BAŞBAKAN ERDOĞAN: ''DİN ADINA PARTİ KURMAK, TOPLUMA VE DİNE YAPILABİLECEK BİR KÖTÜLÜKTÜR''
BURAK GÖÇMEN
İSTANBUL - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Dünyanın geleceği medeniyetler çatışmasından değil, medeniyetlerin işbirliğinden geçmektedir. Yerel özelliklerin, farklılıkların, milli ve dini değerlerin yani her türlü çeşitliliğin sahiplenebildiği bir ortam çatışma değil uzlaşma, kavga değil barış getirecektir'' dedi.
Erdoğan laiklik konusuna da ''AK Parti laikliği devletin tüm dinler ve düşünceler arasında nötr kalmasını ve eşit mesafeyi korumasını sağlayan inanç farklılıklarının veya farklı mezhep ve anlayışların çatışmaya dönüşmeden sosyal barış içinde yaşatılabilmesi için takınılan kurumsal bir tutum ve yönetim olarak tanımlamakta, laikliğin temel hak ve özgürlüklerinin anayasal güvence altına alınarak her türlü hakem müessesesi işletilebilmesi için demokrasiyle taçlanması ve uzlaşı ortamı sunması gerektiğini düşünmektedir'' açıklamasında bulundu.
Uluslararası muhafazakarlık ve demokrasi konusunda farklı yaklaşımların tartışılacağı ''Uluslararası Muhafazakarlık ve Demokrasi'' sempozyumunun açılışı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleştirildi. İstanbul Grand Cevahir Otel'de yapılan sempozyuma, İngiltere, ABD ve Türkiye'den siyaset bilimciler, yabancı ülkelerden parti temsilcileri, think-tank kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve çok sayıda gazeteci, siyasetçi ve toplumbilimcinin katılacağı ve toplantının 2 gün süreceği bildirildi. Açılış konuşmasını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın yaptığı sempozyumun ilk gününde, ''Muhafazakarlık, Akıl ve Çağdaşlık'' ile ''Muhafazakarlık, Toplum ve Siyaset'' konulu iki oturum gerçekleştirilecek.
Sempozyumun açılış konuşmasını yapan Başbakan Erdoğan, AK Parti'nin Türk siyasal yaşamında yeni bir siyaset tarzı, yeni bir anlayışı temsil ettiğini, muhafazakar demokrasi olarak ifade ettikleri siyasal kimlik altında ortaya koydukları siyaset üslubunun, siyaset tarzı ve siyaset kültürünün sadece Türkiye açısından değil, dünya siyaseti açısında da çok önemli bir açılım olduğunu söyledi. AK Parti olarak muhafazakar demokrasi anlayışına önem verdiklerini de belirten Erdoğan, ''Muhafazakar demokrasinin, siyasetin yenilenmesi ve güçlenmesi açısından ne anlam ifade ettiğini çok iyi biliyoruz. Türkiye'de siyasetin gerçekçi bir zeminde yapılması, partilerin kendi siyasal kimliklerini deklare etmeleri ve buna uygun bir siyaset tarzı gütmeleri, öncelikle siyasetin güçlenmesi anlamını taşıyacaktır. AK Parti'den önceki partilerin iki karakteristiği vardı. Birinci kısım partiler siyasi cemaat gibi davranıyor, siyaseti radikalleştirmekteydi. Başka partiler ise siyasi fikirden yoksun, sadece rant dağıtmaya ayarlanmış siyasi şirket konumundaydı. AK Parti, siyaseti radikalleştiren 'siyasi cemaat' anlayışına da, siyaseti fikirsizleştiren 'siyasi şirket anlayışına da karşıdır. AK Parti, muhafazakarlık temelinde bir kitle partisidir. Siyasetin fikir ekseninde yapılmasını temel almakta, buradan kalkarak kitlelere dönük merkez siyaseti üretmektedir. Partinin toplumsal merkezden aldığı güçle, siyasi merkezi yeniden inşaa etmiş ve merkez sağın tartışılmaz tek gücü haline gelmiştir'' dedi.
Türkiye'nin Doğu ile Batı, İslam ile Hıristiyanlık, Avrupa ve Asya arasında köprü durumunda olduğunu belirten Erdoğan, ''Türkiye'nin laik ve demokratik yapısıyla İslam kültüründen kaynaklanan gelenekleri bir arada götürmesi, Doğu'dan ve Batı'dan dikkatle izlenmektir. Böyle bir modelin olması iki uygarlık arasında kanaların açık olması, işbirliğinin varolması demektir. Çatışmalar ve savaşlar istisnadır, asıl olan barış ve uzlaşı, diyalog ve işbirliğidir. Çağdaş dünyanın ortak hedefi, barış, istikrar ve refahı güvence altına alabilecek bir diyalog ve işbirliği geliştirmektir. Ortak hedefe ulaşabilmek için, demokrasi ve insan haklarına saygının güçlendirilmesi, sürdürülebilir ve dengeli bir ekonomi, sosyal gelişmenin sağlanması, yoksullukla mücadele önlemlerinin artırılması ve kültürler arasındaki karşılıklı anlayışın geliştirilmesi gerekir. Diyaloğu reddetmek, bir arada yaşamayı reddetmek anlamına gelir. Farklılıkların birbirlerini tolere etmeleri ve ortak zeminde buluşmaları demokratik bir dünya için kaçınılmaz bir durumdur. Bugün bize düşen, ortak barış ve diyalog zeminini üretebilmektir. İnsanlık vicdanının ortak sesi, toplumların mutabakat zemini, farklılıkların diyalog platformu olarak şekillenmiştir'' diye konuştu.
''İNSANOĞLU, YERKÜRE GEMİSİNDE ORTAK BİR KADERLE YOLCULUK EDİYOR''
Konuşmasında, bugün dünyada maruz kalınan risk ve tehditlerle tek bir devletin veya kuruluşun başa çıkmasının mümkün olmadığını kaydeden Başbakan Erdoğan, ''Bugün orta yerde duran gerçek, insanoğlunun yerküre gemisinde ortak bir kaderle yolculuk ettiğidir. Artık dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan olumsuzluklara gözümüzü kapayamayız, yoksulluğu gözardı edemeyiz, zulüm ve terör karşısında vurdumduymaz davranmak gibi bir lüksümüz yok. Küreselleşme lokomotifi her ne kadar ekonomi ise de küreselleşme, toplumsal dinamikleri harekete geçirerek ve yerel zenginlikleri sürece katarak ancak istikrarı yakalayabilir. Küresel dünyada patronaj, kesinlikle belli bir çevrenin inisiyatifine terk edilmemelidir. Türkiye de artık siyaset, birlikteliğin ve kuşatmacılığın lokomotifi olmak zorundadır. Mesele, herhangi birine saygısızlık yapmadan, çok sayıda kimliğe yer bulacak bir siyasal üsluba ve yapılanmaya sahip olabilmektir. Toplumun küçüklenmeyecek bir kesimi, geleneği dışlanmayan bir modernlik, yerelliği kabul eden bir evrensellik, manayı reddetmeyen bir rasyonellik, köktenci olmayan bir değişim istemektedir. Gettolaşan, içe kapanan ve işbirliğine kapalı olan toplumlar, dünya üzerinde her an sorun üretebilecek sağlıksız alanların oluşmasına sebep olmaktadırlar. Dünyanın geleceği medeniyetler çatışmasından değil, medeniyetlerin işbirliğinden geçmektedir. Yerel özelliklerin, farklılıkların, milli ve dini değerlerin yani her türlü çeşitliliğin sahiplenebildiği bir ortam çatışma değil uzlaşma, kavga değil barış getirecektir. AK Parti, yeni muhafazakar demokrat çizgiyi muhafazakarlığın genlerine ve tarihi kodlarına uygun şekilde, ama siyaset yaptığı coğrafyanın toplumsal ve kültürel gelenlerine yaslanarak ortaya koymaktadır. AK Parti değişimi değil, gerileme ve yozlaşmaya direnen bir anlayıştadır. Geçmişin statükoculuk üzerine bina edilen muhafazakarlığı yerine yeniliğe açık modern bir muhafazakarlık üzerinde durmaktadır. AK Parti, evrimci veya tedrici ve doğal sürecinde işleyen toplumsal dönüşüme dayalı bir değişimi savunmaktadır. Koruma ise değişime ve ilerlemeye kapalı olma değil, özü yitirmeden gelişmeye uyum sağlamaktı'' dedi.
''HİÇ KİMSE MASA BAŞINDA TOPLUMLARI YÖNLENDİRMEYE, ONLARA BİÇİM VERMEYE KALKMAMALIDIR''
Muhafazakar demokrasiye göre siyasetin bir uzlaşma alanı olduğunun da altını çizen Erdoğan, AK Parti'nin sivil toplum örgütlerine büyük önem verdiğini, radikal söylem ve üslubun Türkiye siyasetine bir fayda sağlayamadığını kaydetti. Eroğan, ''Muhafazakar demokrasiye göre sınırlandırılmayan, keyfiliğe ve hukuksuzluğa olanak sağlayan, katılımı ve temsili önemsemeyen, bireysel ve kolektif hak ve özgürlükleri hiçe sayan totaliter ve otoriter anlayışlar, sivil ve demokratik siyasetin en büyük düşmanıdır. AK Parti hukuk devleti normlarını benimseyen asli fonksiyonlarına çekilmiş, küçük ama dinamik ve etkili bir devletten yanadır. Hiç kimse masa başında toplumları yönlendirmeye, onlara biçim vermeye kalkmamalıdır. Muhafazakar demokrasi kimliğimiz, her türlü toplumsal ve siyasal mühendisliğe karşıdır. Demokrasi, bir diyalog, tahammül ve uzlaşı rejimidir. Diyaloğun gelişmediği kapalı toplumlar, demokratik bir kültür üretemezler. Türkiye'de kendine özgü bir demokrasi yerine, çoğulculuk, çokseslilik ve tahammül duygusunu sindirebilmiş bir demokrasi tesis edilmelidir. İdeal olan seçimlere ve belli kurumlara indirgenmiş mekanik bir demokrasi değil, idari, toplumsal ve siyasal tüm alanlara yayılmış organik bir demokrasidir. Biz ve diğerleri ayrımı yapmak, tek bir mezhebi, etnik unsuru veya dini anlayışı siyasetin ana siyasetin ana gövdesi yaparak, değer seçenekleri karşısına alan bir söylem ve örgütlenme biçimlerini dışlayıcı ve ayrıştırıcı bir özellik taşıyacağına inanmaktadır. Bunlar partimizin kırmızı çizgileridir'' açıklamasında bulundu.
''DİN ADINA PARTİ KURMAK, TOPLUMA VE DİNE YAPILABİLECEK BİR KÖTÜLÜKTÜR''
Konuşmasında son olarak partisinin laiklik anlayışından bahseden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu:
''AK Parti laikliği devletin tüm dinler ve düşünceler arasında nötr kalmasını ve eşit mesafeyi korumasını sağlayan inanç farklılıklarının veya farklı mezhep ve anlayışların çatışmaya dönüşmeden sosyal barış içinde yaşatılabilmesi için takınılan kurumsal bir tutum ve yönetim olarak tanımlamakta, laikliğin temel hak ve özgürlüklerinin anayasal güvence altına alınarak her türlü hakem müessesesi işletilebilmesi için demokrasiyle taçlanması ve uzlaşı ortamı sunması gerektiğini düşünmektedir. Laiklik, toplumsal çeşitliliği, çatışma ve gerginlik ortamından uzaklaştırıp, barış içinde ve özgür olarak bir arada tutabilmenin bir yolu olarak görülmelidir. Muhafazakar demokrasi anlayışımız, geleneği önemsemekle birlikte, modern kazanımları reddeden bir gelenekçilik gütmemektedir. Körü körüne geleneği veya modern olanı reddetmek yerine, yeni bir senteze varılması gerektiğini düşünmekteyiz. Dini toplumsal değer olarak önemsemekle birlikte, din üzerinden siyaset yapmayı, devleti ideolojik dönüşüme uğratmayı, dini sembollerle örgütlenmeyi doğru bulmaktadır. Dini ve dindarı önemsemek, dini değerlerin sosyal fonksiyonlarını kabul eden bir parti olmak ile dini bir ideoloji haline getirerek devlet aygıtı marifetiyle ve zorla toplumu dönüştürmeyi amaçlayan bir parti olmak arasında çok ciddi farklar vardır. Din adına bir parti kurmak veya böyle bir imaj vermek, topluma ve dine yapılabilecek bir kötülüktür. Din mukaddes ve ortak bir değerdir, bunu kimse siyasi tarafgirlik konusu yaparak bölünme ve ayrışmalara sebebiyet vermemelidir. AK Parti'nin geliştirmeye çalıştığı muhafazakar demokrasi anlayışı, din-demokrasi, gelenek-modernizim, devlet-toplum arasındaki sağlıklı bir zemine yeniden üretmek açısından büyük önem taşımaktadır.''
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:25