Gündem
  • 9.6.2008 09:23

GÖKÇEK: TÜRKİYE'NİN 4. BÜYÜK ADAMI BENİM

Öyle ya da böyle, Ankara gibi bir statüko kalesini üç keredir fethediyor.

Keçiören’i de sayarsanız, dört dönemdir belediye başkanı...

Bu bir rekor, Ankara’da iki dönem üst üste belediye başkanlığı yapmış kimse yok. O, bir kez daha kendi rekorunu egale etmeye hazır...

“Allah nasip ederse yine Ankara’ya talibim” diyor Melih Gökçek ve ekliyor: “Hiç kimse alınmasın ama Türkiye’de bir siyasetçinin gelmek istediği makam sırasıyla, bir Cumhurbaşkanlığı, iki Başbakanlık, üç İstanbul Belediye Başkanlığı, dört Ankara Belediye Başkanlığı’dır!”

İklim değişikliği hiç beklemediğı anda en büyük muhalifi oldu. Ankara susuzlukla yüzyüze kaldığında tek seçenek Kızılırmak’tı... O da öyle yaptı, Kızılırmak’ın suyunu Ankara’ya getirdi, 21 gün boyunca Ankaralılar, Kızılırmak’tan içti, o bir şey söylemedi. Melih Gökçek’in tek bir sebebi var, suyun ideolojiye alet edilmesi. İşte bu yüzden açıklamamış. Suya yazılacak ajitasyonlar olacağını bildiği için... Bu bir sebep mi? Onun için öyle... Anlaşılan o ki, suya katılacak en büyük zehir politika ve herkesi öyle ya da böyle zehirliyor!


İlginç bir politikacı Gökçek... Seven seviyor, nefret eden o kadar nefret ediyor. Hırslı, ama bir o kadar da dobra... Lafını esirgemiyor, hele ki üstüne gelindiyse, ortalık toz duman oluyor. Öyle ya da böyle, Ankara gibi bir statüko kalesini üç keredir fethediyor. Keçiören’i de sayarsanız, dört dönemdir belediye başkanı. Bu bir rekor, Ankara’da iki dönem üst üste belediye başkanlığı yapmış kimse yok. O, bir kez daha kendi rekorunu egale etmeye hazır. Şimdilerde ona göre ’sudan’ sebeplerle onu yıkmaya çalışıyorlar. O ise hem kendinden hem de Kızılırmak’tan emin, yoluna devam ediyor. Önüne çıkan her engelde ise tavrı Kızılırmak gibi, sert ve kendince net: Önüme geleni önüme katarım! Kalıyor geriye tek bir soru: “İster belediye başkanı ol, ister sade vatandaş, sattığın suyun hangi çeşmeden geldiğini söylemek farz değil mi? İster siyaset malzemesi edilsin, ister halk sağlığı?..”

* Belediye Başkanlığı’ndan bıkmadınız mı hâlâ?

Hayır. Allah nasip ederse bir daha aday olmak istiyorum.

* Yine Ankara Büyük Şehir Belediye Başkanlığı’na mı?

Tabii, evet.

* İstanbul’a değil, Ankara’ya?

Tabii... Taş yerinde ağırdır. Başbakanım uygun görür beni aday yaparsa, vatandaşım oy verirse bir dönem daha Ankara’da görev yapmak istiyorum.

* Ama AKP içinde Erdoğan’dan sonra ikinci isim olarak sizin isminiz de geçiyor?

Her şeyden önce şunu söyleyeyim; Tayyip Bey’in şu güç, sıkıntılı günlerinde eğer onun yerine Melih Gökçek dahil olmak üzere, parti içinde herhangi bir isim kendisi için ikbal bekliyorsa o dünyanın en şerefsiz adamıdır. Bu konuda bizim de ikbal beklediğimizi fısıldayanlar, yazanlar var. Onlar da söylediklerini ispat etmezlerse, bizim partimizin içindekiler de dahil, hepsi şerefsizdir. Bu kadar açık ve net.

‘Sağ-sol ayrımı yapmadım’

* Peki dördüncü dönem de rahatça seçilir misiniz?

Bu halkın takdiri. Oy verirler mi, vermezler mi göreceğiz. Ama ben geçen dönemden daha fazla, yüzde 55’in de üzerinde oy almak istiyorum. Ankara vefalıdır. Hizmetin karşılığını verir. Ben insanların arasında ayrım yapmıyorum. Hizmet götürürken sağ-sol diye düşünmüyorum. Ben sağcıyım, milliyetçi muhafazakar bir insanım. Ama hiçbir zaman kalkıp da solcu oldukları için insanları dışlamadım. Çayyolu’ndan, 1994 seçimlerinde yüzde 2 oy aldım. Orası CHP’nin kalesidir. 1999’da oyum yüzde 10’a, 2004’te ise yüzde 25’e çıktı.

* Önümüzdeki dönem ne kadar oy bekliyorsunuz?

Hedefim yüzde 50, ama en az yüzde 35 oy alacağıma inanıyorum. Çayyolu’nda kanalizasyon yoktu, kanalizasyon yaptım. Doğalgaz yoktu, doğalgaz getirdim. Kaldırım yoktu, kaldırım yaptım. Yeterli su yoktu, suları 24 saat akar hale geldi. Asfalt yoktu, yeşil yoktu, park yoktu... Hepsini yaptım. Kızılay’a, Ümitköy’den 45 dakikada gelirlerdi... Hem Eskişehir Yolu’nu genişlettim, hem de ona paralel Sabancı Yolu’nu yaptım. Trafik sorunu halloldu. Aşağı yukarı yol 15 dakikaya indi. Yani bir belediye başkanından ne hizmet gerekiyorsa hepsini aldılar. Bir tek metro kaldı. Metronun da kaba inşaatı bitti. Dolayısıyla oradaki arazilerin, evlerin değeri 1’se 2 oldu. Yani ben vatandaşa ayrım yapmadan bu hizmeti verdim. Onlar da ister sağcı olsun, ister solcu bana oy verdiler. Önümüzdeki dönemde de aynı şekilde bir sonuç bekliyorum...

* Peki erken seçim olursa milletvekilliğine adaylığınızı koyar mısınız?

Hayır. Ben mesleğimi seviyorum...

* Ankara’da belediye başkanı olmak müthiş bir güç aslında, değil mi?

Ben bu sözü söyleyince bazı bakan arkadaşlarım alınıyor. Ben protokol açısından söylemiyorum. Katiyen onları küçümsediğim için söylemiyorum. Böyle bir şeyi edepsizlik addederim. Hiç kimse alınmasın ama Türkiye’de bir siyasetçinin gelmek istediği yer, sırasıyla bir Cumhurbaşkanlığı, iki Başbakanlık, üç İstanbul Belediye Başkanlığı, dört Ankara Belediye Başkanlığı’dır... Yani bizim bakan arkadaşların hangisine sorsan, ’Bakanlık mı, yoksa İstanbul ya da Ankara Belediye Başkanlığı mı?’ diye, inanıyorum ki en az yüzde 80-90’ı ‘belediye başkanlığı’ der. Çünkü belediye başkanlığının farkı şu; sen karar veriyorsun, meclisine götürüyorsun, meclisini ikna ettin mi o işi yapıyorsun. Bu kadar basit.

* Sizin için ‘Her yere böyle belediye başkanı lazım’ diyenler de var, ’Milletin parasını çarçur ediyor’ diyenler de...

Doğru. CHP Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş, ’Milletin parasını çarçur ediyor’ diyor. Halbuki biz zamanı parayla satın alıyoruz. Bir fidan 20-25 yılda ağaç oluyor. Siz 300-400 milyon, yerine göre 1 milyar para veriyorsunuz ağaca. Bunu sen yetiştirmeye çalış, daha mı ucuz yetiştireceksin? Küçük ağaç diksen, onun bakımına vereceğin ücret ondan daha mı az? Bir çalışanın bizdeki maaşı 4.5 milyar lira. Senede aldığı para 54 milyar lira. Sen 54 milyar liraya kaç tane ağaç yetiştirebilirsin? Her sene vereceksin bu 54 milyarı. Üstelik o adama böyle büyük 200 ağacı zor baktırırsın. Ama bu ince hesapları Yılmaz Ateş’in pek anlayabileceğini sanmıyorum.

* Peki böyle kaç ağaç diktiniz?

Çok. Tabii o ağaçların arasında tutanı da var, tutmayanı da... Özellikle İtalya’dan getirdiklerimizde fireler oluyor. Ama biz onları garantili alıyoruz. Bu sene kaç ağaç aldık bilmiyorum. Ama özellikle boylu ağaç alıyoruz. Onlara bulvarlara dikiyoruz. Geçen sene böyle 4 bin 900 ağaç diktik galiba... Manisa’da Muradiye Fidanlığı var, oradan da 2 milyon adet çalı ve ağaç aldık. Yarı yarıya... Bunların boyları 2-3 metre. Küçük fidanlar. Bunlardan milyonlarca dikiyoruz.

“MELİH BEY’E YAPILANLAR ÇOK AĞRIMA GİTTİ, AĞLADIM!”

Saat gecenin dokuzu, söyleşiye yeni başlamışken Melih Gökçek’in eşi Nevin Hanım geliyor. Sohbete o da katılıyor... İlk sorum Kızılırmak’tan; “Siz bu suyu içiyor musunuz?” Nevin Hanım, eşine haksızlık edildiğinden emin, “Ben bu suyu içiyorum. En kıymetli varlıklarıma, çocuklarıma da içiriyorum... Suda en ufak art niyet vatan hainliğidir. Ha bir insan tabancayla vurmuşsun, ha kötü su içirmişsin” diyor. Peki bunun garantisi ne? Ona göre eşinin dürüstlüğü... Asla yalan söylemezmiş Melih Bey, o yüzden eleştiriler çok ağrına gitmiş Nevin Hanım’ın... “İnanır mısınız, oturup iki gözü iki çeşme ağladım” diyor. Söylerken yine gözleri doluyor...

Tayyip Bey kimi işaret ederse lider o olur

* Sizce AKP kapatılır mı?

Kapatılmaz inşallah.

* Peki öngörünüz nedir? Ben Abdüllatif Şener’le söyleşiye gittiğimde, o hiç temenni etmese de, kapatılacakmış hissine kapıldım mesela...

Abdüllatif öyle bir şeyi arzu ediyor, onun içindir... Ben gönlümden geçeni söylerim. İnşallah kapatılmaz. Kim kapatılacak, kim kapatılmayacak diyorsa kendi kişisel düşüncesini söylüyor. Yani oradaki 11 kişinin iradesini hiçbirimiz kesin olarak bilemeyiz. Herkes orada elini vicdanına koyacak, yasalara göre olayı tartacak ve ona göre karar verecek. Netice itibariyle kişilerin vereceği karar, her şey olabilir. Ama benim gönlümden geçen, ümidim, inşallah bu iş atlatılacak. Zaten AK Parti kapatılsa da kapatılmasa da bence siyasi açıdan farklı bir şey olmaz. Sadece zaman kaybı olur. Normal şartlar altında Tayyip Bey yasaklansa bile, seçimlere bağımsız girip, yeniden başbakan olur. Veya Tayyip Bey, ’Lider şu olacak’ der, kimi isterse o olur. Hiç kimse kendi kendine gelin güvey olmasın. ’Tayyip Bey gitti, yerine ben gelirim’ diye düşünenlerin hepsi avucunu yalar. Tayyip Bey kimi işaret ederse lider o olur.

* Parti içinde başka dengeler yok mu?

Yok.

* Ama seçimlerden sonra Başbakan yaptığı konuşmada Cumhurbaşkanlığı için Abdullah Gül’ü işaret etmemişti. ‘Üzerinde uzlaşılacak bir isim cumhurbaşkanı olacak’ demişti... Öyleyse ne değişti de Gül cumhurbaşkanı oldu?

Ben size aslını söyleyeyim; Abdullah Bey de Tayyip Bey de çok iyi arkadaştır. Söylenenlerin tam aksine... Çok iyi arkadaş oldukları için de bir konuda oturup karar verirler. Bu kararı verdikten sonra tatbik ederler. Abdullah Bey, Tayyip Bey’le bu diyaloğu kurarak cumhurbaşkanı oldu.

* Niye biz o sözleri farklı algıladık peki?

Öyle görmek isteyenler çok. Mesela şu anda Tayyip Bey’le Abdullah Bey’in arasını açmak için çok ciddi atraksiyonlar yapılıyor. Hatta bu eşleri üzerinden yapılıyor... Bunların doğru olmadığı ortaya çıktı. Benimle Cumhurbaşkanı ve Başbakan’ın arasını açmak için de kaç defa köşe yazısı çıktı. Bizim partinin içinde elbette beni sevmeyen arkadaşlar da var, onlar Başbakan’la aramı açmak için 50 türlü dedikodu uydurdu. Ama ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Çünkü ben Sayın Başbakan’ı tanıyorum, o beni tanıyor. Sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanı birbirini tanıyor. Onların arasına, Allah’ın izniyle fitneyi sokamazlar. Bu boşa sarfedilen gayrettir. Bu gayret de niye? ‘Acaba bunlardan birini diğerine takarsak buradan ne koparırız?’ diye...

* Peki Erdoğan’ın yerini dolduracak ikinci bir isim var mı sizce?

Mutlaka vardır. Ama benim isimlendirmem yanlış olur.

DİYARBAKIR’I DA İZMİR’İ DE ALIRIZ!

* ‘Yerel seçimlerde Çankaya’yı kesin alırız’ dediniz. Ya Diyarbakır’ı, İzmir’i?

İzmir’i çok rahat alırız inşallah. Bakın, size somut bir şey anlatayım. 1-1.5 ay kadar önce, bizim partinin Siyaset Akademisi var, ben o münasebetle İzmir’e gittim. İzmir’de hem televizyona çıktım hem basın toplantısı yaptım. Her iki yerde de aynı şeyi sordular. ’AK Parti’nin Ankara Büyük Şehir Belediyesi’yle Cumhuriyet Halk Partisi’nin İzmir Belediyesi’ni mukayese edebilir misiniz?’ dediler. Ben de dedim ki, ’Bir şeyi mukayese edebilmek için diğer tarafta da bir şeylerin yapılması lazım. Yok ki!’ Ve örnek vermeye başladım. ‘Mesela ben Ankara’da 79 tane alt-üst geçit yaptım. İzmir’de kaç tane yapıldı?’ Cevap yok. ‘Ben söyleyeyim, öğrendim, 2 taneye yeni başlamışsınız’ dedim.

* Yapmayın, İzmir Limanı artık hiç kokmuyor...

Kokuyu ortadan kaldıran kim?

* Ahmet Piriştina...

Yok canım Burhan Abi (Özfatura). Oradaki bütün kanalizasyon şebekesini yapan kişi. Daha sonra ben belediyeme aldım onu... Geçtik oradan, ikincisi ’Ankara’da kişi başına 2 metrekare yeşil alan düşüyordu. Ben bunu

15 metrekareye çıkarttım. Nüfus da üstelik 2 milyon 250 binden, 4 milyonlara çıktı. Eğer nüfus sabit kalsaydı, bu rakam 25-30 metrekare olurdu. Piriştina, sahil boyuna palmiyeleri koymuş. Kendisine teşekkür ediyoruz. Peki yeni belediye başkanımız nereye ağaç dikti? Bana somut olarak söyleyin’ dedim. Yine cevap yok. ‘Söyleyemezsiniz, çünkü araştırdım hiç yokmuş. Yoklan varı nasıl mukayese edeceksiniz’ dedim. Ben dersimi çok iyi çalışırım. Gittiğim yerde de arkadaşlara sorarım. Bir belediyecinin neler yapıp neler yapmadığı da 10 tane, 20 tane soruyla çıkar ortaya.

* Diyarbakır peki?

Diyarbakır’ın da kazanılacağına inanıyorum. Diyarbakır halkının da artık DTP’li belediye hizmet vermediği için, AK Partili belediyenin gelmesini istediğini düşünüyorum.

* AK Partili belediye olduğu zaman daha fazla kaynak aktarımı olur diye mi?

Kaynak aktarma değil, işi bilme. Diyarbakır’a hükümet yatırım yapmıyor mu? Bir yığın yatırım var.

Büyük oğlumun gönlünden Çankaya’ya aday olmak geçiyor

* Başbakan, ’Yerel seçimlerde Diyarbakır, İzmir ve Çankaya’yı istiyorum’ dedi... Alabilir misiniz?

Allah’ın izniyle, alacağız inşallah. Ben kesinlikle alacağımıza inanıyorum...

* Çankaya’dan oğlunuzun aday olacağı söyleniyor...

Hayır... Benim oğlumun gönlünden Çankaya’ya aday olmak geçiyor. Babası olarak ben de kendisini destekliyorum. Oğlum olduğu için değil, tanımanızı çok isterdim, hak ettiği için seçilmesini çok istiyorum. 25 yaşında olmasına rağmen oğlumun siyaset açısından çok ciddi yetenekleri olduğuna inanıyorum.

* Armut dibine düşermiş diyorsunuz yani...

Düşmüyor. Büyük oğlum Ahmet sporda, küçük oğlum Osman siyasette son derece başarılı.

* Büyük oğlunuz kaç yaşında?

31 yaşında.

* Eşiniz, ’Ahmet bana, Osman babasına benzer’ diyor...

Osman siyaset açısından çok aktif, onu kastetmiş olabilir. Ahmet de siyasette çok aktiftir ama o kendisini biraz spora yönlendirdi.

* Ankaraspor’da değil mi?

Evet. Basın sözcülüğü yapıyor. Sporu çok seviyor.

* Asıl meslekleri ne oğullarınızın?

İkisinin de işletmekte olduğu oto yıkama yerleri var. İki tane... Oradan para kazanıyorlar.

* Siz mi kurdunuz işleri?

Tabii ben destek oldum ama kendileri kurdular.



YARIN

* Mesut Yılmaz’la birbirlerini neden hiç sevmiyorlar? 

*Emin Çölaşan’ı özlüyor mu? 

* Enerji Bakanlığı’na olan borcunu ne zaman ödeyecek?

(MİNE ŞENOCAKLI - VATAN)

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 11:44

İLGİLİ HABERLER