Gündem
  • 6.10.2008 01:02

KURTLAR VADİSİ'NDEN TİYATROYA ÇOK ÖZEL AÇIKLAMALAR...

Hüseyin Avni Danyal, 1962 Trabzon doğumlu. 1985 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro-Oyunculuk Bölümü’nden mezun oldu. Çok sayıda tiyatro oyununda rol aldı. Sinema filmlerinde çeşitli karakterleri canlandırdı. Televizyon izleyicisi ise ona hiç yabancı değildi. 1982’de Dost Eller dizisi ile televizyona adım atan Danyal, 1993 yılında Ferhunde Hanımlar dizisiyle kendini gösterdi. Ardından bir çok dizide (Kurşun Yarası, Çemberimde Gül Oya, Aşka Sürgün vb.) çeşitli karakterleri canlandırdı.
Hüseyin Avni Danyal’ı televizyon ekranında en çok öne çıkartan rol ise Kurtlar Vadisi Pusu dizisindeki Yalçın Bulut karakteri oldu. Kendine has esprileri olan karakterin Memati ile diyalogları ise geçen sezon dizinin müdavimlerinin en çok dikkat ettiği sahneler oldu.
Kısa bir süre önce Tomris Giritlioğlu’nun yönettiği ‘Güz Sancısı’ filminde rol alan Hüseyin Avni Danyal’a tiyatrodan Kurtlar Vadisi’ne kadar çeşitli sorular yönelttik.
İşte sorularımız ve Danyal’ın yanıtları:
Türk tiyatrosunun şu an ki durumu ve geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz ? Sizce gereken önem ve destek veriliyor mu? Önerileriniz nelerdir?
Türk Tiyatrosu şu anda bence yeni bir yapılanmanın eşiğinde. Çünkü artık belli bir kuşak elini eteğini tiyatrodan çekmekte. Yeni tiyatrolar, yeni oyuncular, yeni bir sahneleme anlayışı söz konusu olmaya başladı. Bununla birlikte doğal olarak seyirci profili de değişti. Genellikle tiyatrocular için olumsuzluk ve rakip olarak görülen televizyon, tiyatroya fayda sağlamaya başladı. Dizilerde gördükleri oyuncuları sahnede canlı izleme isteği yeni bir seyirci kitlesi ortaya çıkardı. Bu da açıkçası tiyatro için yeni ve taze bir kan getirdi. Burada tek sorun yeni ve büyük prodüksiyonlar için mali kaynak bulma zorluğu. Maalesef televizyonlarda olduğu kadar tiyatroda sponsorluk söz konusu olamıyor. Onun için de doğal olarak küçük bütçeli ve az kişili oyunlara yöneliyorsunuz. Bu da sizin sınırlarınızı sıkıştırmaya yol açıyor. Örneğin şu anda hazırladığım projeye sponsor bulamadığımdan kendi şartlarımla gösteriyi gerçekleştiriyorum. Gönül ister ki büyük firmalar televizyon gibi tiyatroya da sponsor olup bu sanatı ayağa kaldırsınlar. Bu onların umurunda mıdır? Onu da bilemiyorum…..

Dizi ve film çalışmalarınızın yanı sıra tiyatroyu da ihmal etmediğinizi biliyoruz.
Yeni projeleriniz var mı tiyatro için?

Şu anda provaları süren Letafet adlı oyunumuzu 31 Ekim’de Muammer Karaca tiyatrosunda sergileyeceğiz. Oyunu Soner Olgun yazdı. Murat Karasu sahneye koyuyor. Zeynep Gülmez, Mert Yavuzcan, Galip Erdal ile birlikte oynuyorum.
Bir tiyatrocu olarak sahnedeki performansınız ile değil de bir dizi sayesinde toplumun bütün kesimleri tarafından tanınmış onlarca sanatçıdan birisiniz. Sizce buradaki yanlış nerede? İnsanların sizi tiyatrodaki performansınızla tanımasını mı isterdiniz?
Şimdi olaya şöyle bakmak lazım diye düşünüyorum. Bir oyunda gecede 300-500 seyirciye oynuyorsunuz.100 oyun oynarsanız 30.000 seyirci eder. Halbuki televizyonda bir gecede en az 25-30 milyon kişi izliyor. Mukayese yapmak çok zor. Tabii ki tiyatroda yaptığımız işlerle anılmak ve tanınmak isteriz. Ama başka bir açıdan bakarsak; televizyonda ya da sinemada da biz yine işimizi yapıyoruz. Başka meslek kollarındaki arkadaşlardan farkımız bu olsa gerek
Bir dizi, sinema veya tiyatro projesi teklif edildiğinde sizi en çok ne etkiler?
İlk olarak anlattığı hikaye ve benim o hikayeye olan katkım.
Dizi sektörünün yükselişi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Ülkenin bu ekonomik şartları içinde en ucuz eğlence televizyon olduğu için bu dizi sektörünün asla azalmayacağını hatta giderek artacağını düşünüyorum.
Setlerde geçen uzun zaman dilimi sizi oyuncu olarak nasıl etkiliyor?
Bir oyuncunun sette yaptığı en iyi iş ‘oyunculuktan daha çok beklemektir’ diye düşünüyorum )
Oyunculuk anlamında sizi etkileyen aktör var mı? Yada sizi en çok nasıl bir karakteri oynamak oyunculuk adına mutlu eder ?



Tabii ki Türkiye’den ve yurt dışından çok beğenerek izlediğim ve örnek aldığım oyuncular var. İsimlerini uzun uzun saymayayım. Unuttuklarım bana gücenmesin diye. Düz çizgide gitmeyen bolca iniş çıkış gösteren karakterleri oynamak daha çok keyif veriyor.
Yıllardır süren oyunculuk hayatınıza rağmen son dönem sadece bir dizi sayesinde bu kadar anılmak sizi mutlu ediyor mu ?
Çok fazla izlenen bir dizide oynamanın sonuçları bunlar. Sadece bir dizi olarak görmüyorum. Bu kadar olmasa da daha önceki Hatırla Sevgili ve Aşka Sürgün dizilerinde de sokaktaki insanların ilgisine maruz kalıyordum.
Kurtlar Vadisi dizisinde çok keskin ve ne yaptığını bilen bir karakteri canlandırıyorsunuz, gerçek hayatta da böyle misiniz?
Ne yaptığını bilen olabilir ama o kadar sert ve keskin biri olduğumu düşünmüyorum. Belki de bu sorunun cevabını beni tanıyanlar vermeli
İzleyiciler dizideki karakteriniz Yalçın Bulut’un patronuna bu kadar sadık olmasını sorguluyor. Gerçekten patronu için ölecek insanlar var mı? Şu ana kadar Yalçın Bulut ile patronu arasında hiç para meselesi geçmedi. Yani senaryoya göre patronunuza para için bağlılık sergilemiyorsunuz. Karakterinizin bu bağlılığının sebebi nedir?
İnanmak ve yaşamını adamak. Var oluşunun nedeni bu Yalçın Bulut’un. İçinde bulunduğu dünyada güven duyacağı eski ve bir tek dost onun yaşamının şifresi. Böyle haberleri gazetelerde her gün okuyoruz. Başkalarının yerine hapishanelerde yatan yüzlerce insan var.
Şeytanın Pabucu filminde de rol alıyorsunuz. Kurtlar Vadisi’ndeki karakteriniz ile
filmdeki karakterinizi yan yana getiren izleyiciler çok mu şaşıracak?

Oldukça şaşıracaklarına eminim. Çünkü burada da tamamen hayatını insanları kazıklamak üzere kuran bir üçkağıtçıyı oynuyorum.
Güz Sancısı filminde yıllar sonra yönetmen koltuğuna oturan Tomris Giritlioğlu ile çalıştınız. Proje size geldiğinde neler düşündünüz? Giritlioğlu, yönetmen olarak yapımcılıkta olduğu kadar başarılı mı sizce ve rolünüz hakkında kısaca bilgi verir misiniz?
Sayın Tomris Giritlioğlu ile yapımcı /oyuncu olarak çalışmadan önce TRT de daha önceleri yönetmenliğini yaptığı birçok projeyi çok beğenerek izlemiştim. Daha sonra yan yana gelerek çok güzel işlere imza attık. Yönetmen olarak ilk kez Güz Sancısı’nda çalıştık. Öncelikle şunu söylemeliyim; yönetmenliği yapımcılığından daha yumuşak. Oyuncuyla ilişkisi çok iyi ve ortak bir dil yakaladığınızda her şey bir anda rahatlıyor. Yapımcı olarak sorumlulukları daha fazla olduğu için ve her şeyle bizzat meşgul olduğundan genellikle yönetmenliğinden biraz daha gergin olduğunu söyleyebilirim.
6-7 Eylül olayları uzun bir süredir benim de ilgimi çeken bir konuydu. Adnan Menderes rolü için araştırmalar yaparken de bu konu önüme gelmişti. Yakın tarihimizin hala aydınlatılamayan yönlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle hikaye ve rol benim için çok uygundu. Onun içinde kararımı çabuk verdim. Filmde canlandırdığım Kenan karakterine gelince; olayların nedenini ve alt yapısını hazırlayan devletin eli diyebiliriz.



Kurtlar Vadisi gibi dizilerin Türk toplumu üzerinde olumlu ve olumsuz etkilerinin olduğu sürekli yazılıp çiziliyor. Peki diziler oyuncular üzerinde herhangi bir etki bırakır mı?
Yaşamını ve kendini bir yere koyamamış kötü oyuncuları etkiler diye düşünüyorum. 25 yıldır sahnede yüzlerce rol oynadım. Bir sürü TV dizisinde farklı karakterleri canlandırdım. Eğer her bir rol beni etkileseydi sizce şu anda ruh ve sinir hastalıklarında tedavi olmam gerekmiyor muydu?
Toplumun dizilerdeki karakterleri gerçek hayatla karıştırmasını hangi nedenlere bağlıyorsunuz?
Tamamen cehalete bağlıyorum. Aynı dizinin içinde doğru yaşam adına başka cümlelerde kurulduğu halde diziden olumsuz olanı süzüp ‘özendim de vurdum’ demeyi aklım almıyor doğrusu.
Güncel gelişmeleri takip eder misiniz? Mesela, siyasette neler oluyor, ekonomide neler oluyor gibi...
Mümkün olduğu kadar takip etmeye çalışıyorum. İşimiz tiyatro olunca ülkenin ve dünyanın gelişmelerinden uzak kalamıyoruz.
Hayata bakış anlamında siz kendinizi nasıl tanımlarsınız?
İşimi çok seviyorum ve sahneye çıktıkça kendimi yenileyip büyütüyorum. Bu ülkede işini yapıyor olmak çok ayrıcalıklı ve özel bir şey diye düşünüyorum. Mutlu ve huzurlu olmak ve insanları mutlu etmek genel tanımım olabilir diye düşünüyorum. Ülkemin gerçeklerinden uzaklaşmadan hayata hep tiyatro olarak bakıyorum.
Teşekkür ederiz…
Televizyon Gazetesi / Engin Medya

İLGİLİ HABERLER