Gündem
  • 13.5.2003 12:05

CAN DÜNDAR'DAN KUTAN İÇİN İLGİNÇ BİR VEDA YAZISI...

Siyasetten bir ‘Recai Amca’ geçti Zor zanaattır emanetçilik... Çok silik kalsan, ''Yerini dolduramadı'' derler. Biraz öne çıksan, ''Koltuğa yerleşti''... Keskin bir pala üzerinde dikkatle yürüyerek emaneti sahibine iade edeceğin günü beklersin. *** Pazar, Recai Kutan için ''o gün''dü. Koltuğu Erbakan gibi bir efsaneden devralmıştı. Hoca’sı kadar renkli değildi. Karizmatik? Hiç değil... Boşalan apartman yöneticiliğini kerhen üstlenmiş 5. kattaki emekli mühendis amca gibiydi. İddiasız ve sadeydi. Kürsüye çıktığında yüzünden ''Nereden düştüm bu işe'' ifadesi okunuyor, sanki sabırla vaktinin dolmasını bekliyordu. Nihayet vakit doldu. ''Recai Amca'', emaneti sahibine iade ederken, dengeli üslubu, uzlaşmacı tavırlarıyla zor bir dönemin atlatılmasında önemli katkısı olduğunu düşündüm. Ardından birkaç satır yazmamak haksızlık gibi geldi. *** Malatyalıydı. Türk siyasetinin son dönem bütün sağcı liderlerini yetiştirmiş İTÜ’de Erbakan’ın, Demirel’in, Turgut - Korkut Özal kardeşlerin okul arkadaşıydı. Demirel gibi o da mezun olunca Devlet Su İşleri’ne girmiş, gençliğinin 14 yılını GAP’ta DSİ bölge müdürlüğünde geçirmiş, genel müdür muavinliğine dek tırmanmış, oradan özel sektöre sıçramış, 1974’te de siyasete girmişti. 1977 koalisyon hükümetinin İmar İskan Bakanı’ydı. 12 Eylül’de ''Hoca''sıyla birlikte 10 ay hapis yattı. O dönemin anılarını ''Kirazlıdere Tutukevi Penceresinden'' kitabında (Keşif, 2001) anlattı. *** Kah trajik, kah komik anılarla dolu bu hatırat, hem dönemi, hem Kutan’ı tanımak açısından ilginç bir belgedir. Askeri Dil ve İstihbarat Okulu’nda tutukludurlar. Bir gün okulun tel örgüyle çevrili bahçesine bir otobüs yanaşır. Önce silahlı erler, ardından saçı sakalı kazınmış siviller iner. Bahçeye tek sıra dizilirler. Mamak’ta öyle bir disiplinden geçirilmişlerdir ki, 45 dakika ''hazır olöda sayımın bitmesini beklerler. Pencere önüne yığılan diğer tutuklular onları nice sonra tanır: Bunlar, birkaç ay öncesine kadar her gün birlikte çalıştıkları mesai arkadaşlarıdır. Kutan günlüğüne şöyle yazar: ''Vaktiyle Türkiye’nin yönetiminde önemli roller oynayan parti yöneticilerinin bu yılgın, bu perişan halini görünce gözyaşlarımı tutamadım, ağlamaya başladım. Çevreme bakındığımda birçok arkadaşın da ağlamakta olduğunu gördüm''. *** Aşağıdaki satırlar ise, Kutan’ın 1981 yazında, mahpusluğunun 9. ayında eşine yazdığı bir mektuptan: ''Sevgili Mebrure, Bugün 20 Haziran. Bilmem bu tarih, bugün sana bir şeyler hatırlatıyor mu? Kim bilir belki de bu telaş, bu üzüntü içerisinde çoktan unuttun. Eğer unutmuş isen bil ki üzülürüm, kırılırım. Ya Sevgili Mebrure! Göz açıp kapayıncaya kadar tam 27 yıl geçti. Evet bugün evliliğimizin 27. yılı... Her ne kadar böylesine mutlu bir günümüzde aramızda demir parmaklıklar varsa da, bu adamlar hayallerimize de engel olamazlar ya...'' *** Kutan, partide, hükümette, hapiste sürekli Erbakan’ın bir adım gerisindeydi. İlk kez, emanetçi olarak mecburen bir adım öne çıkmıştı. Pazar günü, yeniden eski yerine çekildi. Erbakan, ''Nerede kalmıştık'' diyerek tekrar yola koyuluyor. 1950’lerden beri kesik kesik izleye geldiğimiz bir film, aynı kahramanlarla aynı salonda yeniden vizyona giriyor. Yazık değil mi bu ülkeye... bize? (Can Dündar/ Milliyet) Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 19:58

İLGİLİ HABERLER