Gündem
  • 21.10.2008 14:05

"ERDOĞAN, SİNSİ BİR YIKIM PROJESİNİN TAŞERONLUĞUNA SOYUNMUŞTUR"

ANKARA  - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yabancı bir dergiye verdiği mülakattaki "geçmişte ayrımcılık yapılmıştır" sözlerini eleştirerek, "Biz Cumhurbaşkanı'ndan kendi geçmişimizi şikayet etmek yerine, açılışını yaptığı kitap fuarının alt katında açıkça sergilenen bölünmüş Türkiye haritalarına müdahale edecek cesaret ve iradeyi göstermesini beklerdik" dedi.
MHP lideri Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'nin giderek ağırlaşan siyasi ortamında, bölücü terör ve etnik tahriklerin çok tehlikeli biçimde tırmandığı, iç huzur, kardeşlik ve dayanışma ruhunun yara aldığı, hain tuzaklarla dolu bir dönemden geçtiğini vurguladı. Türkiye, terörle ve etnik bölücülükle mücadele konusunda tarihi bir yol ayrımında olduğunu anlatan Bahçeli, kanlı terör saldırılarının tırmandığı, tahriklerin hayasızca sergilendiği ve İmralı canisi lehine
gövde gösterilerine dönüşen ayaklanma provalarının yapıldığını kaydetti. Bu noktaya gelinmesinin en büyük sorumlusunun, terörle mücadele için gerekli iradeye sahip olmadığı anlaşılan ve bölücülüğe şirin görünerek siyasi hesaplar peşinde koşan Başbakan Erdoğan ve hükümet olduğunu iddia eden Bahçeli, "72 aydır ülke yönetiminde olan Başbakan ve partisi; bugüne kadar 'terörle mücadele' ile 'terörle müzakere' arasında sürekli gidip gelmiş, şartlara ve esen rüzgara göre sürekli yer değiştirmiş ve bu hayati
konuda nerede durduğuna bir türlü açıklık getirememiştir" diye konuştu.
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın bugünkü vahim tablo karşısında yapması gerekenin Türk milliyetçilerine saldırmayı ve siyasi kışkırtmacılık yapmayı bırakıp, terörün tırmanması, bölücülüğün önünün açılması ve PKK'nın siyasallaşma stratejisinin adım adım ilerletilmesindeki rolü ve katkısı hakkında tarihin ve milletin huzurunda namuslu bir vicdan muhasebesi yapması gerektiğini söyledi. Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bu konuda yapılacak muhasebede hafızaları tazelemek amacıyla Başbakan'ın lekeli sicilinin satırbaşlarını buradan hatırlatmak isterim. Türk milletini etnik temelde tasnif ederek Türkiye'yi 36 etnik gruba bölen ve ırk ve köken temelinde ayrıştırmaya heves eden, Türk milletine kimlik arayışına giren, bu amaçla alt ve üst kimlik tartışmaları başlatan ve kurucu kimliği değiştirerek bunun yerine 'Türkiyelilik' gibi kavramların kabul edilmesini savunan, PKK'nın siyasi taleplerine demokratik reform adına sahip
çıkarak bu yöndeki Avrupa Birliği dayatmalarının taşeronluğunu yapan, Türkiye'de eyaletler sistemini gündeme sokarak tartıştıran, Türkçe'den başka dillerin eğitim sistemi içine alınmasına kapıyı aralayacak Anayasa değişikliği taslakları hazırlatan, etnik bölücülere vadeli siyasi çözüm ümidi veren, teröristlere siyasi af konusunu çeşitli kılıflarla Türkiye'nin gündemine sokmak arayışlara yönelen ve Türkiye'nin bölünme senaryolarının demokratikleşme reçetesi olarak pazarlanmasını teşvik eden, bizzat
Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olmuştur. Baştan beri girdiği yanlış ve karanlık yolda inatla sürünmeye devam eden Adalet ve Kalkınma Partisi'nin, 'ezber bozuyorum', 'tabuları yıkıyorum', 'düşmanlığı kaldırıyorum', 'dostluk çemberi oluşturuyorum' adı altında sürdürdüğü yanlış politikalar bugün karşımıza hezimet ve teslimiyet olarak çıkmaktadır.
Kurulduğu ilk günlerden bu yana milli konularda Cumhuriyet hükümetlerinin takip ettiği çizgileri sorgulama adına tercih ettiği yeni yol ve yöntem maalesef hükümeti de, ülkemizi de tam bir açmazın kapısına kadar getirmiştir. 'Stratejik derinliğe' gireceğiz diye çıkılan yolda geldiğimiz son durak stratejik girdabın bizi sürükleyip götüreceği meçhul yer olacaktır. İktidarın sözde özgürlükler adına terörle mücadele etmekten imtina ettiği dikkate alınırsa, göz yumduğu, alkışladığı altı yıllık vahim süreçte
yaşananlar, devlet ve millet hasımlığının nerelere kadar dayandığının, hangi makamlar tarafından sorumsuzca dile getirilmeye başlandığının örnekleriyle doludur. Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı tarafından bir yabancı dergiye verilen mülakatta söylenen sözler, bunun en son misali olması bakımından ibret vericidir. Sayın Cumhurbaşkanı'nın geride kalan süreci suçlayıcı ifadelerle, geçmişte ayrımcılık yapıldığını söylemesi asla kabul edilebilir ve yakışan bir durum değildir. Biz Cumhurbaşkanı'ndan kendi
geçmişimizi şikayet etmek yerine, açılışını yaptığı kitap fuarının alt katında açıkça sergilenen bölünmüş Türkiye haritalarına müdahale edecek cesaret ve iradeyi göstermesini beklerdik."

"MHP, TÜRKİYE'NİN MİLLİ BİRLİĞİNİN VE KARDEŞLİĞİNİN TEMEL HARCI VE EBEDİ SİGORTASIDIR"
Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın MHP'ye yönelik, 'şehitler üzerinden siyaset yapıyorlar' eleştirisine, "Bu suçlamalarla Erdoğan'ın şehit kanlarının vebalinden kurtulmaya çalışıyor" sözleriyle yanıt verdi.
Bahçeli, Erdoğan, 'tabela partisi' suçlaması ve MHP ile ilgili imalı sözlerine şu sözlerle yanıt verdi:
"Sizin tabela diyerek küçümsediğiniz üç hilal, muhteşem Türk tarihinin hatırasıdır. Her biri kutlu ceddimizin bin yıllık hükümranlığını temsil eden üç kıtayı ve üç kıtadaki beşeriyet kucaklaşmasını simgeler. Bu semboller milliyetçi düşüncenin jeopolitiğinin bin yıllık eseri ve gelecek bin yıllardaki ülküsüdür. Aziz hatıralarında Adriyatik'ten Çin Seddi'ne kadar yaşanmış destanların muhterem izleri vardır. Dün Ulubatlı Hasan'ın elinde bir fetih ruhuydu, bugün milliyetçilerin gönderinde yükselen bir
hilaldir. Dünylik' gibi kavramların kabul edi bir mehteranın elinde sallanan bir tuğ idi, bugün ise ihanete dur diyecek son kutlu sancaktır. Ve ancak hak edenin elinde anlam kazanır, gönül verinin ruhunda dalgalanır. Bunlardan Başbakan Erdoğan'ın anlam çıkarmasını beklemek nafile bir çaba olacaktır. Milliyetçi Hareket, Türkiye'nin milli birliğinin ve kardeşliğinin temel harcı ve ebedi sigortasıdır. Türkiye'nin kanlı bir kardeş kavgasına sürüklenmesini önlemek bu vatanı ve milleti gönülden seven herkes için
birinci öncelikli ve en önemli görevdir. Türk milliyetçilerini etnik temelde bir çatışma ortamına çekmek için yapılan çok yönlü hesaplar, tezgahlar ve tahrikler bizce malumdur. Ancak, herkes çok iyi bilsin ki, Başbakan Erdoğan'ın siyasi kışkırtmaları ve etnik bölücülerin tüm tahriklerine rağmen bu oyun mutlaka boşa çıkarılacaktır. Milliyetçi Hareket ve Ülkücü gençlik Türkiye için bir felaket olacak böyle bir kavganın tarafı olmayacak, bunu önlemek için demokratik ve meşru zeminlerde sonuna kadar mücadele
edecektir. Üç hilalin tarihi anlamı ve misyonu, Türkiye'nin milli birliğine ve bin yıllık kardeşlik hukukuna sonuna kadar sahip çıkmaktır. Milliyetçi Hareket'in terör ve etnik bölücülük konusundaki milli duruşu ve bu hususta kimseyle tartışmayacağı değişmez kırmızı çizgileri herkes tarafından çok iyi bilinmektedir. Milliyetçi Hareket'in ne olduğu, milli meselelerde nerede durduğu bellidir ve şerefli geçmişimizin şahadeti altında milli vicdanda tescil edilmiştir. Başbakan Erdoğan'a tavsiyemiz, bu konularda
kendisinin ve partisinin nerede durduğuna bir bakması ve bizi hedef alan ithamlarda bulunmadan önce çok iyi düşünmesidir. Başbakan'ın milliyetçilik konusunda sözde kalan iddiaları ve etnik kimlikleri okşamanın Türkiye'nin milli birliğine sahip çıkılmasını amaçlayan bir siyaset tarzı olduğu yolundaki vehimleri hakkında kendisiyle bir tartışmaya girmek bizim için abesle iştigal olacaktır. Ancak, bu konudaki kronik takıntı ve rahatsızlıklarını aşmakta hala güçlük çeken Başbakan'a bazı gerçeklerin
hatırlatılması, sakinleşmesi bakımından yararlı olabilecektir. Milliyetçi Hareket, kimsenin etnik kökeniyle, dili, dini ve mezhebiyle ilgilenmeyen, bunları sorgulamayan, Türk milleti kimliğinde birleşerek millet olgusuna birlikte vücut veren bütün vatandaşlarımızı Büyük Türk Milleti Ailesinin onurlu fertleri olarak gören ve hepsini bir bütün olarak kucaklayan bir milliyetçilik anlayışının sahibidir. Başbakan'dan temel farkımız, Türkiye'nin farklı bölgelerinde farklı maskelerle, çok yüzlü ve çok
kişilikli siyaset yapmamamızda aranmalıdır."

"ERDOĞAN, SİNSİ BİR YIKIM PROJESİNİN TAŞERONLUĞUNA SOYUNMUŞTUR"
Devlet Bahçeli, Erdoğan'ın RP İstanbul İl Başkanlığı döneminde hazırladığı terör raporundan bazı alıntılar yaparak, şunları söyledi:
"18 Aralık 1991 tarihinde hazırlanan siyasi bir raporda şu görüş, tespit ve öneriler yer almıştır. 'Güneydoğu Anadolu sorunu gerçekte ulusal bir sorundur. İstenilen Kürt ulusal kimliğinin tanınması ve eşit ve gönüllü bir birliktelik oluşturulmasıdır. Bu makul bir taleptir. Biz siyasi parti olarak, resmi ideolojiyi sorgulamalıyız. Kemalist devletin geleneksel zora ve silaha başvuru yöntemi artık iflas etmiştir. Devlet terörünü de kınamalıyız. PKK ile devlet çatışmasınylik' gibi kavramların kabul edida
devlet safında gcnörünmemeliyiz. Bunun için devletin PKK'yı bölücü, terörist ve ayrılıkçı olarak nitelendiren söyleminden uzak durmalıyız. Kürtçe eğitim serbest olmalıdır. Yerel Parlamentolar oluşturulmalı, merkezi devlet küçülmelidir.' PKK'nın siyasi talepleri ile büyük ölçüde örtüşen bu raporun altındaki imza, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'a aittir. Geçmişten bugüne çizgisinin değişmediğini söyleyen Erdoğan şimdi Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanıdır ve değişmeyen bu görüşlerini
hayata geçirmek için sinsi bir yıkım projesinin taşeronluğunu yapmaya soyunmuştur. Başbakan'a şimdi buradan soruyorum: Bu raporun size ait olduğunu inkar edebiliyor musunuz? Eğer bunu yapamayacaksanız, sizin gerçek kimliğiniz nedir? Gerçek yüzünüz hangisidir?".
Devlet Bahçeli, son dönemlerde iktidarın desteklediği bazı işbirlikçi çevrelerin önce milliyetçilik sonra Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik 'örtülü bir operasyon' başlattığını iddia etti. Bahçeli, "Makul eleştiri, yol gösterme ve haber verme gibi temel meslek ve sorumluluk gereklerinin de ötesinde, kendilerine ulaşmış askeri bilgi ve belgeleri yayınlayarak açıkça şantaj yapan medya unsurlarının varlığını önceki konuşmalarımızda ortaya koymuştuk. Bu açıdan Sayın Genelkurmay Başkanı'nın beyanatı, bizim
için malumun yüksek sesle ve yerinde bir ilamıdır" ifadelerini kullandı.
Başbuğ'un açıklamalarının, hükümetin silahlı kuvvetleri nasıl yalnız bıraktığını ortaya çıkardığını savunan Bahçeli, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Gerek Anayasal başkomutan olan Sayın Cumhurbaşkanı'nın ve gerekse Başbakan Erdoğan'ın komutanın açıklamasını müteakip destek mesajları ise; yeri, zamanı ve içeriği açısından ıskalanmış, gecikmiş ve inandırıcılıktan uzak sözlerdir. Sorumluluğunu sonradan hatırlayıp, biz doğru yerdeyiz diyerek aklanmaya çalışırken, bu zihniyetin yer aldığı fotoğraf karesini bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Sayın Başbakan'a aile fotoğrafında Mehmetçiğin olmadığını üzülerek belirmek durumundayım. Verdiğiniz görüntülerde
beraber olduklarınızı geçtiğimiz altı yıl boyunca siz seçtiniz. Onlarla birlikte olmayı siz tercih ettiniz. Ortada boy gösterdiğiniz bu tabloda, sağınızda kardeşim dediğiniz Barzani ve Talabani, solunuzda konutlarda ağırladığınız bölücüler ve pazarlık yaptığınız Kandilciler, hemen arkanızda ise boyun eğdiğiniz çuvalcılar yer almaktadır. Bulunduğunuz yer burası, kadrajın aldığı görüntü ve gizlice yemek yediğiniz buluşma masalarının anlamı budur."

"PKK, KÜRESEL GÜÇLERİN HİZMETİNDEKİ KÜRESEL TERÖR ORGANİZASYONUDUR"
Bahçeli, terörle mücadele ve Kuzey Irak yönetimi ile yapılan işbirliğine ilişkin kaygı ve beklentilerini ise şu sözlerle dile getirdi:
"Irak'ın Kuzeyindeki coğrafyada oluşan gevşek federal yapının en önemli muhalifi ve en çok tepki göstereni olan Türkiye'nin, bu zorlama yapının yöneticileri ile görüşmesi bunların meşruiyetlerini ve güçlerini artıracaktır. Irak'a yönelik küresel operasyonun başlayacağı dönemde, Türk devleti tarafından ilan edilen kırmızı çizgilerden biri olan Irak'ın toprak bütünlüğünylik' gibi kavramlarcnın kabul ediün devamının önündeki kararlılık ve engeller gevşeyecektir. Türkiye bu yanlış yolda ilerletilerek,
Irak'ın üçe bölünmesi ve Kuzey'de bir bağımsız devletin kurulması için başlayan sürecin kritik ve vazgeçilmez aktörü olarak yeni bir stratejik türbülansa girecektir. Bu yeni süreç, PKK'nın affına ve İmralı canisinin serbest kalmasına kadar gidecek, Türkiye komşu devletten beslenen ve kaynaklanan bir etki ve çekim alanı altında kalarak üniter yapısı sorgulanmaya başlanacaktır. Türkiye'nin milli güvenliği ve bekasını doğrudan ilgilendiren bu durum ve aşiret reisine bu imkanın tanınması, Kerkük'ün geleceği
ve Türkmenlerin varlığı ile ilgili niyetlerini gerçekleştirmesine zemin hazırlayacaktır. Irak'lı Peşmerge reisi istediklerini kopartana kadar geçecek süre içinde, PKK'yı Kandil'de rezerve etmeye devam edecek, Türk Devletini masaya oturmaya ve tavizler kopartmaya yarayan bu ilişkiyi denge noktasında tutarak örgüte olan desteğini ve yönetimini sürdürecektir."
Bahçeli, Türkiye'yi bölmeye, Türk milletini birbirine düşürmeye çalışan PKK terör örgütünün, Başbakan'ın adi suçlu gibi göstermeye çalıştığı masum bir sivil toplum kuruluşu olmadığını, küresel güçlerin hizmetinde, bölgesel mihrakların kontrolünde, varlığını çeyrek yüzyılı aşan süredir devam ettiren ve hedefine Türkiye'yi alan kanlı bir küresel terör organizasyonu olduğunun altını çizdi.
Bahçeli, terörle mücadele kapsamında Türk heyetinin önceki hafta Kuzey Irak'a giderek Barzani ile görüşmesini eleştirerek, şunları söyledi:
"Samimiyeti sorgulanmakla birlikte, Başbakan Erdoğan ile Bush arasındaki görüşmede PKK için ortaya konan 'ortak düşman' kavramının gerçek anlamı da budur. Bu doğru tanımlanmış 'ortak düşman' kavramı defalarca hükümet yetkilileri tarafından dile getirilmiş olmasına rağmen, Başbakan Erdoğan'ın 'PKK düşman değil' açıklaması tam bir tutarsızlık örneği olmuş ve teröre bakıştaki kafa karışıklığını ve irade eksikliğini ortaya koymuştur. Gelişmeler terörün kaynağının ve yönetiminin Barzani'ye dayandığını
göstermektedir. Hükümetin, Barzani'yi muhatap alan yaklaşımı da bunun sonucu ve eseridir. Hükümet güçle ve caydırıcı tedbirlerle desteklenen diplomasi ile muhasımlarını hizaya getirecek yerde, büyük bir yanılgı ile terörün kaynağına, bölücülüğün merkezine, ihanetin odağına kadar yanaşmıştır. Hükümet, denize düşmüştür ve yılana sarılmaktadır. Bize göre bunun adı ve tanımı da ihanetten başka bir şey değildir."
Bahçeli'nin konuşmasının ardından, MHP Sarıgöl İlçe Teşkilatı tarafından milletvekili ve partililere üzüm dağıtılmak istendi. Bunun üzerine Bahçeli, kürsüden, "Burada başka partiler gibi bir şey dağıtmayın, onları müstahdemlere dağıtın' talimatı verince, partililer üzümleri meclis görevlilerine dağıttı.

İLGİLİ HABERLER