorum.

Biliyorum, "Köşeler babalarımızın malı değildir".

Ancak...

Bu yazı meşruiyetini, "baba malı" olmayan bu "köşe"nin, böyle bir iddiayla, bir biçimde töhmet altında tutulmak istenmesinden almaktadır.

***

Hem ant içerim... Hem yemin ederim... Hem de kasem ederim ki:

Adına ister "isteme", ister "talep etme", isterse "görücü gönderme" deyin...

Söz konusu olay, asla ve kat’a vuku bulmamıştır.

Bırakın vuku bulmasını...

Aklın ucundan dahi geçmemiştir.

Yani... Ne "Kuyu başına durmak" diye bir şey söz konusudur, ne de "Zordur almak bizden kızı" şeklinde bir yanıt işitmek.

Tamam, bu hayli "elektrikli iddia" bundan 6 yıl önce, o dönem epey etkin olan bir gazetenin birinci sayfasını baştan sona, "haber" adı altında süslemiştir.

Ancak...

Gazetenin birinci sayfasını dolduran o "haber", noktasına virgülüne kadar yalandır, gerçek dışıdır.

Haberi yapan arkadaşa, hayli öfkeli bir ses tonuyla, "Neden böyle bir haber yaptınız? Hiçbiri doğru değil" denmiştir.

Ancak "arkadaş", büyük bir pişkinlikle, "Refah Partisi’ne yakın isimler bize bu haberi verdi" demiş, başka da bir şey diyememiştir.

Hadi kanıtı, belgeyi geçtik, haberin "bir numaralı öznesi"nin "yalan" diye haykırması bile hiçbir şey ifade edememiştir!

Ertesi gün haber devam ettirilmiştir.

Öyle ya da böyle, "iletişim dünyasının göbeğinde olmak" bile durumu kurtaramamıştır.

Net bir "çaresizlik" hali, alıp başını gitmiştir.

Sadece... "Ben çaresiz kalıyorsam, başkaları ne yapar" şeklinde bir efkar söz konusu olmuştur, o kadar...

***

Aslında şu sözüm ona "dini duyarlılık taşıyan çeşitli internet odakları"nda oturup yorumlar attıran şahıslara ve yapılan yorumları "denetleme" zahmetine katlanmayan "mücahit" kardeşlere söylemek istediğim şudur:

"Gıybet" haram mıdır arkadaşlar? Peki ya "iftira" atmak?

Hadi bu ikisini geçtik...

Birazcık kızdığınız bir adamın özel hayatına, Allah ne verdiyse girmek, milli spor haline mi geldi aranızda?

Ya da şöyle sorayım:

Tamam, kuldan utanma diye bir şey söz konusu değil, bunu anladık.

Peki ya "
Allah’tan korkma?"

Ona ne oldu dostlar?

Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 02:57

İLGİLİ HABERLER