GÜL: BAŞÖRTÜSÜ TÜRKİYE GERÇEĞİDİR
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ''Türkiye'deki insan hakları reformunun Avrupa'dan Orta Doğu'ya kadar uluslararası toplum tarafından geniş ölçüde takdir edildiğini'' belirtti.
TÜRBAN KONUSUNDA SOĞUKKANLILIK ÇAĞRISI
AKPM genel kuruluna hitap eden Gül, 2003 yılında AKPM'de yaptığı konuşmada Türk hükümetinin kabul ettiği ve parlamentonun desteklediği iddialı reform gündemi hakkında bilgi verdiğini hatırlattı ve ''Bu gündem Türkiye'nin en ileri demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları standartlarına ulaşmasına yönelik güçlü taahhütleri içermekteydi. Bugün üstlenilen taahhütleri yerine getirerek, Türkiye'nin beklentileri karşıladığını belirtmekten gurur duyuyorum'' dedi.
Bu taahhütler arasında en önemlisinin insan hakları politikası olduğuna işaret eden Gül, ''Türkiye'nin şu anda BM'nin insan hakları alanındaki 7 sözleşmesine taraf olduğunu belirtmekten memnunluk duyduğunu'' belirtti.
Gül, Türkiye'nin ölüm cezasını tüm koşullarda yasaklayan 6. ve 13. no'lu protokoller dahil olmak üzere Avrupa Konseyinin çok sayıda sözleşme ve protokolüne de taraf olduğuna işaret etti.
Gül, ''Siyasi Partiler Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu'ndaki değişiklikler, yeni Medeni Kanun ve Ceza Kanunu'nun kabul edilmesi ve yeni Dernekler Kanunu, yasal reformların temel taşları arasında yer almaktadır. Bu bağlamda, kadın-erkek eşitliği, devletin bu eşitliği sağlama yükümlülüğüne vurgu yapılarak temel anayasal ilke haline getirilmiştir. Her türlü ayrımcılık yasaklanmıştır. Dernek kurma ve toplama hakkına ilişkin yasal ve anayasal güvenceler güçlendirilmiştir. İfade özgürlüğüne getirilen sınırlamalar AİHM içtihadına uygun olarak azaltılmıştır. Kültürel ve dini haklar daha da genişletilmiştir'' dedi.
İşkence ve kötü muameleyle mücadelenin de diğer bir önceliği teşkil ettiğini kaydeden Gül, ''işkenceye karşı sıfır tolerans'' politikasının da etkili sonuçlar verdiğini söyledi.
Gül, eski AİHM başkanının, ''İşkence ile mücadele alanında Türkiye'den gelişmiş düzenlemelere sahip bir Avrupa Konseyi üyesi ülke bulmak güçtür'' açıklamasına da atıfta bulundu ve ''Türkiye'deki insan hakları reformu Avrupa'dan Orta Doğu'ya kadar uluslararası toplum tarafından geniş ölçüde takdir edilmekte'' dedi.
Türkiye'de tamamen yeni bir anayasa hazırlanması veya mevcut anayasanın kapsamlı bir şekilde değiştirilmesi konusunda geniş katılımlı ve canlı bir tartışmanın cereyan ettiğini ifade eden Gül, şunları söyledi:
"Bu tartışma, tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının, meslek kuruluşlarının, düşünce kuruluşlarının, aydınların, basının ve vatandaşların katılımıyla devam edecektir. Bu tartışmanın Türkiye'de anayasal normların 21. yüzyılın gereklerine uygun şekilde geliştirilmesiyle sonuçlandırılacağına inanıyorum." Günümüzde ırkçılık, yabancı düşmanlığı, antisemitizm ve dini veya etnik temelde ayrımcılığın birçok alanda arttığını ifade eden Gül, "Tüm dünyada göçmen toplulukları ve özellikle Müslümanlar, 11 Eylül sonrası dönemde ön yargı, nefret ve hoşgörüsüzlüğe karşı savunmaz kalmışlardır. Ayrımcılık ve nefretin her çeşidiyle mücadele, güçlü bir siyasi kararlılık ve her alanda proaktif bir tutum gerekmektedir. Benzer şekilde, terör ve aşırılığın herhangi bir din ya da kültürle özdeş tutulmasına karşı çıkmalıyız. Gerçek fay hatları dinler ve kültürler arasında değil, demokrasi ve otoriter rejimler arasındadır" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, "Tarihten gelen çok kültürlülük deneyimi bulunan, çok geniş coğrafya ile bağlantıları olan ve toprakları birçok medeniyete ev sahipliği yapan Türkiye, farklı kültürler arasındaki iletişimin mümkün, gerekli, faydalı ve zenginleştirici olduğunu iyi bilmektedir. Türkiye'nin kendi tecrübesi, laik demokrasinin halkın çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda gelişebileceğinin en güçlü kanıtıdır" dedi.
Gül, bu fırsat heba edilmemiş olsaydı, Kıbrıs'ın şimdi birleşmiş bir ada olabileceğini ve AKPM'de bu şekilde temsil edilebileceğini belirterek, Kıbrıs Türkleri üzerindeki izolasyonların kalkmış olacağını, Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların mülkiyet sorunlarının çözümlenmiş olacağını ve Yunanistan ve Türkiye'nin Ada'daki askeri varlıkları hususunun çözüme kavuşabileceğini belirterek, "Kıbrıs'ta ulaşılacak bir çözüm Doğu Akdeniz'i Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs adası arasında bölgesel işbirliği merkezi haline getirebilirdi" dedi.
Cumhurbaşkanı Gül, konuşmasında şunları söyledi:
"Türk tarafı, yerleşik BM parametreleri temelinde ve BM Genel Sekreterinin 'iyi niyet misyonu' çerçevesinde, Ada'nın yeniden birleşmesini sağlayacak siyasi bir çözümü desteklemeye devam etmektedir.
Aranızda Kıbrıs Türk toplumunun iki seçilmiş temsilcisinin de bulunduğunu görmekten mutluluk duyuyorum.
Kıbrıslı Türklerin üzerindeki siyasi izolasyonların hafiflemesine katkısı olan bu mütevazı, ancak anlamlı adımı atmış olmanızdan dolayı Meclisinize teşekkür ederim."
-GÜNEYDOĞU AVRUPA-
Güneydoğu Avrupa'da eski Yugoslavya'nın parçalanmasına yol açan krizin, yirmi yıl önce başladığı yer olan Kosova'ya geri döndüğünü belirten Gül, "Türkiye, Kosova'nın nihai statüsünün belirlenmesi konusunda uluslararası toplumla birlikte hareket etmektedir" dedi.
"Şimdi, Güneydoğu Avrupa'da geçmişe değil, ulaşmak istediğimiz hedeflere odaklanmalıyız" diyen Gül, bölgenin karşı karşıya bulunduğu sorunların Balkan devletleri arasında ikili ve çok taraflı işbirliğini gerekli kıldığını söyledi.
-IRAK-
Cumhurbaşkanı Gül, AKPM'nin Irak'taki gelişmelerle yakından ilgilendiğine işaret ederek, Irak'ın toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve istikrarının, bulunduğu bölge için olduğu kadar komşu bölgeler için de hayati önem taşıdığını ifade etti.
Gül, Türkiye'nin Irak'taki ulusal uzlaşma ve siyasi diyalog sürecini ilerletmek için mümkün olan her katkıyı yaptığını vurguladı.
Irak'ta siyasi uzlaşmaya varmak için, ülkedeki tüm siyasi unsurların adil şekilde temsili ve doğal kaynakların hakkaniyete uygun şekilde paylaşımının gerekli olduğunu kaydeden Gül, sözlerine şöyle devam etti:
"Irak'taki mevcut durum umut vadetmiyor olabilir. Ancak kimse, mevcut sorunların Irak'ın bölünmesi suretiyle çözümlenebileceği yanılgısına düşmemelidir. Bu, gerek Irak halkı, gerek bölge için olabilecek en kötü senaryodur. Bu bakımdan, hiç kimse Irak'ın toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine saygı göstermeyen alternatif çözüm arayışlarına girmemelidir. Böyle bir hareket tarzı muhakkak ki mevcut durumu daha da karmaşık hale getirecektir."
-"IRAK'TAKİ DURUM, TÜRKİYE'NİN GÜVENLİĞİYLE DE DOĞRUDAN İLGİLİ"-
Irak'taki durumun, terörle mücadele alanında ortaya çıkardığı sıkıntılardan dolayı Türkiye'nin güvenliğiyle de doğrudan ilgili olduğuna dikkati çeken Gül, terör örgütü PKK'nın, Irak'ın kuzeyini güvenli bir sığınak olarak kullanmaya ve Türkiye sınırları içinde şiddet eylemlerinde bulunmaya devam ettiğini söyledi.
Gül, günümüzde terörle mücadelede uluslararası işbirliği ihtiyacının açık ve zorunlu bir hal aldığını belirterek, Avrupa Konseyinin bu alanda uluslararası standartları belirlemeye yönelik çalışmalarının övgüye değer olduğunu ve bu çalışmaların Avrupa'da terörle mücadele alanında işbirliğini geliştirmek için gerekli hukuki temeli sağlamakta olduğunu ifade etti.
Cumhurbaşkanı Gül, şöyle konuştu:
"Sayın Başkan, bu vesileyle, geçtiğimiz günlerde Güneydoğu Anadolu bölgemizdeki Şırnak ilinde PKK tarafından gerçekleştirilen vahşi saldırı karşısında gösterdiğiniz samimi ve zamanlı tepki için size teşekkür etmek istiyorum. Bir sulama projesinde işçi olarak çalışan, bölge ahalisinden 12 sivil vatandaşımız, geçtiğimiz Cumartesi günü akşam saatlerinde iftarını yapmak için evlerine dönerlerken bu saldırının kurbanı olmuşlardır."
-"AVRUPA'DAKİ DEMOKRATİK İSTİKRARIN TEMELİNDE AVRUPA
KONSEYİNİN GELİŞTİRDİĞİ STANDARTLAR YATMAKTA"- Türkiye'nin, kurucu üyesi olduğu Avrupa Konseyinin, kamuoyuna gereği gibi yansıtılmayan, ama çok önemli bir rol oynadığına inandığını belirten Gül, Avrupa kıtasındaki demokratik istikrarın temelinde Avrupa Konseyinin geliştirdiği standartların yatmakta olduğunu kaydetti.
Avrupa Konseyinin, kapsamlı sözleşmeler sistemi sayesinde, Avrupa çapında denetim mekanizmaları da bulunan ortak bir hukuki alanı yarattığını kaydeden Gül, Konseyin bağımsız organları arasında yer alan; İnsan Hakları Komiserliği, Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu ve Avrupa İşkencenin Önlenmesi Komitesinin son derece önemli çalışmalar gerçekleştirdiğini kaydetti.
Gül, Türk makamlarının, bu organlarla mükemmel işbirliği içinde olduğunu ifade ederek, "Ülkemizdeki reform sürecinde, bu organların tavsiyelerinden de yararlanılmıştır" dedi.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, dünyada başka bir örneği olmayan bir kurum olduğunu ifade eden Gül, uzun yıllar boyunca geliştirdiği içtihadın, Avrupa ülkelerinin vatandaşlarının bireysel özgürlüklerinin sınırlarını sürekli genişlettiğini kaydetti.
Gül, Türkiye'nin, Mahkeme için daha verimli çalışma yöntemleri getirilmesini ve Mahkemeye daha fazla kaynak ayrılmasını desteklediğini belirterek, 14. Protokolün daha fazla gecikmeksizin yürürlüğe girmesinin, bu doğrultuda atılması gereken ilk adım olacağını söyledi.
Bununla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin getirdiği koruma mekanizmasının geçerli olmadığı büyük bir gri alanın da mevcut olduğunu ifade eden Gül, bu durumun, AB'nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine taraf olmasıyla düzeltilebileceğini, böylece milyonlarca Avrupalının hayatını doğrudan etkileyen konuların Mahkemenin denetimine tabi olabileceğini belirtti.
Diğer bir sorununun karşısında türban konusuna değinen Gül, şunları söyledi:
“Türkiye’ye gidip görürseniz çoğu insanın başı örtülü, bu ülkenin gerçeği. Ama zorlama yok. Bir ailenin içinde başı örtülü de var kapalı da, bu çekişme yaratmıyor. Eğitim özgürlüğü ise evrensel olmalı. Bu probleme karşı soğukkanlı olmalıyız. Türkiye’de dışarıdan zannedildiği gibi insanlar arasında bu anlamda bir problem yok."