Gündem
  • 14.3.2004 14:30

MUHAFAZAKAR KİMLİĞİYLE TANINAN HÜSNÜ DOĞAN'DAN ŞAŞIRTAN SÖZLER!...

Türkiye’de değişimin ve dönüşümün başlangıcını oluşturan ANAP iktidarının iki numaralı ismiydi ‘yetim Hüsnü’.’Ben bu kafaya kefilim, büyük bir beyin var bu kafanın içinde'' diyen Özal, zaman zaman da ‘koca kafa Hüsnü’ sözüyle takılırdı. Özal iktidarında Tarım, Orman ve Köyişleri Bakanlığı ile Devlet Bakanlığı; Yılmaz hükümetlerinde Enerji Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı yapan Hüsnü Doğan, 1991 Körfez Savaşı’nda kendisini çok seven Cumhurbaşkanı Özal tarafından azledildi. Buna gerekçe olarak yıldızının hiçbir zaman barışmadığı Semra Özal’ın İstanbul İl Başkanlığı’na karşı çıkması gösterildi ama o bu konuda konuşmak istemedi. Şimdi Nurol Holding Genel Koordinatörlüğü görevini yürüten ve TEKEL’in içki bölümünün özelleştirilmesiyle Mey Alkollü İçkiler ve Ticaret AŞ’ye Yönetim Kurulu Başkanı olarak getirilen Hüsnü Doğan ile ısrarlarımız sonucu Özal’lı yılları konuştuk. O günleri anlatırken zaman zaman derin düşüncelere dalan, zaman zaman da keyifli kahkahalar patlatan Doğan, nezaketi ve sözcükleri seçişindeki özenle dikkat çekiyor. Kafasına ilişkin sözlerin bir iltifat olduğunu söylerken, ''Beni o kadar büyütmeyin'' diyor. Özal’a kırgın mısınız sorumuzu, ''Benim için en üzücü o noktada bile ‘hata yaptı ama iyi adamdır’ dedim'' sözleriyle yanıtlıyor. Kamuoyunda muhafazakârlığıyla tanınan Doğan’ın alkol kullandığını duyunca şaşırıyoruz. Türkiye’nin önemli bir döneminde hem aktör, hem de ‘tanık’ olarak yeralan Doğan ile söyleşimizde sizler de şaşırmaya hazır olun... Yaklaşık 16 yıl aktif olarak siyasetin içinde yer aldınız. Ama şimdi bir holdingde yönetici olarak çalışıyorsunuz. Siyaseti özlüyor musunuz? Benim, hayatta şunu özlüyorum, bunu özlüyorum gibi bir şeyim olmaz. Şartlar sizi nereye getirmişse ona göre davranırsınız. O günkü şartlarda siyasette epey zaman harcadım. Ama vakti kerahat geldi, ayrıldık (şen bir kahkaha atıyor). Türkiye’ye güzel hizmet ettiğimiz zamanlar da oldu, zor günlerimiz de... Şimdi ise siyasete yönelik bir özlem içinde değilim. Bu siyasete dönmeyeceğiniz anlamına mı geliyor? Hayır, şu anda bir özlem içinde değilim. Ben siyasete başladığımda imkân doğmuştu, onun için başladım. Hayatta her zaman istediğinizi yapamazsınız, her şeyi planlayamazsınız. Matematiği çok severdim, matematikçi olmak istedim ama inşaat mühendisi oldum, serbest kalmak için. Matematikçi olursam bir nevi ‘memur’ olacağımı düşünmüştüm. ODTÜ’de mühendis oldum ama ömrümün önemli bir kısmı planlama, ekonomi, siyaset ve yönetimle geçti. Hayatın sizin önünüze çıkardığı imkânlarla sizin tercihleriniz arasında bir çakışma oluyor, o istikamette gidiyorsunuz. Önemli bir dönemde hem aktör hem tanık olarak yer aldınız. Anılarınızı yazmayı düşünüyor musunuz? Zaman zaman düşündüm ama bu ciddi bir iş. Çok kritik dönemlerde sorumluluk aldım. Ama yazacağımız kitabın nasıl olacağı önemli. Yani sadece hatıraları yazıp geçmekle bir şey olacağı kanaatinde değilim. Yaşananları enine boyuna değerlendirip doğru dürüst şeyler yazmak lazım. Tabii bazı insanların hatıraları da önemli. Siz de o insanlardan birisiniz... Yoo estafurullah. Ama hemen bir anımı anlatayım. Avrupa’da bir bakanlar toplantısındaydım. Çok tecrübeli bir Alman bakana, İngiliz bakan hatıralarını yazıp yazmayacağını sordu. Adam şöyle bir iç çekti ve ''Her şeyi yazarsam dostlarımı kaybederim, doğruları yazmazsam da o hatıraların kıymeti yok'' dedi. (Yine neşeli bir kahkaha patlatıyor) Bunu kendinize uyarladığınız anlaşılıyor. Korkuyor musunuz, yaşadıklarınızı yazmaktan? Hayır, hayır... Çok şükür öyle bir derdim yok. Ama bazı meseleler dikkat, nezaket gerektirir. Sadece yazdıklarınızın dikkat çekmesi için birşeyler karalama hakkınızın olmadığına inanırım. Yoksa öyle korkuyla morkuyla, onları çoktan geçtik... Korkuyu birilerini kaybetme korkusu anlamında sormuştum? Yok hayır, böyle bir korkum da yok. Biz kaybedeceklerimizin çoğunu zaten kaybettik. (Hüzünlü bir kahkaha daha atıyor ve düşüncelere dalıyor.) Hatıralar çok derin, şimdi giremiyorum. Bu zamanı bulamayız Özal’a ilişkin unutamadığınız bir anınızı anlatır mısınız? 1984 Ekim ayı, zamanımın büyük bölümünü birlikte geçiriyoruz, çok da hızlı gidiyoruz. Bir yığın karar çıkardığımız için sindirmesi zor oluyor; milletvekili, hatta bakan arkadaşlar ‘doğru mu, yanlış mı yapıyoruz’ endişelerini dile getiriyorlardı. Vatandaşa da yaptığımız işi anlatmak sıkıntı oluyordu. O, her ne kadar kalemli programlar yapsa da yapılanları anlatmak kolay olmuyordu. Neyse Bakanlar Kurulu toplantısındayız. Kabine kendisi dahil 23 kişi ve 11’i mühendis. Toplantıda dayanamadım, elimi kaldırdım, sesimi de yükselttim: Efendim bir maruzatım var. ‘Söyle Hüsnü’ dedi. ''Efendim biraz yavaş gidemez miyiz'' dedim. Durdu, boş bulundu: ''Ne o Hüsnü senin de mi gözün korktu'' dedi. Yoo, isterseniz daha hızlı gidelim ama (şöyle sesimi bastıra bastıra) anlatamıyoruuuz, dedim. Hemen anladı ve: ''Hüsnü haklısın da Türkiye bu vakti bir daha bulamaz. Onun için biz hızımızdan kesmeyelim.'' Öyle de yaptık. İyi ki de yapmışız. Milli Savunma Bakanı iken sizi azletmesi nedeniyle Özal’a kırgın mısınız? Hayır, hayır. Her insanın bir iki hatası olur. Ben Özal ile en problemli günümde dahi, ki o azil noktasıdır. Benim evim hâlâ aynı yerdedir, 20 yıldır Çankaya Köşkü’nün karşısında otururum, benim için o kadar üzücü o noktada dahi ‘burada hata yaptı ama iyi adamdır’ dediğimi gayet iyi hatırlıyorum. Bakın o zaman dedim, bugün demiyorum. En zor zamanımda dahi bunu dediğimi anımsıyorum. (şaşırtmanın verdiği keyifle neşeli bir kahkaha atıyor.) Yani Sayın Özal bu kararıyla hata yapmıştı? Onu şöyle değerlendirelim, keşke o olay olmasaydı. O hata yaptı ben hata yaptım, diye düşünmüyorum. O olay niye oldu? Ona girme artık, dur artık! Pekii Bayan Özal ile görüşüyor musunuz? Bitirdik, bitirdik artık... (yine bir kahkaha) Alkol kullanıyorum! Kamuoyunda muhafazakâr biri olarak tanınıyorsunuz ama bir alkol şirketinin yönetim kurulu başkanı oldunuz? Hiç alkol kullandınız mı? Evet alkol kullanıyorum ben. Hükümetlerimiz döneminde bunlar bize bağlı değil miydi? Daha düne kadar da en muhafazakâr hükümetlere bağlı değil miydi? Rakının, şarabın fiyatını hükümetler belirlemedi mi? (Gülüyor) bu konulara daha fazla girmeyelim, bu kadarı kafi (gülmeye devam ediyor). TEKEL’in alkol kısmının özelleşmesi nasıl bir sonuç yaratacak? Özelleştirme Türkiye için çok önemli ve bir an önce tamamlanması lazım. Maalesef Türkiye bu işte geç kaldı. Bizden sonra başlayanlar bitirdiler ve bu işi yapan ofislerine kilit vurdular. Alkol, sigara gibi ürünler devletin en büyük gelir kaynaklarıdır. Satılan ürünlerin yüzde 70’i ÖTV ve KDV olarak bir sonraki ay devletin kasasına giriyor. Yani her 100 liranın 70 lirası. Bu ürünlerdeki vergi oranlarının yüksek olduğunu düşünüyor musunuz? Vergi oranları aldığımız şartlardan ileri gitmemeli. Vergileri aşırı yükselttiğinizde kaçaklar artar. Yani aşırı kar edelim derken, en büyük zarar devletin kendisine gelir. O nedenle makul seviyede kalmalı. Koalisyonlar kaybettirdi Özal dönemiyle bugünü karşılaştırır mısınız? Özal uçtu gitti ne yapalım? (Derin derin iç geçiriyor) İnsan aynı suya iki defa giremez. Ya sen değişmişsindir, ya su değişmiştir. Her dönem kendi içinde kıymetlidir. Biz 1983’te başladık ve ilk birkaç yıl çok yoğun çalışma temposuyla geçti. Resmi Gazete çok şişik çıkardı. Ama iyi ki o günler oldu. 1980’lerde dünyadaki zorluklara rağmen Türkiye ekonomide, yapısal değişimde, turizmde, enerjide büyük mesafe aldı. Ama 1990’lı yıllarda, dünyada şartlar daha uygun olmasına rağmen, Türkiye kaybetti. Bunda temel sebep koalisyonlardır. 1979’dan 1991’in sonuna kadar 13 sene Türkiye tek partiyle yönetildi. 91’den 2002 sonuna kadar da koalisyonlarca yönetildi ve kaybetti. Şimdi yeniden tek partinin avantajını yaşıyoruz. Tek parti hükümetlerinde çatlak ses çıkmaz, kararlar hızlı alınır ve uygulanır. Tek partiler popülizme daha az ihtiyaç duyarlar. Çünkü koalisyonlarda her parti kendini ispat etmek için lüzumsuz işler yapar. ANAP ile AKP zaman zaman benzetiliyor? Benzeyen yanlar da var, benzemeyenler de. Bunları ben söylemeyeyim. Ancak hükümetler en önemli işlerini iktidara geldiklerinin ilk birkaç ayında yapmalılar. Oysa AKP’nin bir şansızlığı , birinci ve ikinci başbakan dönemi oldu. Dolayısıyla hızları Özal’ın iktidara geldiği dönemdekiyle aynı olmadı. Bir de iki dönemin şartları farklı. O zaman Türkiye büyük bir iç-dış borç kıskacı içinde değildi, AKP ise 10 yılın sıkıntılarını yüklenmek zorunda kaldı. Ama dünya koşulları da farklıydı. Biz geldiğimizde komünizm dipdiri yaşıyordu, dünya iki kutupluydu. Oysa 2002’de Doğu Bloku çökmüş, tek kutuplu dünya haline gelmişti. Yani karşılaştırmayı birebir, matematiksel olarak yapmanız mümkün değil. Ya kadroları? AKP’de teknisyen, bürokrat kadrosunda sıkıntı yaşanıyor gibi, sizde kadrolar daha mı iyiydi? Şunu kabul etmek lâzım, ANAP’ta kadrolardan çok Özal ağırlığı vardı. ANAP’ta Özal’dan sonra en çok emeği geçenlerden biri olmama rağmen şunu söyleyebilirim: İşlerin yüzde 90’ından fazlası Özal’dan kaynaklanıyordu. Kadrolar daha sonra, 87-88’den sonra gündeme geldi. Özal uzun nefesi olan, verimli ve uzun çalışan; cesur, ikna kabiliyeti yüksek biriydi. İnandığı konuda ısrarlıydı ama aynı zamanda iyi dinler, iyi istişare ederdi. Arkadaşlar arasında değişik düşünceler varsa burada ikna metodu kullanılırdı. Yâni haklılık izah edilirdi, bunu da daha çok kendisi yapardı. İşin püf noktası buydu. H.O.Tercüman Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:49

İLGİLİ HABERLER