TAYYİP ERDOĞAN :"GENİŞLEME PROTOKOLÜNÜN İMZALANMASI, KESİNLİKLE KIBRIS RUM YÖNETİMİ'NİN TANINMASI ANLAMINA GELMİYOR"
İSMAİL BALLI - DEVLET ARIK
BRÜKSEL - Anlaşmayla sona eren tarihi 17 Aralık Zirvesi'nin ardından basın toplantısı düzenleyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Tarih 3 Ekim 2005 olarak açıklanmıştır" dedi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Brüksel'de yapılan 17 Aralık Avrupa Birliği Zirvesi'nin ardından, kaldığı Conrad Otel'de basın toplantısı düzenledi.
Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ve diğer yetkililerle birlikte medyanın karşısına geçen Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin 41 yıllık yolculuğunda bugün itibariyle kritik bir döneme gelindiğini belirterek, "Bu uzun yolculuğun son 2 yılında büyük bir iyi niyetle çalıştık" dedi.
Başbakan Erdoğan, sözlerine, "Türkiye'nin 41 yıllık AB yolculuğunda bugün itibariyle kritik bir dönemece gelmiş bulunuyoruz" diyerek başladı.
Başbakan Erdoğan, "Bu uzun ve meşakkatli yolculuğun özellikle son 2 yılında meclis olarak, hükümet olarak, siyasi partiler, devlet ve sivil toplum kuruluşları olarak, ama en önemlisi millet olarak olağanüstü bir iyi niyet ve gayretle çalıştık. Milletçe AB'yi medeniyetlerarası barış ve işbirliğinin adresi olarak gördük. AB'nin dünya barışına gerçekten katkıda bulunabilecek bir global güç haline gelmesi gerektiğini düşündük. AB'nin bütün dünyaya şu mesajı vermesini amaçladık: Demokrasi ve insan hakları bütün insanlığın ortak özlem ve hedefidir, bu hedefe de ancak böyle derinlikli bir medeniyet projesi üzerinden ulaşılabilir. Bu ilkeler doğrultusunda 2 yıldır gece gündüz demeden, yılmadan yorulmadan çalıştık 2002 Kopenhag Zirvesi'nde de bize verilen söze dayanarak, güvenerek, inanarak, başka ülkelerin 10 yılda, 20 yılda yapamadığı çok köklü yasal ve toplumsal değişimleri gerçekleştirdik. Dostlarımızın 'Sessiz Devrim' diye adlandırdıkları olağanüstü bir dönüşümü milletçe başardık. Bütün bunları da herşeyden önce ülke olarak, millet olarak bize yakışanın bu çağdaş değerleri benimsemek ve hayata geçirmek olduğuna içtenlikle inandığımız için yaptık. Avrupalı meslektaşlarımız bütün bu süreç boyunca milletçe gösterdiğimiz bu performansı hayranlıkla, takdirle izlediklerini her gördükleri zirvede, farklı yerlerde bize ifade ettiler" dedi.
Erdoğan, Türkiye'nin Koppenhag Kriterlerini yerine getirmede gereken kararlılığı gösterdiğini belirterek, "2002 yılında Kopenhag Zirvesi'nde bize verilen söz, Türkiye'nin Kopenhag Siyasi Kriterleri'ni yerine getirmesi halinde gecikmeksizin müzakerelere başlamasıydı. Biz bütün bu süreç boyunca AB'nin bütün organlarında AB devlet ve hükümet başkanlarıyla yaptığımız bütün görüşmelerde Türk ve dünya kamuoyuna seslenen bütün platformlarda Türkiye'nin kriterleri gerçekleştirme kararlılığını gösterdik ve bütün dünya da buna şahit oldu. Buna rağmen müzakerelere başlama tarihinin verileceği bugünkü zirve öncesinde önümüze, Kopenhag Kriterleri'yle hiçbir ilgisi olmayan, hatta bir bölümü açıkça AB müktesebatına da aykırı olan yeni ve doğrusu pratikte hiçbir işlevi de olmayan koşullar sürüldü" dedi.
Başbakan Erdoğan, AB Zirvesi'ndeki yoğun görüşmeler esnasında sık sık gündeme gelen ve bir tıkanıklığa sebebiyet veren Kıbrıs meselesi konusunda ise, "Genişleme protokolünün Kıbrıs'a teşmili teknik bir prosedürdür. Bu prosedür gereği, uyum protokolünün varılacacak mutabakat sonucunda imzalanması kesinlikle bir tanıma keyfiyeti değildir. Bu husus ayrıca gerek dönem başkanı, gerek üye ülkelerin hükümet başkanları, devlet başkanları tarafından da basın toplantılarında dile getirildi. Genişleme protokolünün imzalanması, kesinlikle Kıbrıs'ın tanınması anlamına gelmez. Bütün bu gayretlerimiz ve özverili yaklaşımlarımız sayesinde AB ile tam üyelik hedefine yönelik bir müzakere sürecinin başlaması için takvim çalışmaya başlamıştır. Hedef tam üyeliktir ve bu herhangi bir tereddüte yer bırakmayacak şekildedir. Bu takvim, sadece Avrupa müktesebatı ve kurumlaryla uyumun derinleşeceği bir sürece değil, bugün önümüze konulan pek çok sorunun da nitelik değiştirmesine imkan verecek bir sürece de işaret etmektedir" dedi.
Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
"Tarih 3 Ekim 2005 olarak açıklanmıştır. Müzakere süreciyle ilgili ikinci bir karara tereddüt bırakmayacak şekilde net hale gelmiştir. Şu anda geride bıraktığımız 41 yıllık çabalarımızın semeresini aldığımız bir noktada bulunuyoruz, Bu nokta önümüzdeki yıllarda kat edeceğimiz mesafenin de bir başlangıç noktasıdır. Bundan sonra atacağımız her adım bizi temel hedefimize biraz daha yaklaştıracaktır. Bundan sonraki süreç, daha zor, daha engebelerle dolu bir süreç olacaktır. İnanıyorum ki Türkiye interaktif insan potansiyeliyle bunu aşacak güçtedir.
Avrupa Birliği'nin bundan sonraki müzakere sürecinde Türkiye'nin yapacağı katkıların daha çok bilincine varacağına ve ilişkilerimizin bundan sonraki safhasının bu bilinç doğrultusunda ele alınacağına inanıyorum.
Bu tarihi adımla birlikte gerçekleştirdiğimiz yapısal dönüşümler gerek zihniyet dünyamızda, gerekse toplumsal dokumuzda derinlemesine kök salmaya başlayacaktır. Bu adımla birlikte medeniyetler uzlaşması projemiz somut temeller üzerine oturtulmuştur. Bu tarihi adımla birlikte Türk milleti dünya milletleri arasında laik olduğu yeri almak için tarihi bir hamle yapmıştır. Bu tarihi adımın ülkemize, milletimize ve Avrupa Birliği'ne Avrupalı dostlarımıza hayırlı olmasını diliyorum. Basın mensuplarını da çok beklettik. Şahsım ve arkadaşlarım adına bundan dolayı da bu ortak bir meşakketti gerçi yorucu idi ama sonu mutlulukla bitti. Bundan dolayı da arkadaşlarım adına sizlere sevgi ve saygılarımı sunuyorum."