AKP'Lİ DÜLGER'DEN ŞOK AÇIKLAMALAR
AKP'li Mehmet Dülger'in katıldığı Basın Kulübü büyük ses getirdi... HABERTÜRK TV'de Melih Meriç'le Basın Kulübü'nde gazetecilerin sorularını cevaplayan Dülger, "AKP her istediğini Cumhurbaşkanı seçemez" dedi. Dülger'in açıklamalarının geniş özeti:
TÜSİAD'IN ELEŞTİRİLERİNİ SİNEYE ÇEKMEK GEREK.
Mustafa Koç'un konuşması tabiidir. Tabi ki tenkid olacak. Sineye çekmek lazım. Ha orada tenkitlere cevap vermek icap ediyorsa, ben başbakanı çok yüksek bir seviye olarak telakki ediyorum. Parti sözcüleri olsun, parti grubundaki arkadaşlarımız olsun, başbakan yerine onlar bir şeyler söyleyebilirlerdi. Tüsiad Türkiye'nin çok seçilmiş, çok başarılı işamadamlarının kaymağını toplamış bir yer. Tüsiad'dan Türkiye'nin sanayileşmesiyle ilgili görüşlerini de beklerdim... Sadece rektör değil, herhangi bir adamla böyle bir tevkifle karşı karşıya kalabilirdi. Bu durumda bu kişiyi hemen hakimin önüne çıkarıp, yargının kararını beklemek lazım.
BAŞBAKAN'IN HER KONUDA KONUŞMASINI DOĞRU BULMUYORUM.
Başbakanın altında iyi polislerin, kötü polislerin olması lazım. Her konuda başbakan konuşmamalı. Onun altında birileri konuşmalı. Başbakan bir transatlantiktir. Balıkçı teknesinin yanaştığı yere yanaşmaması lazım. Demirel televizyona çıkacağı zaman konuşmasını hepimize dağıtırdı. Biz o konuşmayı tartışır görüşlerimizi söylerdik. Demirel kamuoyuna televiyona bu toplantı doğrultusunda açıklama yapardı. Ben şimdi başbakanın erdoğanın böyle bir mekanizması var mı, bilmiyorum.
AKP'DE,MİLLİ GÖRÜŞ GÜNDEMİNİ EMPOZE ETMEYE KALKARLARSA KÜLAHLARI DEĞİŞİRİZ.
Ben Doğruyol partisinin 3 numaralı adıydım. Ben genelmerkezde nasıl bir politika yapılması gerektiğini bilirim. Bence partinin belirli zeminlere ihtiyacı var. Politika oluşturmak için. Hepimizin kabul edeceği üzere AK Partide şu anda Fazilet partisinden, Doğruyol partisinden, anap'tan, MHP'den gelen farklı görüşlerde arkadaşlar var. Şöyle bir davranış içerisinde bulunduk, yani biz geldiğimiz partilerin hüviyetini, o aidiyet ceketini dolaba astık. Ben mesela Ceza Kanunu'nda Zina konusunda beyanlarda bulunmuştum. O zaman ben partimiz henüz pişmemiş aşure gibi demiştim. O zaman demek istemiştim ki, aşurenin içindeki unsurlar, aşureyi meydana getiren unsurların içinde fasulye tadını, nohut tadını, buğday tadını, incir,nar tadını teker teker almazsınız, o bir başka lezzettir ve yeni bir lezzettir. E şimdi fasulye varlığını hissettiriyorsa, nohut varlığını hissettiriyorsa, buğday varlığını hissettiriyorsa, bu henüz pişmemiş demektir. Ayrıca chp'den gelen arkadaşlarımız var. Siz herhangi bir siyasi karar aldığınız zaman daha evvel mensup olduğunuz partinin optikleri içerisinde bir takım çözümler getirirseniz, ve bunun kabulunu diğerlerine empoze etmeye kalkışırsanız, o zaman KÜLAHLARI DEĞİŞİRİZ. Yani ben Doğruyol kökenliyim ama ben Dyp kaftanını astım. Burada kolkola girip on adım attıktan sonra bana Refah Partisinin veya Fazilet partisinin bir hususunu empoze etmeye kalktıklarında o zaman KÜLAHLARI DEĞİŞİRİZ. Parti kendi içinde, değişik eğilimlerden gelmiş kişileri temsil edecek bir grup oluşturarak, siyaseti, fikriyatı orada oluşturup herkesin mutabatını almalı, böylece herkes partinin politikasını müdafaa eder. HENÜZ DAHA BUNUN YAPILDIĞINI SÖYLEYEMEM. Refah partisi kökenli bazı arkadaşlar var,belediyelerde. Onlar oralarda bir takım empozizasyonlarda bulunuyorlar. Kararlarını oralarda empoze ediyorlar. Ama bunu türkiye genelinde bir olay olarak görmüyorum.
AK PARTİ'DE FARKLI GÖRÜŞLERİN DİLE GETİRİLECEĞİ PLATFORM OLUŞTURULMALI, GÖRÜŞLERİMİZİ DİLE GETİRECEK ZEMİN ARIYORUZ.
Rahmetli Babam, Demokrat partide bakan değildi, genel merkezde de görevi yoktu. Ama rahmetli Adnan Menderes, çevresinde bakan veya genelmerkezde olmayan kişilerin görüşlerini alırdı. Ve parti politikası öyle oluşturulur ve genel idare kurulunda tesbit edilirdi. bu insanlar hiç bir korkuları olmadan görüşlerini fütursuzca söylerlerdi. Ben şimdi BÖYLE BİR YAPILANMANIN AKPARTİ İÇİNDE OLMASINI İSTİYORUM.Karar mekanizmasını oluşturacak bu grubda, AKPARTİyi oluşturan farklı grupların oranları nisbetinde temsil edilmeleri gerekir. O zaman sıkıntıların büyük bir kısmı azalır. Bu çok hayatı bir husus. AKPARTİ oluşum sürecinde...
MUHAFAZAKAR DEMOKRASİ DENİLDİ AMA O TOPLANTIYI YAPAN ARKADAŞLAR LİBERALDİ.
AK Parti camiasının henüz çok mütacanis olmadığını kabul etmek lazım. Yani eski reflekslerin bir kısmı burada ifadesini bulabilir. Bunu da müsamaha ile karşılamak lazım ama bir yerden sonra bir müşterek zemin oluşturmak gerekiyor. Mesela bunların yapıldığı konulardan biri partinin tanımlamasına ilişkindi. AK Partinin kimliğini tanımlarken muhafazakar demokrasi teması etrafında bir tanım yapıldı. Ve konu için bir toplantı düzenlendi. Ama o toplantıyı yapan arkadaşlar hep liberaldi. Ama yani, Muhafazakar demokrasi nedir, işin teorisinde böyle bir şey var mıdır yok mudur, o da tartışmalı. Ama buna benzer meselelerde AK Parti kendi fikriyatını ve politikalarını belirleme ihtiyacındadır. Yani BUNLARIN KAFİ DERECE YAPILDIĞI KANAATİNDE DEĞİLİM. Bir yerden sonra şöyle yapılacak böyle yapılacak deniyor. Biraz işlerin arkasından gidiyorsunuz. Yukarıda sözünü ettiğim böyle rahat tartışma zeminlerine ihtiyaç var.
MEDYAYI TEKZİB ETMEK YANLIŞ.
Medya ile ilişkiler çok önemli.Siz medyaya kendinizi anlatmalısınız. Eğer yine yanlış yazılıyorsa, arayıp bilgi vermelisiniz. Ama asla tekzip etmemelisiniz. Yoksa yanlış olur. Bilgi vermek ve hoşgörü ile karşılamak gerekir.
BAŞMÜZAKERECİ GİBİ BİR BAŞTANITICI OLMALI. BAŞBAKAN TEK BAŞINA YETMEZ.
Nasıl Avrupa ile müzakereler için başmüzakereci atadıysak, hükümetin politikalarını, Türkiye'yi de dünyaya anlatmak için bir baştanıtıcı atanmalı. Başbakan seyahatlere çıkıyor anlatıyor ama bence bu yetmez. Başbakan tek başına yetmez. Bu iş için ayrıca bir görevlendirme yapılmalı.
AKP İSTEDİĞİ KİŞİYİ CUMHURBAŞKANLIĞINA SEÇEMEZ.
Giderayak cumhurbaşkanını seçmek yanlış diyorsak, o zaman bence cumhurbaşkanını halka götürelim, isteyen aday olsun, halk seçsin. Cumhurbaşkanlığı seçimine 1.5 sene var, şu andaki tartışmayı mevcut cumhurbaşkanına saygısızlık olarak niteliyorum. Türk geleneğinde çifte hakimiyet var. Amerikalıların check and balance dedikleri denetleme ve dengeleme mekanizması. Padişah fetva alıyor. Yani üstün değerlerden referans alıyor. Bu çok önemli. Cumhuriyette ise bana göre bu işe ya senato o yoksa cumhurbaşkanı görecek. Çünkü cumhurbaşkanı Türkiye'nin tarih ve devlet hafızası olan bir sivil yerdir. Biz de Atatürkten sonra devlet ve tarih hafızası ne yazik ki hırpalanmıştır. Biz sivil ve demokratik bir toplum olarak devletin hafızasını cumhurbaşkanına vermeliyiz. Cumhurbaşkanı olacak kişi için, mecliste teşekkül ettirilen farklı görüşlerden birini dayatmaya olursa ona karşı sesinizi çıkartırsınız. Bu olmaz. Mutlak surette sesinizi çıkarırsınız. ( soru: yani akp her isteğini cumhurbaşkanı seçemez mi demek istiyorsununuz. ) cevap: SEÇEMEZ, SEÇEMEZ. Mutlaka bu iş bir şekilde konuşulacak. Şimdi zamanı değil ama AKP bunun için önce kongrelerini bitirecektir. Bunu tartışacaktır. ( soru: Akp'nin milli görüş kökenli birisini cumhurbaşkanlığına seçeceği kaygısı var. Siz ne diyorsunuz.? ) Cevap: HİÇ SANMIYORUM. HİÇ SANMIYORUM ÇÜNKÜ, o konudaki fikriyatı çok belirli bir kişinin cumhurbaşkanlığına aday olacağını zannetmiyorum. Çünkü Akparti bu tür bir yola giderse, kendi içinde , kendi bünyesinde sıkıntıya gireceğini bilir. ( soru: yani siz diyorsunuz ki, cumhurbaşkanının milli görüş geleneğinden gelen birisinin olmaması lazım, öyle mi? ) cevap: Olmaz diyorum. olmaması lazım demiyorum, olmaz diyorum, zaten parti bunu yapmaz diyorum.
3 KASIM ÇOK İSTİSNAİ BİR SEÇİMDİ, TEPKİ SEÇİMİYD. AKP'NİN ÇOK CİDDİ BİR SEÇİM GÖRMESİ LAZIM.
parti tecrübesi ancak böyle oluşabilir. 3 kasım çok istisnai bir seçimdi. Diğer partilerin durumu çok kötüydü. Tepki seçimiydi. Ben önümüzdeki seçimin alternatif projeler arasında bbir seçim olacağını inanıyorum. işte bu nedenle bu seçim AkParti için ilk defa ciddi bir seçim olacaktır. Bakın 3 Kasım bir tepki seçimiydi. Demokrat parti, adalat partisi ve anavatan partisi hep bir reaksiyonla geldi. Ak parti de bir reaksiyondur. Tepme'dir. Teptiğinizde camı çerçeveyi yıkarsınız. Hayır onun yerine bu. Yani tercihle seçim olmalı, tepki ile değil.
KIRMIZI ÇİZGİ POLİTİKASI YANLIŞ. KIRMIZI ÇİZGİ MİZGİ KALMADI. KIBRIS ZİRVESİ YAPARAK KIRMIZI ÇİZGİLERİMİZ İLAN ETTİK, BUNDAN BÜYÜK HATA OLAMAZ.
Türkiye, güneydoğu, ırak, kıbrıs politikasını genellikle askere bıraktı. AB süreciyle beraber biz ihtilaflı meseleleri müzakere yoluyla halletme yolunu benimseme durumunda kaldık. Ama henüz tam bunu benimseyemedik. Çünkü bir diyalog aramayız, müzakere aramayız. Müzakerede bir mutabakata varmanız için karşılıklı taviz vermeniz lazım. Dikkat ederseniz bu üç alanda da bizim kırmızı çizgilerimiz var. şimdi müzakere esasına dayalı bir politikayı benimsiyorsanız, kırmızı çizgi sözkonusu olamaz. biz sizle ihtilaftayız. Müzakere edeceğiz. Ben diyorum ki Şakir bey ( karşısında şakir süter oturuyor) benden palto mu isteyebilir, verebilirim. ceketimi de veririm, kratavatımı da veririm, gömleğimi de veririm. Dur orda ! Arkadaş ben bunu eğer ilan edersem, arkadaş benim kırmızı çizgim fanilamdır dersem, o zaman benim fanilamı istersiniz. Halbuki biz müzakere etseydik belki bir paltoyla kurtarabilirdik. Kırmızı çizgiyi ilan ettiğiniz zaman, bakın kıbrıs müzakereleri için en yukarıda ankarada zirve yaptık. Cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı kıbrısı zirvede konuştu. ve Türkiye'nin kırmızı çizgilerini kamuoyuna ilan etti. Bundan daha büyük bir yanlış olamaz. Şu olursa olur, bu olmazsa olmaz diye ilan ettik. Ne oldu Kürt devleti kurulması bizim için kırmızı çizgiydi. Ne oldu, çizgi mizgi kalmadı. Ordunun kırmızı çizgisinin olması çok normaldir.Çünkü ordu müzakere yapamaz, onun işi değil. o müzakere kurumu değil. Kuralı koyar, geçersen yanarsın der. Ama siyasetçinin kırmızı çizgi koyması yanlış, müzakere yolunu seçmeli.
KIBRIS'TA LİMANLAR, RUM KESİMİ BAYRAKLI AMA SAHİBİ ALMAN, HOLLANDI OLAN GEMİLERE AÇILABİLİR.
kıbrısta adım adım gidilmeli. Mesela Liberya gibi Rum tarafı bayrak veriyor. Kime veriyor, mesela alman armatörü, hollanda armatörüne bayrak veriyor, düşük vergi nedeniyle. ilk etapta Rum kesimi bayraklı ama sahibi alman olan, hollandalı olan gemilere giriş izni verebilirsiniz. Bu küçük adımlar konuşuluyor. Siz bu izni ruma vermiyorsunuz, diyorsunuz ki, sahibi hollandalı olan gemiye rum bayrağı taşısa da girişine izin veriyorum diyebilirsiniz. Bunu yaparsanız ne olur, alman armatörün alman hükümetine baskısı biter. Böylece bir rahatlarız. alman hükümeti size kıbrıs meselesinde şunu yapın diye baskı yapmaz. Şimdi futbol maçı bile yapamıyorsunuz Kuzey Kıbrıs olarak. Dersiniz ki, bak sana liman açmak için izin veriyorum, sen de ab'nin yardımlarından buraya destek ver. Kıbrıs meselesinin halli, ancak tam olarak türkiye'nin tam olacağını konuşulacağı zaman olacaktır. O zamana kadar küçük küçük adımlarla gidilecektir.
BAZEN KENDİMİ İPSİZ UÇURTMA GİBİ HİSSEDİYORUM.
Ne yazik ki, dıişleri komisyonu olarak pek görüşümüz sorulmuyor. Sayın Başbakan'ın da dış politika konusunda başka bilgi kaynakları var. Dişişleriyle ilişkilerinde hassasiyet gösteriyor gibi görüyorum. Ama kendimi bazen ipsiz uçurtma gibi hissediyorum. Biz bu kanun teklifi hazırladık. amerika'da dışişleri komisyonu mesela çok önemlidir. Biz de bu teklifimizde komisyona yeni yetkiler istedik. Çünkü mevcut haliyle görevlerimiz ve yetkimiz çok kısıtlı. Dış politika konularına direkt girmek istiyoruz. Hatta ben bu seneden itibaren sanki bu kanun geçmiş gibi bir tavır içinde olacağım. Kimleri çağırıyorsanız, nereye geziye gidecekseniz,nasılbir şey yapacaksanız, zorlayarak dışişleri komisyonunu devreye sokacağım. CIA, FBI başkanlarının neden geldiğini, ne konuşulduğunu hiç bilmiyoruz. Merak ediyoruz dışişleri komisyonu üyeleri olarak. Ama bu konuda bilgi veren yok. Ama bu düzeyde kişiler gelirse, çok büyük stratejik konular görüşülüyor demektir. amerika'nın iran operasyonuna Türkiye'nin desteği karşısında, PKK'ya karşı mücadelede amerika'nın hoşgörü göstermesi gibi konular görüşülüyor.
AMERİKA MEMORANDUM OF UNDERSTANDING İÇİN İMZA ATMADI. ABD'LİLER ERDOĞAN'A SORDU: BUSH'A GÜVENMİYOR MUSUNUZ? ERDOĞAN: BEN DE BUSH DA GELİP GEÇİCİYİZ. İMZA İSTERİZ.
1 mart tezkeresi ile ilgili olarak şunu söyleyeyim. ABD büyükelçisi Pearson'un veda yemeğinde ona dedim ki, 1 mart için alınganlık gösterdiniz ama ne yazik ki kamuoyu kafi derecede olanları daha bilmiyor. Bunun üzerine Pearson " onları unutalım" dedi. Bakın bir takım memorandumlar hazırlandı. İmzalanması gerekiyordu ama Amerikalılar bunları imzalamadı. Daha sonra Amerikan parlamento heyeti geldi. Bu işleri bizimle konuşmak üzere. Kalktık parti genel merkezinde Tayyip Beyle oturduk. Adam diyor ki, "siz amerikan başkanına güvenmiyor musunuz? " Tayyip Bey dedi ki," bu güvenme meselesi değildir, ben de sayın Bush da geçiciyiz. Biz tarih yapıyoruz, tarihe vesika bırakıyoruz. Biz imzalıyoruz, siz niye imzalamıyorsunuz. " Adam gitti. Yani karşılıklı bir takım taahhütlerde bulunacağız. Biz imzalıyoruz, sen niye imzalamıyorsun. Buna karşı hiç bir şey söyleyemediler. sen niye imzalamıyorsun, taahhüdünün altına niye imza koymuyorsun.
BENCE YÜZDE 10 BARAJI DÜŞÜRÜLMELİ.
Ben barajdaki yüzde 10'un çok yüksek olduğu kanaatindeyim. Çünkü barajı yüzde 10 olarak uygularsanız, asgari yüzde 17-18 oy meclise yansımaz. bu nedenle baraj bence daha düşük olmalıdır. Mahallede oyun oynarsınız da, şöyle diyemezsiniz, ömer bey ( ömer lütfi mete'ye bakarak) siz oynayamazsınız. bu demokratik formasyona aykırı. Bana kalırsa, en aşırı siyasi harekette olsa, o kişi çıkıp yarışa girmelidir. Dar bölge ve iki turlu bir seçim daha iyi olur diye düşünüyorum. Ama buna Türk Siyasi hayatında liderler asla izin vermezler. çünkü bir adam koymadım, seni ben seçtirdim denildiğinde o kişi gider. Ama eğer dar bölge çift turlu yaparsanız, o milletvekilini istediğiniz gibi yönetemezsiniz.
MİLLİ GÜVENLİK SİYASET BELGESİNİ SİVİLLER YAPMALI. TEHDİT DEĞERLENDİRMESİNİ ASKERLER DEĞİL, SİYASETÇİLER YAPMALI.
Süleyman Demirel, tehdit değerlendiRMESİNİ askerlerin yapması gerektiğini savundu. Ama ben buna karşıyım. Tehdit değerlendirmesini askerler değil, sivil siyasetçiler yapmalı. Asker onu uygular. Ben Rusya ile dost olmayı savunun bir siyasi iktidarım, Rusya'yı tehdit diye koyabilir miyim milli güvenlik siyaset belgesine. Ben gittim, Rusya'yı tehdit olarak gören bir iktidar geldi, o Rusya'yı birinci sırada tehdit olarak görebilmelidir. Bizim Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde tehdit olarak sıralanmış unsunların neler olduğu, bunların hiçbirisi açık değil. Böyle ! deniyor. Neden böyle, bunlar söylenmiyor. Olur mu bu. Bunu tartışacağız. dolayısıyla demokratik bir ülkede tehdit değerlendirmesini sivil siyaset yapar, ordu bunun gereğini yerine getirir. Ordu tehdit değerlendirmesini yapamaz.
(habertürk) Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 10:22