Gündem
  • 28.9.2003 12:01

MHP GENEL BAŞKANI BAHÇELİ'DEN İLGİNÇ KİTAP!...

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin yaşadığı problemlerin kaynaklarını analiz eden, daha sonra da çözümler öneren hacmi küçük ama içerik itibariyle çok ciddi ve dev bir kitaba imza attı. Dr. Devlet Bahçeli kartviziti iliştirilerek bize de gönderilen kitabın kapağı kırmızı-lacivert. Kırmızı alanda ''Yeni Bir Dünya Yeni Bir Türkiye İçin'', lacivert alanda da ''Büyük Buluşma'' yazıyor. Büyük suskunluk, büyük buluşmayla son buluyor. BÜYÜK Buluşma’nın önsözünü Bahçeli, şu satırlarla bitiriyor: ''Bu ülkenin ve milletin ortak değerlerine saygı duyan, milli kimlik bilincini taşıyan herkesi, siyasi tavır ve tercihleri ne olursa olsun, bu büyük buluşmada yer almaya davet ediyorum.'' Ben de herkesi, okuma yazması olan ve aklı baliğ herkesi, bu kitabı okumaya davet ediyorum. Çünkü bu kitapta, Türkiye’nin neden bu hale düştüğünü göreceksiniz. Türkiye’yi bu hale düşürenlerin kimler, daha doğrusu hangi kesimler olduğunu öğreneceksiniz. Büyük Buluşma’da gerek Avrupa Birliği, gerekse Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’ye yaklaşımı ve küresel süreçte Türkiye’yi bekleyen tehlikeler gözler önüne seriliyor. Örtülü de olsa, itiraflar yer alıyor. Ve nihayet, 3 Kasım seçimlerinden başarıyla çıkan AK Parti’nin ''muktedirliği'' irdeleniyor. BAHÇELİ, küreselleşme sürecinde dünyadaki yeni eğilimleri şöyle özetliyor: - ABD ve AB ülkeleri bakımından ulus devletlerin varlıkları zararlı görülmeye başlanmıştır. - Küresel pazarın oluşması açısından milli sınırlar kendilerine karşı direnmeyecek, denetlenebilir siyasi varlıklara dönüştürülmelidir. - Batı kültürünün küresel kültür olarak yayılması ve kabul ettirilmesi için milli-yerli kültürlerin tasfiye edilmesi gerekmektedir. - Milli kalkınma imkânlarının ortadan kaldırılması, bunun yerine küresel aktörlerin egemen konumlarını üretecek yeni bağımlılık ilişkileri gerekmektedir. - Etnik ayrımcılık ve dinsel veya mezhepsel farklılıklara dayalı federatif yapılara yönelik yeni bir siyasi örgütlenmeye geçilmelidir. - Küreselleşmenin hâkim aktörleri ''milli ordular''ın yerine, kendi politikalarına destek verecek, çıkarlarını koruyacak ''mahalli jandarmaları'' ikame etme arayışına yönelmişlerdir. - Bütün bunları gerçekleştirmek için milli direnci oluşturan milliyetçilik karşıtı, işbirlikçi Batıcılık anlayışlarını veya etnik ayrımcılıkları teşvik edecek bir ideolojik söylem içerisine girmişlerdir. Ekonomi doktoru Devlet Bahçeli, küreselleştirmenin bu tehlikeleri getirdiği sıraladıktan sonra, ''Küresel süreci kendi hâkimiyet ilişkilerini yeniden inşa etmek için fırsat olarak değerlendiren ülkeler, en başta barış ve adalet karşıtı bir anlayışı temsil etmektedirler'' diyor ve ''Batı medeniyetinin çıkarcı ve ben merkezli dünya görüşünün insanlık değerlerini tehdit etmeye yöneldiğinin'' altını çiziyor. PEKİ, bu küresel süreçte Türkiye nerede duruyor? Bahçeli’ye göre, Türkiye imparatorluk birikimi ile dayandığı tarihsel, kültürel ve stratejik imkân ve zorlukları gözardı ederek ''küresel çekim gücüne'' kapılıp giderse, bir varlık gösteremeyecektir. O halde ne yapmalı? Büyük Buluşma’da, bu sorunun cevabı özetle şöyle veriliyor: - Türkiye, küresel dinamikleri hesaba katarak, kendi var oluşunun kaynakları ve birikimleri ile bu yeni dinamikler arasında bir sentez yaratmalı. Kendi bölgesinde ekonomik ittifaklar, kültürel ve siyasi dayanışma zeminleri, barış konferansları düzenleyerek, küreselleşmenin yarattığı olumsuzluklara karşı, sözgelimi küresel yoksulluk, küresel adaletsizlik gibi insanlığı tahrip eden olumsuzluklara karşı yeni bir evrensel misyon üstlenebilir. Pasif ve uydu konuma kaydığı takdirde, küresel güçlerin hesaplarının kesiştiği noktada ‘varlığı’ tehdit altına girebilecek bir noktada bulunmaktadır. Buna asla müsaade edilmeyerek, ABD ve AB ile ilişkiler bu duyarlılık ve bakış açısıyla yeniden ele alınmalıdır. İŞTE bu noktada, biraz soluklanalım. Bu kararlılığı, bu vizyonu ve bu bilinci olan kadrolar var mı Türkiye’de? Bahçeli, ''Böyle bir misyonu üstlenecek kadroları, kararlılığı ve dünya görüşünü kazanması, Türkiye’nin geleceğine sahip çıkması anlamına gelecektir'' dedikten sonra, açık yüreklilikle şöyle diyor: - Ülkemizin bugünkü konumu ve durumu, böyle bir noktanın çok uzağındadır. TÜRKİYE’DE siyasi partilerin oturduğu siyasi ideolojiler bağlamındaki bölünmelerin, Batı’daki ekonomik, toplumsal ayrımcılık veya sınıfsal temellerden farklı olarak, kültürel olduğunu belirten Dr. Bahçeli, imparatorluk Türkiye’sinin ''devşirme'' bürokrasi geleneğinden gelen siyasi bürokratlara dikkat çekiyor. İmparatorluğunu kaybetmiş bir milletin yönetici zümresinden gelen siyasi bürokratlar, Batı karşısında alınan yenilgiyi aşmak için ''Batı’ya benzemeyi'' esas alan ''Batılılaşma'' anlayışına sahip olmuşlar. Bahçeli, şu ayrımı koyuyor: - Mustafa Kemal Atatürk Batı’ya karşı kazanılan Milli Bağımsızlık Savaşı’nın ekonomide, siyasi ve toplumsal alanlarda devam ettirilerek köklü reformlarla taçlandırmak istemiş olmasına rağmen, siyasi elitlerin yetersizliği ve Tanzimatçı-Batılılaşma anlayışının Atatürk’ten sonra egemen olması ile birlikte, olaylar giderek Batılılaşma-Avrupalılaşma tarzında eski Tanzimatçı anlayışta gelişmiştir. H.O.Tercüman Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 20:45

İLGİLİ HABERLER