''''Milliyetçilik faşizme doğru mu kayıyor?'''' sorusuna, DYP lideri Mehmet Ağar yorumu:
EN BÜYÜK MİLLİYETÇİLİK, ÜLKEYİ BÖLDÜRMEME MİLLİYETÇİLİĞİDİR
DYP lideri Mehmet Ağar, Mersin''de Türk bayrağının yakılmasının ardından, Trabzon ve Sakarya''da patlayan toplumsal olayların büyümesine, ''''hükümetin kararsızlığı, tavırsızlığı ve bazı milli meselelerdeki zafiyetli duruşunun neden olduğunu'''' söyledi. Miliyetçiliğin korkulacak bir kavram olmadığını vurgulayan Ağar''a göre, halkın milliyetçiliği, elitinkinden daha ılımlı.
Sayın Ağar, birkaç haftadır artık sert muhalefet yapacağınızın sinyallerini veriyorsunuz. Neden daha önce değil de, şimdi ''''sert muhalefetten'''' bahsediyorsunuz?
Doğru Yol Partisi, milli iradeye saygı gösteren bir siyaset çizgisindedir. 2002 seçimlerinden sonra, milletimizin bu iktidara verdiği avans, uzatmalar da dahil olmak üzere tamamlandı. Adım adım Türkiye''yi geziyorum, Türkiye''nin her tarafında bir perişanlık var. Çiftçi, köylü kesiminde başlayan, esnafla, işçiyle, memurla, emekliyle devam eden ve sokakta binlerce, hatta milyonlarca işsizle, yoğun bir rahatsızlık var. Biz muhalefet adına, milletin bu sıkıntısını dile getirmediğimiz vakit görevimizi yapmamış oluruz. İki sene kadar da bekledik. Bu hükümetin, milletin beklediği tarzda iş ve icraat yapacağına dair bütün bu beklentiler boşuna çıkmıştır. Bu süreç, bu şekilde tamamlandıktan sonra, elbette ki muhalefetin dozajı artacaktır.
Mersin''deki bayrak yakma girişiminin ardından, Trabzon''da bildiri dağıtan TAYAD üyesi dört gencin linç edilmek istenmesiyle farklı bir boyut kazanan toplumsal olayların analizleri yapılırken, Trabzon''daki yüksek işsizlik oranına da dikkat çekildi... Sizce işsizlik ve yoksulluk, Trabzon''daki öfke patlamasının nedenleri arasında sayılabilir mi?
Dolaylı olarak olabilir... Halkta sürekli bir öfke kabarması var. Sıkıntı var, işsizlik var, işlerin kötü gitmesi var ve bu bir öfke kabarması yaratıyor. Şimdi, ''''Buradaki bir organize hareket miydi, yoksa değil miydi'''', devletin yetkili organlarının ortaya çıkarması lazım. Tabii bu olayların, kesilmesi lazım. Ayrıca bu işle ilgili olarak, Türkiye genelinde, siyasetçiler başta olmak üzere herkese düşen görevler vardır. Türkiye''nin her yerinde halk öfkeli. Kıvılcımlarla, bu tür olaylar gelişebilir. Bunlara karşı son derece dikkatli olmak lazım. Onun için siyaset yumuşak olmalı, siyaset tahammül, hoşgörü sınırlarını zorlamamalı. Nihayetinde hepimizin en temel işi, demokrasiyi var etmek, güçlendirmek ve demokrasi içerisinde eleştiri özgürlüğünün olmasıdır. Bunun, yasal çerçeve içerisinde olması da doğru olan iştir. Elbette, yasal protesto eylemleri, yasal hak arama eylemleri, mitingler, yürüyüşler olacaktır. Bunlar da, demokrasinin vazgeçilmez unsurları içindedir. Ama yasal olmayan ve şiddete dayalı gösterileri kabul edebilmemiz mümkün değildir.
Milliyetçiliğin faşizme doğru kaydığı endişeleri sık sık dile getirilmekte... Aydınlar endişeli... Bu endişeleri, siz de paylaşıyor musunuz?
Milliyetçilik korkulacak bir şey değildir. Halkın milliyetçiliği de, elitlerin milliyetçilik anlayışından çok daha oturmuş, çok daha ılımlı, çok daha makuldür. Benim için en büyük milliyetçilik, ülkeyi böldürmeme milliyetçiliğidir. Bundan daha önemli bir şey yok. Bunun da yolu, demokrasi içerisinde, herkesin birbirine hoşgörü içerisinde bakmasından kaynaklanır. Türkiye''nin en gergin, en sıkıntılı bir ortamında ben kalktım, arkadaşlarımla Güneydoğu Anadolu bölgesine gittim.Orada, müthiş parti kongreleri yaptık. Büyük kalabalıklar vardı ve orada Türkiye''yi birleştirici mesajlar verdik ve orada, herkesin bayrak konusundaki hassasiyetini vurguladık. ''''Bayrak, 70 milyonun bayrağıdır. Bu ülke üzerinde, hiç kimse bir başkasından fazla hak sahibi değildir'''' dedik...
Her gün şehit cenazelerinin geldiği, halkın bölücü örgüte en tepkili olduğu dönemlerde sağ duyu hakimdi. Bu tür olaylar yaşanmadı. Peki, neden şimdi?..
Türkiye''de en büyük şansımız budur... Bu bizim milletimizin, Osmanlı İmparatorluğu''ndan bu yana kaynaşmışlığını gösteren en önemli göstergedir... Ben, terör mücadelesinin en ağır dönemlerinde, o bölgede üst düzey bir kamu görevlisi olarak görevler yaptım. Biz, bu mücadeleyi, bir milletin desteğini topyekün arkamıza aldığımız için başarı ile sonuçlandırdık. Özellikle terörün en yoğun olduğu yerlerde yaşayan insanların desteğiyle başarıya ulaştık. Bayrak sevgisi, Türkiye''nin her coğrafi bölgesinde, aynı ölçüde güçlüdür... Şimdi, burada, hükümetin kararsızlığı, tavırsızlığı, bazı milli meselelerdeki zafiyetli duruşu da, boyutun biraz büyümesine neden olmuştur. Bunu açıkça görmek lazım. Hükümet de burada, kendini bir özeleştiriye tabi tutmak suretiyle, bu meselelerdeki tavrını bir gözden geçirmesi lazım...
Tüm bunların AB sürecinde yaşanmasını anlamlı buluyor musunuz?
Ben, tüm meselelere önce Türkiye''nin geleceği açısından bakarım. Türkiye, suni nedenlerle, dışarıdan yapılan bir takım acitasyonlarla iç çatışma alanlarına sürüklenemez. Türkiye, 60''lı 70''li yıllardan beri bu konuda büyük tecrübeler geçirmiştir. Bizim amacımız, Türkiye''yi enerjisini boşa sarf edeceği iç çatışma alanlarından uzak tutmaktır. Bunun yolu demokrasidir. Bunun yolu özgürlüklerdir. Bunun yolu haklardır. Bunun yolu hukuk devletidir. Bunun yolu, Türkiye''nin bütün meselelerinin iç dinamikler vasıtasıyla, içeride çözülmesidir. Türkiye, dış dayatmalara karşı güçlü, içeride her türlü meselesini demokrasi kültürü içerisinde uzlaşmayla çözebilen bir ülke olmalıdır...
GEÇMİŞTE DE, KÜRTÇE ''''MERHABA'''' DİYORDUM
Geçtiğimiz haftalarda, Güneydoğu Anadolu''da da mitingler yaptınız. Kürtçe şarkı mırıldandınız, halkı Kürtçe selamlayıp, Kürtçe vedalaştınız. Basına, ''''Kürtçe konuştum diye kim dava açarsa açsın'''' dediğiniz yansıdı...
Yanlış. Öyle bir şey söylemedim. Ben, Mehmet Ağar''ım... Ben, ne yaptığımı bilen bir adamım... Türkiye''de, ayaklarımı basa basa geldim... Orada, kürsüden ayrılırken, insanlara kendi anadilinde, ''''Allahaısmarladık'''' demenin ne mahsuru var? O, bir tebessüm uyandırmaktır, bir rahatlık uyandırmaktır. Güzel bir aşk türküsü, aşk şarkısıydı. Bunun Azerice''si de var, onu da biliyorum. Türkçe''sini de biliyorum, Kürtçe''sini de biliyorum... Tabii nakaratını biliyorum sadece ve ona eşlik ettik. Bu da, orada bir tatlılık uyandırmıştır. Benim, Türkiye ile ilgili olarak ne düşündüğümü bilmeyen bir adam mı var? Benim meselem oradaki insanların huzuruna, kardeşliğine, yaşamına olumlu katkılarda bulunmaktır. Oradaki insanlar bugün tanımadılar ki beni!.. Ben orada terörle mücadelede de onların büyük desteklerini aldım. O dönemde de yine, Kürtçe ''''Merhaba'''' ve ''''Allahaısmarladık'''' diyordum; cenazelerinde, baş sağlığı diliyordum. Bugün yaptığımız iş değil. Ben, o gün de bunu yapıyordum.
''''Değişmedim'''' mi diyorsunuz?
Ben hiç değişmedim. Olduğum yerde duruyorum. Halk da, bunu bildiği için büyük bir sevgi gösterisinde bulunuyor. Bakın, on seneye aşkın bir süredir, o bölgelerde hiçbir parti kongre yapmamıştır. Hep kağıt üzerindedir kongreler... Biz, Diyarbakır''da 2 bin kişilik, Mardin''de 3-4 bin kişilik, Muş''ta 5 bin kişilik, Bingöl''de 3 bin kişilik, Batman''da 2 bin kişilik kongreler yaptık. Orada İstiklâl Marşı söyledik. Kocaman bayraklarımızı astık ve giderken de insanlara kendi ana dilinde bir veda ettik. Bunların, Türkiye''ye bir zararı olmaz. Bunlar, insanlarımız arasındaki tutkala bir daha tutkal etkisi yapar. Ben, öyle devlete meydan okuyan bir tavrın içinde olmam. Ben, Mehmet Ağar''ım!.. Ne yaptığımı bilirim. Ülkeye faydası olan her işi de yaparım. Her türlü riski de alırım. Hayatım boyunca da aldım. Hepsi, benim insanlarım... 70 milyonda bir kişiyi bile dışlayamam. Partim, Türkiye''deki her kişinin ve her köşenin partisi... Ben, oyunu alamadığım insanların rızasını alırım, kabulünü alırım. Hiç kimseyi demokratik süreçten dışlayamam. Ama ben, şiddet ve silah olan her yere vücudumla karşı olurum...
Belli çevrelerdeki Kürtçe tepkisi nasıl yenilebilir?
Türkiye''nin resmi dili zaten Türkçe... Burada bir problem yok. Bir tepki de duyulduğu yok... Bu, yıllardan beri böyle... Şimdi bir takım insanlar, bunu öne çıkararak, Türkiye''de bir takım şeylere ulaşmayı amaçlıyorlarsa, bu amaçlarına ulaşamayacakları görüldü. Bırakın insanların arasındaki huzuru, kardeşliği hiç kimse zedelemesin. Kendi halinde konuşuyorsa, şarkı, türkü dinliyorsa, dinlesin adamcağız... Bunun ne zararı var? İki tempo da siz tutarsınız, eşlik edersiniz, biter...
Elazığlısınız... Bölgede, Zazaca konuşan çoktur... Bilir misiniz?
Hayır, ben bilmem. Bildiklerim, ''''Nasılsın... İyi misin... Allahaısmarladık... Başınız sağ olsun...'''' gibi günlük hayatta rastlanabilecek ifadeler...
DERİN DEVLETE İLİŞKİN TECRÜBELERİ İLGİYLE İZLİYORUM
Sayın Başbakan, bir süredir ''''Düğmeye basmaktan'''' bahsediyor...
Bu lafı ilk defa ben söyledim... Düğmeye basan millettir!.. Bu kadar çiftçiyi yok edeceksin, kımıldayamaz hale getireceksin... Esnafı perişan edeceksin... Türkiye''yi, bir işsizler ordusu haline getireceksin... Emekliyi, yaşayamaz hale getireceksin... İşçi, memurun güvencesi olmayacak... Küçük tacir, işletmeciler iş yerlerini kapatacak... Bunlar, düğmeye basmayacaklar de ne yapacaklar!.. Kalkıp bir yerlerde güçler arayacağınıza, milletin perişan durumunu gören ve ona çözüm getiren bir hükümet olmayı becerin. Yapacağınız iş budur! Millet basmıştır düğmeye...
Başbakan, ''''Düğmeye basılmıştır'''' derken, zannediyorum milleti kast etmiyor. Sanki...
Başka güçler vehmediyor. Vehimle, ülke idare edemezsiniz. Vehimle, hükümet yönetemezsiniz. Türkiye, siyaset adamlarının vehimlerini kaldıramaz. Gerçekleri göreceksiniz, gerçeklerin ortaya çıkardığı zorlukları aşacak tedbirleri alarak, yolunuza devam edeceksiniz.
Bir süredir derin devlet konuşuluyor. Sayın Demirel, Evren, Ecevit, ''''Derin devlet var mıdır? Hangi pozisyonlarda ortaya çıkar'''' bunları anlattı. Derin devlet konusunda siz ne diyorsunuz?
Kıdemli devlet büyüklerinin tartışması bitsin, ben onların fikir arenasına girmeyeyim. Makul bir süre sonra, ben de bu konudaki görüşlerimi söylerim. Hepsi de geçmişte, çeşitli pozisyonlarda çalıştığımız zatlardır. Ben, bu aşamada, bu arenaya girmek istemiyorum. Ben, millet tarifimi büyük kongrede, genel başkan yapıldığım kongrede yaptım.Benim bakış açım, o tarif üzerinedir.
Sayın Demirel, devletin zafiyet gösterdiği noktada derin devletin ortaya çıktığını anlattı. Sizin bu konudaki gözlemleriniz nedir?
Ben, o dönemlerde, siyasi makamlarda sorumlu noktalarda değildim. Aktarılan tecrübeleri ilgiyle izliyorum. Dikkatle takip ediyorum. Dediğim gibi, geçmiş dönemlerde önemli tecrübelere sahip, beraber de çalıştığım siyaset adamlarının fikirleri üzerine bir analiz yapmayayım. Üstünden bir makul süre geçsin, ben kendi görüşlerimi söylerim.
KURTLAR VADİSİ''NDEKİ REKLAMI GÖRMEDİM
Sert muhalefet yapacağınızın sinyallerini verdiniz, meydanlara çıktınız...
Tabii...Türkiye''nin neresinde bir yangın çıkarsa, biz oradayız! Çiftçi yanıyorsa, oradayız. Esnaf yanıyorsa, oradayız... İşsizlik zaten, büyük boyutlarda...
Bir yandan da televizyon reklamları veriyorsunuz. Kurtlar Vadisi''nin reklam arasında, DYP reklamını görünce şaşırdık!..
Onların, hangi programın arasına gireceğine, biz karar vermiyoruz. O, profesyonel bir çalışma... Bizim işimiz değil.
Peki bu diziyi seyrediyor musunuz?
Pek vakit bulamıyorum. Aslında ben, hiçbir diziyi seyredemiyorum... Çok nadir de olsa, vakit bulduğumda, zaman zaman seyrediyorum.
Bu diziye ilişkin olarak, ''''Mafya, şiddet, silah çok fazla ön planda... Gençleri olumsuz etkiliyor'''' diyenler oldu... DYP reklamlarını, Kurtlar Vadisi''nin reklam arasında gördüğünüzde, teşkilatınızı bu noktada uyardınız mı?
Görmedim... Kurtlar Vadisi''nin reklam arasında yayınlandığını sizden öğreniyorum. Türk toplumu, benim açımdan, eli silah değil, kalem tutan insanların çoğunlukta olduğu bir toplum olmalı. Okuyan, yazan, üreten, bilgi sahibi bir toplum olması lazım. Bizim özlediğimiz gençlik odur. Bizim özlediğimiz Türkiye odur. Biz, bilişim başta olmak üzere, tüm eğitim konularına büyük ağırlık veren bir Türkiye yönetimi vaat ediyoruz.
KIZIMI KAYBETMEM, BİR BÜYÜK YARADIR
Yaşantınızın en acı günü, kızınızı kaybettiğiniz gün olmalı... Allah hiç kimseye göstermesin... Ne var ki, siyasi hayatınız da devam ediyor. Kızınızın kaybının ardından, ona duyduğunuz özlemi, ülkenin diğer çocuklarına yönlendirerek acınızı bir parça olsun azaltmak aklınızdan geçti mi?
Konuşmaktan kaçındığım bir konudur bu... O dönemde, büyük bir acı yaşarken, çok büyük haksızlıklarla da karşı karşıya kaldım. Bütün bu haksızlıkları, yine sabır göstererek yeneceğim bir kararlılık içinde oldum. Yemin ettim içimden... Elbette bunun içerisinde, duyduğumuz kaybın ortaya getirdiği zorluğu ve yıkıntıyı, ülkenin başka çocuklarına büyük hizmetler yapmak suretiyle aşmak da oldu. Öyle bir kararlılık içinde oldum ve o kararlılığımız halen devam ediyor. Tabii, insanın hayatında karşılaşacağı en büyük zorluktu. Hayatı boyunca da devam edecek bir büyük yaradır.
Peki siyaset dışındaki sosyal yaşantınızı nasıl şekillendiriyorsunuz?
Spor yapmaya çalışıyoruz. Fırsat bulduğumuzda, eşimle birlikte sinema ve tiyatroya gitmeye gayret gösteriyoruz. Kitap okuyorum...
Ne tür kitaplar okuyorsunuz?
Genellikle tarih kitaplarını tercih ediyorum. Önemli siyaset insanlarının biyografilerini, anılarını okuyorum.
Bir Galatasaraylı olarak, Galatasaray''ın geçtiğimiz hafta Trabzonspor''a yenilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Trabzonspor,o maçta müthiş top oynadı. Geçtiğimiz on beş gün içinde de Trabzon''daydım ve Trabzon''da, onun işaretlerini almıştım. Spor bu... İyi oynayan kazanıyor. Üzüldüm tabii... Ama iyi oynayanın da kazandığı bir sonuç var. Trabzon da sempatim olan bir takım... İyi oynayan Trabzon''du ve onlar kazandı...
Bu yenilgi sonucunda, taraftar, ''''Fatih Terim''i isteriz'''' dedi. Bu tezahüratları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Ben, kulübün iç işlerine hiç karışmam. Siyasetle o kadar yoğunum ki, futbola ilgimin eskisi kadar olması mümkün değil. Onlar, yönetimlerin bileceği işler.
(İREM BARUTÇU-D.B. TERCÜMAN)
Güncellenme Tarihi : 17.3.2016 11:55