HASAN ESEN
ANKARA - Türk siyaset arenasında 1969 yılından itibaren yerini alan Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), 12 Ekim 2003 tarihinde gerçekleştireceği büyük kongresine hazırlanıyor.
Genel Başkan Devlet Bahçeli dahil 7 kişinin adının geçtiği genel başkanlık yarışında taraflar kılıçlarını çekti. MHP'nin tarihi serüveni, Türkiye'nin çok partili hayata geçmesiyle siyasi arenada yer almak isteyen milliyetçilerin partileşmek yolunu seçmeleriyle başladı. Millet Partisi ile başlayan bu süreç halen Milliyetçi Hareket Partisi ile devam ediyor. 1969 yılında kurulan MHP, kendine özgü bir yol benimseyerek Türkiye'nin sorunlarına çare bulmak için mücadeleye başladı. Devletin korunması adına çeşitli eylemlerde yer alan partinin gençlik kolları üyeleri bir dönemin adı oldu.
İHA muhabirinin derlediği bilgilere göre, MHP ile birlikte anılan milliyetçilerin partileşme süreci şöyle: 1945 yılında çok partili hayata adımını atan Türkiye'de toplumsal yaşantıda değişmelerle birlikte yavaş da olsa halkın itaatkar ve tebaa tavrı yerini katılmacı vatandaşlığa bırakarak, geri dönülmez bir şeklide sürekli gelişme gösterdi. 1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti (DP), izlediği ekonomi politikaları ile kitlesel bir köyden kente göçe önayak oldu. Önlenemeyen göç, beraberinde plansız ve sağlıksız şehirleşme yanında, bir yığın sosyal ve kültürel sorun getirdi. Hızla artan ve kentleşerek kendine yeterliliği yitiren nüfusa, iş olanağı sağlanamadı. Toplumsal yaşantıda meydana gelen değişmeler ile birlikte sosyal ve ekonomik yabancılaşma, şiddet eğilimi, otoriter-totaliter düşünce ve akımlara neden oldu. Bu ortam, milliyetçilik ideolojisine açık, düzen karşıtı, kapitalizm gibi sosyalizmi de reddeden grupların çıkmasına zemin hazırladı. İkinci Dünya Savaşı ile ortaya çıkan 'iki kutuplu dünya düzeni' beraberinde 'soğuk savaş'ı getirdi. Bu dönemde birlikte Türkiye'deki çeşitli oluşumlar komünizme ve her türlü sol düşünceye karşı sert bir politika izledi. Bu toplumsal yapı içerisinde bir alternatif olarak ortaya çıkan milliyetçi teşkilatlar, sorunların çözümü için değişik yol haritaları önerdiler. Sorunların ancak siyasi iktidar vasıtasıyla çözüleceğine inanan milliyetçiler partileşmeye yolunu seçkiler. 1948 yılında Millet Partisi ile başlayan milliyetçilerin partileşme serüveni, Milliyetçi Hareket Partisi olarak devam ediyor.
MİLLET PARTİSİ
1948 yılında Mareşal Fevzi Çakmak ve Osman Bölükbaşı'nın liderliğinde bir grup milliyetçi-muhafazakar tarafından kurulan Millet Partisi, CHP ve DP'den sonra üçüncü bir seçenek olarak ortaya çıktı. Kurulduktan 2 yıl sonra seçime giren MP, sadece yüzde 3.1 oranında oy alabildi. Partinin dini ön plana alan bir politika izlemesi, hatta bazı parti üyelerinin tekrar Arap alfabesine dönme çağrısında bulunması MP'yi zor durumda bıraktı. 27 Ocak 1954 tarihinde Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesi MP'yi 'Dini esasa dayanan ve gayesini saklayan bir cemiyet' olduğunu öne sürerek partiyi kapattı. MP'nin kapatılmasından sonra yöneticilerden bir kısmı tasfiye edildi ve birtakım program değişiklikleri yapılarak Osman Bölükbaşı'nın liderliğinde, Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) adıyla yeniden teşkilatlanıldı. 10 Şubat 1954 tarihinde kurulan CMP, amacını 'Türkiye'de insan haklarını hakim kılacak ve bunları güvenilir teminata bağlayacak bir devlet nizamı kurmak' olarak belirledi. CMP, bu amaca ulaşmak için laiklik ve milliyetçilik esaslarına bağlı kalmayı gerekli saydı. CMP'nin bu gibi esasları ön plana çıkarması MP'nin akıbetine uğramaktan korktuğundan kaynaklandı şeklinde yorumlandı. 1954 yılında seçime giren parti, tıpkı MP gibi istediği oyu toplayamamış, ancak yüzde 4.8 oranında oy alabilmişti. 1957 seçimlerinden sonra aldığı yüzde 7.1'li oy oranı ile güçlenen CMP, Türkiye Köylü Partisi ile birleşerek adını Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) olarak değiştirdi. Osman Bölükbaşı'nın Genel Başkanı olduğu partinin amblemi 'terazi' olarak belirlendi. 18-20 Kasım 1959 tarihleri arasında yapılan CKMP Kongresi Bölükbaşı'yı tekrar genel başkanlığa getirdi. Ancak bu kongreden 3 yıl sonra Osman Bölükbaşı ve beraberindeki 29 milletvekili partiden istifa ederek tekrar MP'yi kurdu. 1961 seçimlerinde oyların yüzde 14'ünü alan parti 54 milletvekili çıkardı. Bölünmüş halde 1965 seçimlerine giren iki partiden MP yüzde 6.2, CKMP ise 2.2 oranında oy aldı.
TÜRKEŞ VE 27 MAYIS
Alpaslan Türkeş, Silahlı Kuvvetler'in çeşitli kademelerinde Milli Birlik Komitesi (MBK) adı altında örgütlenen 38 subay arasında yer alıyordu. 27 Mayıs 1960 sabahı ''Bugün, demokrasimizin içine düştüğü buhran ve en son müessif hadiseler dolayısıyla ve kardeş kavgasına meydan vermemek maksadıyla, Türk Silahlı Kuvvetleri, memleketin idaresini eline almıştır'' sözleriyle ihtilal yapıldığını radyodan tüm dünyaya duyuran Türkeş, o dönem 'Kurmay Albay'dı. Daha sonra MBK ile 'ülkenin idaresinin meclise devri' konusunda yaşanan sorunlar nedeniyle Türkeş ve 'ondörtler' olarak bilinen arkadaşları komitenin diğer üyeleri tarafından istifaya zorlandı. İstifa etmeyen 'ondörtler', 13 Kasım 1960 tarihinde yurtdışına gönderildi. Türkeş için de sürgün yeri olarak Hindistan belirlendi.
TÜRKEŞ'İN SİYASETE GİRİŞİ
23 Şubat 1963 tarihinde Alparslan Türkeş'in Hindistan'dan dönüşü, Türk sağına hareketlilik getirdi. 2 Mayıs 1963 tarihinde bir basın toplantısı düzenleyen Türkeş, ''Ya parti kuracağız ya da mevcut partilerden biri doktrinlerimizi benimseyecektir'' dedi. Bu açıklamasından sonra Huzur ve Yükseliş Derneği'ni kuran Türkeş, derneği partileşmek için bir araç olarak kullandı. Dernek ile istediği sonucu yakalayamayan Türkeş, yönünü Adalet Partisi'ne (AP) çevirerek, Genel Başkanlık yarışında Süleyman Demirel'e karşı Saadettin Bilgiç'i destekledi. Bilgiç'in seçimi kaybetmesi ve bazı milletvekillerinin Türkeş'ten rahatsızlık duymaları, Türkeş'i CKMP'ye yönlendirdi. Genel Başkanlığı'nı Ahmet Oğuz'un yürüttüğü partiye girme kararı alan Türkeş, 'ondörtler'den yakın arkadaşları ile 31 Mart 1965'de partiye üye odu. Kısa süre sonra parti müfettişliğine getirilen Türkeş, beraberinde yaklaşık 60 kişiyi de parti saflarına kattı. Türkeş, 'ordörtler'in görüşlerinin partiye hakim olması gerektiğini öne sürerek, partinin Haziran 1965'te kongreye gitmesini sağlamaya çalıştı. Bu durum üzerine Genel Başkan Ahmet Oğuz, Türkeş ve arkadaşlarının partide huzuru bozduğunu hatta partiyi 'ele geçirmek' istediğini iddia ederek genel başkanlıktan istifa etti. Bu gelişme sonrasında Türkeş ve arkadaşlarının katılımından sonraki ilk büyük kongresi, 1 Ağustos 1965 tarihinde yapılan CKMP, Türkeş ve Ahmet Tahtakılıç'ın mücadelesine sahne oldu. Mücadeleyi kazanan Türkeş, Genel Başkanlık koltuğuna oturdu. Ve ilk kez milliyetçi hareketin ruhunu ve ideolojik temelinin oluşturacak olan 9 Işık Türkeş tarafından okundu. Bu Genel Başkanlık, Türk siyasetinde geriye dönüşsüz bir dönemi başlattı. Türkeş'in Genel Başkanlığa seçilmesinden sonra CKMP'de istifalar birbirini izledi. CKMP'nin o günkü koalisyon hükümetinde Milli Savunma Bakanı olarak vazife gören Afyon Milletvekili Hasan Dinçer, Köyişleri Bakanı Eskişehir Milletvekili Seyfi Öztürk ile birlikte 6 milletvekili ve senatör istifa ettiler. Bu istifaların ardından Adalet eski Bakanı ve Konya eski Milletvekili İrfan Baran 2 Eylül 1965 tarihinde istifa etti. AP'ye geçen İrfan Baran, istifa gerekçesi ile ilgili olarak yaptığı açıklamada ''CKMP, şahsi ihtiraslarını devam ettiren eski cunta üyelerinden kurulu bir topluluk haline geldi. Bu durum seçimler için hazırlanan aday listesinden anlaşılmaktadır'' diye konuştu. 1965 yılında seçimine giren CKMP, Adalet Partisi'nin yüzde 53'ü bulan oyları karşısında, sadece yüzde 2.2 oy alabildi.
CKMP'DEN MHP'YE
CKMP'nin hem fikri hem de teşkilatlanma düzeyinde milliyetçi camiayı temsil etme çabaları 8-9 Şubat 1969 tarihinde Adana'da toplanan Olağanüstü Büyük Kongresi ile birlikte yeni bir aşamaya geldi.1965-1969 yılları arasındaki bu değişim sürecini partinin isminin ''Milliyetçi Hareket Partisi'' olarak değiştirilmesi en net şekilde temsil eder. Bu isim kabul edildikten sonra partinin amblemi de değiştirilerek, 'Terazi' olan eski amblem yerine 'Üç hilal' sembolü benimsendi. Ayrıca gençlik kollarının ambleminin ise 'Hilal içinde kurt' olmasına karar verildi. Bu tarihten sonra siyasi arenada yerini alan MHP, milliyetçilere seslenebilmek için çalışmalar yaparak, yeniden teşkilatlanmaya gitti. MHP yeni adı ile ilk defa 12 Kasım 1969 seçimlerine girdi. 1965 seçimlerine göre oylarını artıran MHP, ancak yüzde 3 oranında oy toplayabildi. Seçimler neticesinde Adana Milletvekili olan Türkeş, çalışmalarına hız verdi. Parti program ve teoplşkilat yapısında değişikliğe giden Türkeş, 9 Işık'tan yola çıkarak 'Büyük Türkiye' hayalini gerçekleştirmek için çalışmalarını yoğunlaştırdı.
DEVLETİN KAPILARI MHP'YE AÇILDI
MHP, 14 Ekim 1973'teki genel seçimlerde oy oranını yüzde 3.4'e yükselterek, 3 milletvekili çıkarttı. CHP ve MSP'nin kısa süren koalisyonunun ardından 213 gün süren hükümet krizinden sonra 31 Mart 1975'te Süleyman Demirel'in kurduğu Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti içinde iki bakanlıkla temsil edilen MHP'ye böylece devletin kapıları sonuna kadar açıldı. Sürgünden Türkiye'ye dönen ve bir partinin genel başkanı olmayı başaran Türkeş, 10 yıl sonra partisini iktidara taşımayı bildi. MC hükümeti sayesinde ilk kez iktidar ile tanışmış olan MHP'liler, devleti 'korumak ve kollamak' için daha fazla mücadele verdiler. Bu tarihten sonra devlet içinde kadrolaşmaya başlayan MHP, bu konudaki eleştirileri dikkate almadı. Hatta, Öğretmen Okulları Genel Müdürü Ayvaz Gökdemir, 12 Aralık 1976 yılında yaptığı basın açıklamasında ''Nerede kadrolaşıp milliyetçileri hakim duruma getirmişsek, orada olaylar durdu. Bunun için kadrolaşmamız lazım'' dedi. Gittikçe güçlenen MHP, 1977 seçimlerinde 6.4 oy alarak 16 milletvekili çıkarttı ve ülke genelindeki oy oranlarına göre 4. parti oldu. MHP, seçimlerden sonra kurulan İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti'nde 5 bakanlıkla yer aldı. Milletvekillerinin 3'te 1'i bakan olan MHP, bir denge unsuru olarak kabul edilmeye başlandı. 12 Eylül 1980 askeri müdahalesiyle demokratik süreç kesintiye uğradı ve bütün siyasi kuruluşların faaliyette bulunması uzun bir süre engellendi.
MHP'NİN PARTİ PROGRAMI
Türkiye'de etkisi gittikçe hissedilecek olan Türkeş'in görüşlerinin ana unsuru anti-komünist ve anti-faşist olmasıydı. Irkçılığı reddeden Türkeş, Türk siyasetinde büyüt etki bıraktı. Her türlü yabancı ideolojiye karışı çıkan MHP, kapitalizm ya da komünizmden farklı olarak 'üçüncü yol' denilen 'ülkücü yol'u benimsedi. Türkeş tarafından 'yüzde yüz, yerli ve milli bir doktrin' olarak tanımlanan 'ülkücü yol', 'Herşey Türk Milleti için, Türk'e doğru ve Türk'e göre ülküsünü benimseyerek, Türk milletini kısa sürede güçlendirilecek tek yol' şeklinde tanıtıldı. Türkeş'in bu çerçevede kaleme alıp 1965 yılında yayınladığı, '9 Işık' isimli kitapta konu derinlemesine işlendi. Sırasıyla, 'milliyetçilik, ülkücülük, ahlakçılık, ilimcilik, toplumculuk, köycülük, hürriyetçilik ve şahsiyetçilik, gelişmecilik ve halkçılık, endüstricilik ve teknikçilik' şeklinde ifadesini bulan bu 9 madde MHP'nin 'olmazsa olmazları' içinde yer aldı. Türkeş 9 ışık isimli kitabında milliyetçiliği, ''Türk milletine karşı beslenen derin sevgi, bağlılık duygusunun, müşterek bir tarih ve müşterek hedeflere yönelme şuurunun ifadesidir. Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde yaşayan ve kendisini Türk milletinin bir mensubu kabul eden herkesi kardeş sayan bir düşünce ve görüştür'' şeklinde tanımlayarak, ırkçılığı yadsıdığını ilan etti. Türk milletinin büyük bir millet olduğu için dünya yüzerinde geniş sahalara yayıldığını ve dağıldığını söyleyen Türkeş, 'turancılık' hakkında ise şu ifadeyi kullandı: ''Yunanlılar için Enosis neyse, Ruslar için Panislavizm neyse, Almanlar için Alman Birliği neyse, Araplar için Arap Birliği neyse, İranlılar için Panaryanizm neyse, Türkler için de Turancılık odur'' Milliyetçiğilin yanına Türkçülük kelimesini de eklediğini kaydeden Türkeş, Türkçülüğün Türk milletinin hayatının her safhasında yapacağı her şeyin Türk ruhuna, Türk geleneğine uygun olması ve Türk'e yararlı olması amacının, fikrinin ön planda tutulması olduğunu savundu.
Türkeş, 'Temel Görüşler' isimli kitabında yer alan 'Kendisini Türk sayan, Türk Devleti'ne sadakatle bağlı bulunan herkes Türktür' ilkesine bağlı olduğunu ve ırkçılığı reddettiğini her fırsatta tekrarladı. Bu çerçevede Atatürk milliyetçiliğine gönderme yapan parti ideologları, söylemleri arasında önceleri Turancılık ve İslamcılık fikirlerine pek yer vermediler. Ancak daha sonra MHP, Turancılık fikrini savunmaya başlayarak, bunun bir 'ütopya' olmadığı üzerinde durdu. MHP'nin parti programında din konusu laiklik bağlamında değerlendirildi. Laikliğin dinsizlik olmadığının vurgulandığı programda, her ne şekilde olursa olsun dinin sömürülmesine karşı çıkıldı. Savunduğu 'milli doktrin' ile 'Büyük Türkiye'yi yeniden canlandıracağını' sık sık yineleyen MHP, 1973 yılındaki seçim bildirisinde devleti, 'bölünmez bir bütün olan milletin teşkilatlanılmış hali' olarak tanımladı. Bu tanım yerini 1977 yılındaki seçimlerde 'milli devlet'e bıraktı. Devlet tanımı daha genişletirilerek devletin herkesin üstünde ve dışında olduğu vurgulanarak ve müdahaleci ve düzenleyici bir nitelikle sahip olduğu ifade edildi. Ayrıca sol bir söylem olan 'sınıf' kelimesini değil 'dilim' kelimesini kullanmayı tercih eden MHP, böylece söylem dilinde de daha 'milli' olmaya gayret gösterdi. MHP, 'milli sektör'ün kurulmasını ve devletin ekonomik alana müdahalesini zorunlu görmesine karşı, ilerleyen yıllarda 'özel sektörün ağırlık kazandığı karma bir politikayı' benimsedi. MHP, tarım alanında ise tamamen kendine özgü bir politika üretti. Tarım kentleri kurularak, tarım sektöründeki işgücü fazlalığı sanayi alanına kaydırılması öngörüldü. Uluslararası anlaşmalara sadık kalınacağı belirten parti programında, 'ortak pazar köleliğine' kesinlikle karşı çıktığını vurgulandı. Parti'nin Türk Milliyetçiliği niteliği, Türk töre ve geleneklerinin korunmasına verilen önemde açığa çıkıyordu. Örneğin 'MHP 1973 Seçim Bildirisi'nde ''Milliyetçi hareket sana bin yıl önceki hakanın sözleri ile sesleniyor: 'Ey Türk titre ve kendine dön. Sen milli kültürüne, hasletlerine, değerlerine sahip olduğun sürece kuvvetli ve kudretli olacaksın ve ebediyen efendi yaşayacaksın''. 1973 yılında kabul edilen parti programında ise Türkiye dışında yaşayan Türkler 'Türk Dünyası' başlığı altında incelerek bu konuda şöyle denildi: ''Madde 6: Türk dünyasında bütünüyle dil bütünleşmesini sağlamak. Madde 41: Türk dünyası ile münasebetlerimizi geliştirmek kararındayız''.
ÜLKÜCÜ HAREKET
Ülkücülüğü, ''Her şeyden önce Türk milletinin ahlakta, maneviyatta, insanlık duygularında en yüksek seviyede bulunması, yaşaması ve ilimde, teknikte dünyanın en ileri gitmiş varlıuğı haline gelmesi ve ekonomik açıdan kalkınmış, tarımını modern tekniğe göre geliştirmiş ve modern sanayii kurulmuş, refahlı bir toplum haline gelmesi' olarak tanımlayan Türkeş, ülkülerin uzak hedefler ve uzun vadeli olduğunu kaydetti. Bir ülkünün hemen yarın gerçekleşmesinin mümkün olmayacağını ifade eden Türkeş, ''Ülküler önümüzdeki yılları, önümüzdeki yüzyılları kapsayabilir. Ama ülkü insanın kalbini aydınlatan bir ışıktır. Ülkü insanlara yönünü tayin etmesini sağlayan bir kılavuzdur. Milletler için de mill3 ülkü, milletin kılavuzu, milletin yolunu aydınlatan güneşidir. Türk milliyetçisi, her Dokuz Işıkçı mutlaka ülkücü olacaktır, mutlaka ülkü sahibi bulunacaktır. Parti programında da gençliğe özel bir yer ayıran MHP, gençlerin 'Türkiye'yi yeniden inşa etmenin şerefli sorumluluğunu yüklenmesini ve hizmet mevkilerine gelmesini' isteyerek, kurmak istenilen 'Büyük Türkiye'nin hazırlayıcılarından olduğu savunuldu. Böylelikle üniversitelerde parti gençlik kollarına ek olarak Ülkü Ocakları da kurulmaya başlandı. Ülkü Ocakları üniversitelerde özellikle köy ve taşra kökenli geçliğe yönelerek geniş bir taban oluşturdu. Böylelikle hareketin büyümesi, herkese ulaşması amaçlandı. Gençlerin yetiştirilmesi gerektiği fikriyle hareket eden MHP, çeşitli merkezler açtı. 'Komando Kampları' olarak bilinen bu merkezlerde iddia edildiği gibi sadece dövüş sporları eğitimi verilmedi. Sabah namazı ile başlayan programda gençler, dini bilgilerin yanı sıra siyasi bilgilerde aldı. Önce İzmir'de kurulduğu belirtilen kampların Ankara, İstanbul ve Adana'da da açıldığı iddia edildi. Partinin resmi veya gayri remi yayın organlarında da bu kamplar hakkında bilgiler yer alıyor, ancak buraların 'Komando Kampları' değil 'Gençlik Kampları' olduğu kaydediliyordu. Milli Hareket dergisinin 1968 yılı Ekim ayı sayısında bu merkezlerin bazı kesimleri rahatsız ettiği ama 'milletin büyük çoğunluğuna güven verdiği' vurgulanıyordu. Türkeş'in 18 Ağustos 1968 tarihinde yaptığı konuşmasında bu konuyla ilgili olarak ''Gençlik kolları çeşitli sportif ve kültürel faaliyetlerde bulunuyor. Bu arada kendilerine judo da öğretiliyor. Komünistler memleketi sahipsiz sanıp da sokak hakimiyetini kuramazlar. Onların anlayacağı dilden konuşacak memleketçi, milliyetçi çocuklar var. Bunun için gençlerimizi mücadeleci olarak yetiştiriyoruz'' ifadesini kullandı. Türkeş'in bu konuda verdiği bilgilere göre bini aşkın genç, Genel İdare Kurulu üyesi Dündar Taşer'in nezaretinde Ankara ve İzmir'de yetiştiriyordu. Buralarda yetiştirilen gençlerin solculara karşı eylemlerde bulunduğu yönündeki haberler partinin yayın organlarında da yer aldı. Hatta Milli Hareket dergisinin 1969 yılı Ocak ayı sayısında, ''Milliyetçi-Toplumcu gençler ilk hareketini Ankara'da yaptı. Yüksek Öğretmen Okulu'ndaki solcuları çıkarttığı hadiseyi şiddetli bir şekilde bastırarak hem emniyet kuvvetlerine yardımcı oldular ham de iki de bir ortalığı karıştıran, anarşi çıkaran güruha gereken dersi verdiler'' denildi. Eylemlerin arttığı yönündeki haberlerin artması üzerine savcılık soruşturma başlattı. Hatta Türkeş, 'bilgisine başvurulmak' üzere savcılığa davet edildi. Milletvekili dokunulmazlığına sahip olduğu için savcılığa gitmeyeceğini afduçıklayan Türkeş, 12 Ocak 1969 tarihinde yaptığı konuşmasında, ''Biz gençlik kampları açtık. Bunu köylüyle gençliği tanıştırmak, temasa geçirmek üzere yaptık'' diye konuştu. CKMP'nin adının MHP olarak değiştirildiği Adana Kongresi'nde de bu konuya değinen Türkeş, ''Aşırı solu ve ortanın solunun tutan gazetelerin hiçbirin yazdığı doğru değildir. Gençlerimizin saldırgan olduğu yönündeki haberler yalandır, iftiradır. Bozkurtlarımız, kimseyi tahrik etmemiştir, rahatsız etmemiştir. Daima kanunlara saygılı, milli ahlaka bağlı hareket etmişlerdir. Komünistlerin bazılarının dövüldüğü doğrudur. Fakat kimler dövülmüştür? Türk milletinin köleleştirmek isteyenlerin aletleri olanlar, Türk'ün Allah'ına sövenler, tarihle alay etmeye yeltenenler dövülmüştür'' diye konuştu. Basında bu yerler hakkında daha çok haberin yer alması geri adım atılmasına neden oldu. Birbiri ardınca kapatılmaya başlanılan kampların çalışmalarına 12 Mart 1971 darbesiyle tamamen son verildi. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit de, Kahramanmaraş'ta 'alevi-sünni' çatışmasında Ülkü ocaklarını sorumlu tuttu. Ülkücülerin 1974'e dek hedefi üniversitelerdeki solcu geçlerdi. CHP ve MSP koalisyonu sırasında ülkücülerin hedefi, CHP'lilerle DİSK, TÖB-DER gibi solcu meslek kuruluşları oldu. Giderek 'karşıt görüşlülerin' beyin takımı da hedefe yerleşti. Abdi İpekçi'nin Mehmet Ali Ağca tarafından öldürülmesi yıllar buna gerekçe olarak gösterildi. Daha sonra Ülkü Ocakları'nın kapatılması için İçişleri Bakanlığı şiddet olaylarına karıştığı gerekçesiyle dava açılması talimatının verdi. Açılan kapatma davası üzerine ülkücüler, örgütlerini Konya'da kurdukları Ülkücü Gençlik Derneği'ne taşıdılar. Tüm bu dernek ve partiler 12 Eylül 1980 darbesi ile sessizliğe gömüldü. 27 Mayıs'ı gerçekleştiren subaylar arasında yer alan Türkeş, daha sonraki 12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980 yılındaki darbelerden olumsuz yönde etkiledi. Önceleri 12 Mart darbesini sevinçle karşılayan MHP, sonraları gençlik kolları faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı. 12 Eylül ise MHP'nin siyaset sahnesinden bir süre silindiği dönemi başlattı. Türkeş dahil birçok partili tutuklandı. Türkeş, tarihi savunmasını hazırlayarak ülkücü hareket için getirilen tüm eleştirilere cevap verdi.
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 20:47