Gündem
  • 6.2.2003 20:43

ERDOĞAN: ''YANIBAŞIMIZDAKİ SAVAŞA KAYITSIZ KALMAK DEVLET ADAMI SORUMLULUĞUYLA BAĞDAŞMAZ''

ANKARA - AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Türkiye'nin yanıbaşında çıkacak bir savaşa seyirci kalmanın devlet adamı sorumluluğuyla bağdaşmayacağının bilincinde olarak, devletin ve milletin bekası için gereken tüm adımları atma kararlılığı gösterdiklerini söyledi. Erdoğan, Esenboğa Havalimanı'ndan İstanbul'a hareketinden önce basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Sözlerine TBMM'de Başbakanlık tezkeresiyle ilgili olarak yapılan oylamaya değinerek başlayan Erdoğan, bu çalışmaların, ''Türkiye savaşa giriyormuş ya da bir savaş kararı alıyormuş'' gibi sunulmasını eleştirdi. Erdoğan, ''Biz savaşa girmiyoruz. Sadece yanıbaşımızda gerçekleşme ihtimali yükselen savaş karşısında ülkemizin güvenliğini ve çıkarlarını muhafaza edecek kararları almaya çalışıyoruz. Alacağımız kazarlar, önümüzdeki 2 kritik haftada barış ihtimalini artıracak şekilde elimizi güçlendirecek yetkiler içeriyor'' dedi. Savaşı önlemek için bütün çabayı ortaya koyduklarını ve koymaya devam edeceklerini belirten Erdoğan, şöyle devam etti: ''Ama bunları yaparken en kötü seçeneği de düşünerek tedbirlerimizi almak zorundayız. Yanıbaşımızda yangın var. Herhalde bu yangını seyredecek halimiz yok. Yapacağımız ilk iş, bu yangını söndürmek için ne gerekiyorsa yapmaktır. Aksi halde sizin oturduğunuz ev de yanacaktır veya canı kurtarmak için evi boşaltıp kaçmak zorunda kalacaksınız. Biz şu anda bu yangını söndürmekle meşgulüz. Çünkü evimizin yanmaması gerekmektedir.'' ''Bu noktada herkesin Türkiye'nin milli çıkarları etrafında birleşmesi ve böylesine büyük ve zorlu bir dönemeci polemik konusu yapmaktan kaçınması gerektiğini'' ifade eden Erdoğan, şunları söyledi: ''Yani ben tüm mahalleyi, bu yangını söndürmeye davet ediyorum, seyretmeye değil. Lakin, Anamuhalefet Partisi Lideri Sayın Baykal, böylesi bir sorumluluk ve ciddiyetten uzak yaklaşımlar sergilemektedir. Bizim ABD'li yetkililere, ABD seyahatimizde savaşa destek sözü verdiğimiz şeklinde bir iftirayı ikide bir dillendirmektedir. Doğrusu, ben bunu Sayın Baykal gibi bu kadar deneyimli bir siyasiden, herhangi bir belgeye, inanılır, güvenilir, dayanağa istinad etmeden ifade etmesini anlamakta zorlanıyorum. Açıkça söylüyorum: Sayın Baykal doğru konuşmuyor, doğru söylemiyor. Bir parti genel başkanına yakışmayan, mesnetsiz beyanlarda bulunuyor. Bu iddialarda bulunanlar, bu iddiaları ispatlamak durumundadır. İspatlayamazlarsa, bunun sorumlusu durumuna düşerler. Kaldı ki, ABD seyahatimizde birçok yetkili ile görüştük. Döndüğümüzde görüşmelerimizi açık şekilde anlattık. Bunları her siyasi yapar. Kendileri Dışişleri Bakanlığı, Maliye Bakanlığı yaptılar. O zamanki görüşmelerinin ne kadarını açıkladılar, ne kadarını açıklamadılar kendileri daha iyi bilirler. Sayın Baykal'ın vahim hataları, bununla da sınırlı kalmıyor. Sayın Baykal, bir tek Türkiye'nin savaşa gireceğini ilan ettiğini söylüyor. Türkiye'nin savaşa girme kararı yok iken bunu söyleyip, ardından da muhalefet yaptığını zannetmek, sadece Sayın Baykal'a özgü anlamsız muhalefet anlayışının yeni bir aşamasıdır.'' Baykal'ın, zaman zaman ''Müsamere bitti'' veya ''Tüm bunların olacağını bilirken niye barış havasına girdiniz?'' dediğini kaydeden Erdoğan, ''Bu işler ciddi işlerdir. Ciddi iş yapma alışkanlığı olmayan, ne olursa olsun muhalefet yapma alışkanlığı olanların anlamayacağı işlerdir bunlar'' görüşünü dile getirdi. ''Hükümetimizin barış çabalarını küçümsemeye kalkışmak, müsamerenin ta kendisidir'' ifadesini kullanan Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: ''Maalesef bu müsamerenin senaryosu da, aktörlüğü de, sponsorluğu da, yönetmenliği de Sayın Baykal'ın hesabına yazılmıştır. Sayın Baykal, anlamsız sözler söyleyerek Irak'ı da ABD'yi de ikna etmemiz gerektiğini söylüyor. ABD ve Irak'ı ikna edemememizi başarısızlık olarak nitelemeye çalışıyor. Peki bunları kim söylüyor: İç politikada bile ikna yeteneğini sadece ne yazık ki bugüne kadar iknadan zor alternatiflerle geliştirmeye çalışmış olan bir siyasi söylüyor. İşte esas müsamere burasıdır. Milli politikanın belirlenmesi gereken böyle zamanlarda, CHP Genel Başkanı'nın, Sayın Başbakan tarafından üç kez bilgilendirilmesi kadar daha güzel bir iktidar mesuliyeti olabilir mi? Çünkü bu bir milli meseledir. Burada tribünlere mesaj verilmez. Burada ülkenin meseleleri görüşülür. Konu daha TBMM'de görüşülmeden hükümet tezkeresine olumsuz oy verileceğinin açıklanması da bu sorumsuz politikanın bir sonucudur. Bu küçük hesaplarla davranışlar, kamuoyumuzca iyi değerlendirilmektedir.'' Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 19:18

İLGİLİ HABERLER