Gündem
  • 3.5.2013 19:59

Türk ve Kürt ayrılamaz...

     Kocaeli'deki bir otelde kamu kurumlarının yöneticileri, iş adamları ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerine yönelik düzenlenen "Büyük restorasyon ve Türkiye'nin Gelişimi" Konferansında konuşan Davutoğlu, tarihin belli bir aşamasında, tarihi yönlendirecek şekilde özne olan bir milletin, bir daha nesneleşemeyeceğini söyledi.
     "Bu toprakların hakkını nasıl veririz-" sorunun cevabının önemli olduğunu dile getiren Davutoğlu, "Bütün krizleri aşabilirsiniz ama güçlü bir aidiyet bilinciniz yoksa tarihle irtibatınızı sağlam kuramamışsanız, oturduğunuz coğrafyanın kıymetini, temsil ettiğiniz insanların cevherini bilemezseniz, büyük restorasyonu gerçekleştiremezsiniz" diye konuştu.
     Davutoğlu, bu kadar hızlı akan tarihin iyi okunması gerektiğini, tarihin bundan sonra daha da hızlı akacağını belirterek, büyük idealleri olmayanların büyük başarılar elde edemeyeceğini kaydetti.
     Son 10 yıl içinde Türkiye'nin büyük bir restorasyon süreci yaşadığını dile getiren Davutoğlu, Türkiye'nin milli gelirinin 275 milyar dolardan, 800 milyar dolara, kişi başına düşen milli gelirinin ise 3 bin dolardan 10 bin 500 dolara çıktığını söyledi.
    
     -"Büyük restorasyonun sırrı olan cümle"-
    
     Bakan Davutoğlu, dünyada büyük çalkantılar, savaşlar ve ekonomik krizlerin yaşandığına dikkati çekerek, şöyle devam etti:
     "Sabah ben kalktığımda güne başlarken, sağa doğru dönsem sağımda Yunanistan'dan daha İspanya'ya kadar ekonomik kriz kuşağı var. Doğu'ya döndüğümüzde İran'dan Afganistan'a kadar siyasi krizler, Irak'tan Fas'a kadar devrim var ve ortasında o coğrafyanın hakkını vererek ayakta durup bir restorasyon gerçekleştirmeye çalışan bir ülke var. Milli gelirini her sene artıran, istikrarını sağlayan, çalışan bir ülke var. Bu da bizim coğrafyamızın gereği. Eğer siz güçlü bir gelenekten geliyorsanız, coğrafyanızdan şikayet etmezsiniz, coğrafyanızın hakkını verirsiniz."
     Davutoğlu, restorasyonda en önemli şeyin, fertlerin, milletlerin kendilerine güvenmesi olduğuna işaret ederek, "Başbakan Erdoğan, Davos'ta 'One minute' dediğinde, akşam bu milletin tarihi coğrafyasını anlamamış olanlar, 'Bunun bedelini fena ödetirler, bunun hesabını sorarlar, bu karşılıksız kalmaz' yorumları yapıyordu. Başbakanımız gecenin bir yarısı İstanbul'a geldiğinde, on binlerce İstanbullu onu karşılıyordu. İşte büyük restorasyonun sırrı olan cümleyi orada söyledi. Bir milletin özne olmasının simgesel önemi olan bir cümle. Dedi ki; 'bundan sonra artık biz şu veya bu ülkeyi kaybedersek ne oluruz diye düşünmeyeceğiz. Başka ülkeler, Türkiye Cumhuriyetini kaybedersek, ne oluruz' diye düşünecekler" şeklinde konuştu.
    
     -"Psikolojik özgüven büyük ölçüde sağlandı"-
    
     Herkesin İsrail'in özür dilemeyeceğini savunduğunu vurgulayan Davutoğlu, "Siz kendinizden emin değilseniz, hiç kimse size saygı duymaz. Siz, bastığınız topraktan emin değilseniz, siz, o toprağın altında yatan şehitlerin maneviyatından, şehit torunlarının gücünden emin değilseniz, bir milleti harekete geçiremezsiniz. Elhamdülillah psikolojik özgüven büyük ölçüde sağlandı" ifadesini kullandı.
     Davutoğlu, Türkiye'nin Afrika'ya açılmasını eleştirenlerin, Avrupa'da yaşanacak krizi göremediklerini anlatarak, ülkenin, Avrupa'ya olan dış ticaret bağımlılık oranını düşürdüğü için Avrupa'daki krizden etkilenmediğini bildirdi.
     Türkiye ekonomisinin çok güçlü olduğunu, kendi tankını, uçağını yapacak kapasiteye ulaştığını belirten Davutoğlu, 10 yıl önce stratejik düşüncelerin üretilmediğini ancak şu anda onlarca strateji, alternatif düşünce üreten kurumun bulunduğunu kaydetti.
     Davutoğlu, her alanda kendine güvenen bir Türkiye olduğunu dile getirerek, yaşanan restorasyonun bu anlama geldiğini ifade etti.
     Restorasyon çalışmasının, iç, ekonomik ve dış ayağının bulunduğuna vurgu yapan Davutoğlu, iç restorasyonun esasının, demokrasi olduğunu, milletime güvenmeyen ya da onu "iç tehdit" olarak gören bir devletin, o milleti tarihte sahneye çıkarmasının mümkün olmadığını söyledi.
     Davutoğlu, bu tabuyu yıktıklarına dikkati çekerek, şunları kaydetti:
     "Biz, bu milletin hiçbir ferdini, geçmişte Çanakkale'de, Kut'ül Ammare'de ya da Yemen'de dedeleri omuz omuza çalışmış bu milletin kaderini şekillendirmiş insanların torunlarının hiçbirini tehdit olarak görmüyoruz. Hiçbir şekilde böyle bir tehdit anlayışını da mazur göremeyiz. Bir devlet eğer kendi halkına dönüp, 'ben sana en geniş özgürlükleri, güvenliğini riske etmeden vereceğim' ya da 'en güvenli şartları, özgürlüğünü kısıtlamadan sağlayacağım' derse işte o devlet, en meşru devlettir. Ama halkına dönüp, 'benden özgürlük isteme çünkü güvenliğimiz risk altında' derse ya da 'güvenliğimi korumam için özgürlükleri kısıtlamak zorundayım' derse bir müddet sonra meşruiyetini kaybeder. Devlet ile millet arasındaki bağlar zayıflamaya başlar."
    
     -"Her bir fert, topraklara aidiyet hissi ile bağlı olmalı"-
    
     Dışişleri Bakanı Davutoğlu, vatandaşlığın hukuki bir bağ olduğunu ancak milletleri bir arada tutan şeyin, psikolojik bağ ve tarihdaşlık olduğunu dile getirerek, tarihdaşlığın sınır tanımadığını, aradaki okyanusları, dağları yok ettiğine dikkati çekti.
     Kürtçe yazan Ahmedi Hani ile Türkçe yazan Ahmet Yesevi'nin aynı hikmetten hareket ettiğini gördüğünde, Türk ve Kürt'ün manevi olarak ayrılamayacağını anladığını vurgulayan Davutoğlu, "Bu kaderdaşlık bizim güç kaynağımızdır. Bu ortak kader bilincini, kaybettiğimizde, hayat damarlarımız da dağılmaya başlar. Millet öyle bir varlıktır ki; şemsiyesi altına aldığı her şeye aidiyet hissi verir ama milleti öyle tanımlarsanız ki; bazıları o tanımın dışında kalırsa tehdit o zaman başlar. Her bir fert, bu millete, devlete, topraklara aidiyet hissi ile bağlı olmalı. Bu aidiyeti güçlendirmek zorundayız. Alacağınız hiç bir askeri tedbir, alacağınız hiç bir ekonomik yatırım ya da başka bir şey aidiyet bağları kopmuş toplumun değişik kesimlerini bir arada tutmaz. Bu aidiyet bağının tanımı, Çanakkeledir, Sarıkamıştır, Myanmardır, Kut'ül Ammaredir" şeklinde konuştu. 

İLGİLİ HABERLER