“BAŞBAKAN’A İBRAHİM ETHEM OLAYIM DEDİM”
4 kez milletvekili olan, Maliye Bakanlığı, Devlet Bakanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yapan Abdüllatif Şener 22 Temmuz seçimlerinde aday olmayarak sessizce kenara çekildi. Bu Türk siyasetinde rastlanmayan bir şeydi ve geride pek çok soru kalmıştı. Doç. Dr. Şener ile TOBB üniversitesindeki odasında buluştuk ve bu kararı niye aldığını, ne hissettiğini,hayatında ne değiştiğini konuştuk.Siyasette geçen 16 yılda 4 dönem vekillikten sonra ilk kez milletvekili değilsiniz. Ne hissediyorsunuz; boşluk mu, özgürlük duygusu mu?
Siyasetin pek çok gürültüsü vardı. Bunu hem dışınızda hissederdiniz, hem içinizde. Şimdi o gürültüden, o karmaşık süreçten sade bir yaşama geçtim. Hani bir yıllık yoğun mesaiden sonra insanlar şöyle bir iki hafta tatile kaçar ya, öyle bir şey.
Bir kaçamak mı yani bu?
(gülüyor) Kaçamak deyince farklı bir şey anlaşılmasın. İnsan işini değiştirse bile yenilendiğini hisseder. Biz de başka bir işe başladık. Üzerimde dinlenme etkisi bıraktığı kesin ama çalışıyoruz yine de. Toplantılar var, makale çalışmaları yapmaya çalışıyorum, derslere giriyorum.
Başladı mı dersler?
İlk derse Çarşamba günü girdim.
HOCALIK BİR GARİP GELDİ
Hocalığınızda hamlama olmuş mu, ne fark var siyasetle hocalık arasında?
Biz alışmışız elde mikrofon, salonlarda meydanlarda yüzlerce, binlerce kişiye hitap etmeye, gönlümüzce coşmaya. Bir girdim sınıfa, 30 civarında öğrenci var. Anlatmanız gereken konular da belli. Birden garip geldi. Meydanlardaki hava da yok.
Öğrenciler sessiz tabi, tezahürat yok.
Hiçbir şey yok. Farklı bir atmosfer ama bunun da güzel tarafları var.
l Öğrencilerle ilişkiniz nasıl, hayranlar mı size? Karşılarında ‘eski’ de olsa bir bakan, ulaşmak isteyebilecekleri noktalara ulaşmış bir insan var sonuçta.
İlişkimiz hoca öğrenci ilişkisi neyse o. İki dersten sonra edindiğim izlenim şu, gerek gördüklerinde soruyla katılıyorlar derse. Aktif şekilde soru soran, şamata yapan öğrenci görmedim daha.
Belki de çekiniyorlardır?
Öyle midir sizce? Ama ben çekinmelerini gerektirecek bir davranış sergilemiyorum ki.
SİYASET TEYAKKUZ HALİDİR
Artık bakan değilsiniz. Hayatınızda, çevrenizdekilerde, meşguliyetinizde bir seyrelme oldu mu?
Siyasette denge önemlidir. Seçmene, partililere, belediye başkanlarına, seçim bölgenize, siyasette önemli olacak kişilere dikkat etmezseniz aleyhinizde bir kampanya başlar, ayakta kalamazsınız. Bakanlarla, başbakanla, parlamentoyla, anayasal kurumlarla, basınla da dengeyi gözetmelisiniz. Bu ilişkiler ağı hayatınızın tamamını alır. Çok da yorucudur. Üstelik sürekli dinamik olmak zorundasınız. Güne bile ‘acaba ben uyurken bir şey oldu mu, yapmam gereken bir şey var mı’ diye teyakkuz halinde başlarsınız.
Çekilir çile değil! Hal böyleyken niye herkes vekil, bakan olmak için can atıyor?
İnsanlarda zora karşı bir istek var belki de. (gülüyor) İddialı olacak ama bu hayatı kabullenmek gerçekten zordur. Ama şimdi de azalmadı yoğunluğum. Çok fazla ziyaret, yoğun bir siyasi trafik var.
Bu trafiğe DP tabanından gelen liderlik teklif de dahil mi?
O alanda çok fazla trafik yok. Daha çok eski yeni milletvekilleri ziyaret ediyor.
GÜL BENİ OTORİTER BULURDU
Her kesimin beğendiği bir isimken bıraktınız koltuğunuzu. Ve yeriniz hemen dolduruldu! Bu acı vermiyor mu size?
Hayır. Siyaset boşluk kabul etmez. Koltuğu beş dakika boş bıraksanız dolar hemen, bir daha oturamazsınız. (gülüyor) Ama insanlar bir yerleri bırakarak yaşar. Sonunda hayatı da bırakacağız!
Ama insanız! İnsan yokluğum fark edilsin, kıymetim bilinsin, özleneyim ister.
Ben de böyle bir psikoloji yoktur. İyi şeyler yapsınlar, biz de vatandaş olarak hükümetimizin, büyüklerimizin yaptığı işlerden kıvanç duyalım. Ben bunu isterim.
16 yılın muhasebesini yaptınız mı?
Nefis muhasebesi veya oto kritik yapmak için 16 yıl beklemedim ama yine de geçmişe şöyle bir baktığımda kendime şunu söyleyebildim: İnsan olarak ortaya ne kadar enerji konulabilirse, ben onu koydum. Herhangi bir siyasinin çalışma temposuyla çalışmadım. Yanlışıyla doğrusuyla geride bir ses bıraktım.
Sizde ne kaldı peki?
Şimdi siyasetteki şamata, ‘Ooo sayın bakanım’ naraları yok ama daha içten bir ilgi, sevgi var. 16 yıl siyaset yapan biri için bundan büyük mutluluk olamaz.
Zirvede bırakabilmek şüphesiz bir gücün göstergesi ama bu vazgeçiş ‘ya düşersem’ korkusundan da kaynaklanabilir?
Vekillikten düşmek rahatsız etmeyebilir ama partide yönetici ya da hükümette bakanken düşmek psikolojikman çok sıkıntılıdır. Attan düşmek gibidir. (gülüyor) Ben siyasette hep belli bir yerde görüldüm ama bunun için mücadele vermedim. Ne teklif ettilerse kabul ettim. Sadece Sayın Gül ‘İçişleri bakanlığı senin için daha iyi gibi geliyor bana’ demiştir. Beni biraz otoriter bulurdu da. (gülüyor). Hep böyle olması bundan sonra da olacağı anlamına gelmez tabi ama yeniden vekil, bakan olmamın önünde hiçbir engel yoktu. Diyelim bakanlık ya olur, ya olmazdı. Bu da benim için çok fazla bir şey ifade etmezdi.
BUNDAN ZEVK Mİ ALIYORUM?
Düşen bakanların yaşadığı psikolojiyi siz neden yaşamayacaktınız ki?
Milletvekilliğinden vazgeçmenin psikolojisini bile göze alabilecek kimseyi görmedim ben bugüne kadar. Ben ise vazgeçtim. ‘Kendimi rahatsız hissediyor muyum’ diye kendimi tarttığımda ise hiçbir eksiklik ya da yük hissetmiyorum.
Çünkü artistik bir tarafı da var!
(gülüyor) Acaba bırakmış olmaktan dolayı sıkıntı hissetmemenin zevkini mi almaya başladım?
Bu da olabilir ama, ‘bunca şeyi istemiyorum, bakın vazgeçtim’ demenin gösteriye yönelik bir tarafı da var bence?
Dediğiniz çok doğru ama inanın son 3-4 yıldır hep İsra suresinin 86. ayetini okudum. Şöyledir: ‘De ki; Rabbim girdiğim yere doğrulukla girmemi ve çıktığım yerden doğrulukla çıkmamı nasip et. Bana tarafından destekleyici bir kuvvet ver’. Yani yürekten ne arzulamışsam o gerçekleşti. Şimdi niye şikayet edeyim ki!
Aday olmayacağım, dediğinizde bir şok yaşandı. Açlık grevine giden genç partililer bile oldu! Erdoğan ve Gül de sizi iknaya çalıştı. Neden ikna olmadınız?
Sayın Başbakana Sivas mitingine gitmek için havaalanındayken, özel odada söyledim. ‘Nereden çıktı şimdi bu’ dedi.
SIRADANLAŞMAK KORKUTTU
Şaşırdı mı?
Siyasette hiçbir haber şok etmez. Başbakan da şok olmuş değildi. ‘Bunu sonra geniş konuşuruz’ dedi. Daha sonra, başbakanlık konutunda Başbakan ve Sayın Gül ile uzun değerlendirmeler yaptık ama kesin kararlı olduğumu gördüler.
İkna için ne dediler; ihtiyaç var, gitme, beraber yürüdük biz bu yollarda...
Partiye zararı olur, burada olman lazım, ihtiyaç var, beraber başladık, görüntü bozulmasın gibi bir çok şey söylendi.
İktidardayken muhalefet gibi davranmanız nedeniyle sizinle ilgili; doğrucu Davut, gizli solcu, Çerkez Ethem gibi pek çok tanımlama yapıldı. Hatta durumunuz Che’nin Küba’da biraz ekonomi bakanlığı yapıp iktidar statükoya dönüşmeden tüymesine bile benzetildi!
Doğrusu Che’nin bakanlık yaptığını bilmiyordum. Che ile ilgili bin sayfalık bir kitap almış ama bitirememiştim. Bu çok ilginç geldi şimdi bana. (gülüyor)
Benzerliğin çarpıcılığı mı?
Bakanlığım Che gibi kısa olmamıştır ama doğrusu 22 Temmuz seçimlerinde meclise girdiğimde rutine düşer, sıradan bir politikacıya dönüşür müyüm endişesini yaşamışımdır. Aday değilim deme sebeplerimden biri de budur.
Gül seçilmeden önce fikriniz sorulduğunda ‘şimdi konuşmam doğru olmaz’ demiştiniz. Şimdi söyler misiniz, Gül nasıl bir cumhurbaşkanı olacak?
Benim iyi niyetim engelleri aşar, diye düşünmemek lazım. Özgün koşullar da önemli. Bu ülke hepimizin. Güzel şeyler olsun, kurumlar, bireyler görevini dayanışma içinde sürdürsün. Sayın Gül ile siyasette biz hep beraberdik. Şimdi 11. Cumhurbaşkanımızdır. Başarılı olmasını dilerim. Doğru başladı, yoluna doğru devam ediyor. Toplumdaki ilgi de son derece iyi.
Aday adı henüz açıklanmamışken Baykal ‘AK Parti’den biri olacaksa Şener olsun’ diyerek rakip parti içinde siyaset yaptı ama belki de sizin olası adaylığınızı da olumsuz yönde etkiledi?
Ben Baykal’ın samimi olduğunu düşündüm. 91’den beri mecliste birlikteyiz. Bana ilgisi her zaman iyi olmuştur. Ama beni işaret etmesinin benim cumhurbaşkanlığına yaklaşmama da, uzaklaşmama da hiç bir etkisi olmamıştır.
ADAYLIĞI BİLE DÜŞÜNÜRDÜM
Cumhurbaşkanı olmak istemez miydiniz? Samimi cevaplayın lütfen.
Beni dünyayla ilgili coşturacak, hani tezkere alınca kep yere çalınır ya, bu denli heyecanlandıracak hiç bir hadise yoktur. Ama bazıları bir yerlere öyle kilitlenir ki aynı senaryoda olmamıza rağmen o arkadaşlarımı tiyatro izler gibi izler, hayret ederim. Bu ne tutkudur kardeşim!
Bir dervişlik hali bu?
(duruyor, gülerek) Kararımı Sayın Başbakana ilk kez söylerken ne dedim biliyor musunuz? Dedim ki ‘Ben bundan sonraki hayatımda, kendi ruh dünyamda İbrahim Ethem gibi seyahat yapmak istiyorum’. İbrahim Ethem’i bilirsiniz, bir yerde sultanmış, bırakmış derviş olmuş. Bunu da ilk şey söylüyorum: Cumhurbaşkanlığı adaylığı çok ciddi şekilde önüme düşseydi bile, düşünürdüm.
BELKi DE ‘OH BE DÜNYA VARMIŞ’ DiYECEĞiM
Uzun süre omuz omuza çalışan, gücünü birlikten alan ekiplerde birinin aradan çekilmesi diğerlerini fiziki ve duygusal olarak sarsar. Kendinizi AK Parti’ye karşı sorumlu hissetmediniz mi?
Kimseyi zorda bırakmayacağımı biliyordum. Herkesin yeri doldurulur. Hem ben toplumsal dinamiklerin, bireylerden daha önemli olduğuna inanırım. Geleneksel siyasetin çiğliklerine hiç girmedim. Evet partiyi beraber parti kurduk, devam ettik ama frekansın her boyutta bire bir örtüştüğünü söyleyemem. Herkesin siyaset anlayışı farklıdır. Benim de farklıdır, Başbakan’ın da. İnsan olmanın gereğidir bu. Neticede ben hayata başka bir kulvardan bakmaya çalışıyorum şu anda.
Özlemeyecek misiniz peki, hiç mi dönmeyeceksiniz?
Siyaseti bıraktım demedim hiçbir zaman. Sadece şimdilik daha az siyaset, daha çok hocalık ve bilim diyorum. Yeni süreci değerlendirip karar vereceğim. Belki de ‘Oh be dünya varmış, kendimizi harap etmişiz’ diyeceğim! Şu an bilemiyorum o yüzden.
Mutabakat evde her zaman tamdı
Aileniz mutlu mu eve dönüşünüzden?
Herkes çok mutlu. Son bir kaç yıldır aile içinde aday olsam mı yoksa bıraksam mı diye tartışıyorduk zaten. Hiç bir aile üyesi de ‘Bu toplumsal bir statüdür, vazgeçilir mi’ demedi.
Onlar da bakan eşi, kızı, oğlu olmaktan vazgeçtiler yani?
Bundan mutlu değillerdi ki. Aday olmamam konusunda aile içinde tam bir mutabakat vardı.
EKONOMİK DÜZEYİM DEĞİŞMEDİ, SIKINTI YOK
TOBB’da da ders veriyorsunuz ama Hacettepe’de ders başı 10 YTL’den haftada 30 YTL alacakmışsınız! Nasıl olacak, eski bir maliye bakanına reva mıdır?
(gülüyor) Devlet üniversitesinde alacağınız rakam bellidir. Doçent maaşı 1.5 milyardır, milletvekili emekli maaşı 4 milyar. Eskiden üniversitede ders veren eski vekiller emekli maaşı alamıyordu. 2004’te düzelttik. Ekonomik olarak bakanlık düzeyimin gerisinde değilim şu an.
Ne zaman profesör olacaksınız?
Valla benim akademik kariyerle ilgili hiç bir uğraşım, isteğim yok. Eskiden de yoktu. Ünvanlar o kadar da önemli değil.
ARTIK TİŞÖRT DE GİYERİM HERHALDE
Artık vekil, bakan değilsiniz ama yine de sivil giyinmiyorsunuz!
Arkadaşlar da aynı şeyi söylüyor. Üniversiteden önce gelirler kontrolörüydüm, oradan kalma bir müfettiş alışkanlığı var. Üniversitede de çok sivil değildim galiba.
Üniversiteye de kravatlı gitmiyordunuz herhalde!
Gidiyordum maalesef. (gülüyor) Şimdi hafta sonlarında kıravat takmıyorum. Çocuklar zorluyor, tişört de giyerim herhalde.
İdeal siyasetçi olma formülü
Herkes sizin ‘ideal siyasetçi’ olduğunuzda hem fikir. Bir cümleyle nedir bunun formülü?
Tüm partilere, vatandaşlara karşı hep sıcak oldum. Sevgiden, kardeşlikten, dayanışmadan bahsettim. Siz gönlünüzü tüm insanlara açarsanız, onlar da size açar, ben hep buna inandım.
(STAR)
Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 16:22