''AKP İÇİNDE KADINLARA BASKI VAR''
AK Parti içinde kadın hakları savunucularına sessiz baskı uygulandığını söyleyen feminist ilahiyatçı yazar Tuksal: “Türkiye’de kadın sorununun çözümünde etkin politikalar geliştirmek için, iktidarın sivil toplumla daha fazla işbirliği yapması gerekir.”
AK Parti, kapatma ve türban davaları ile kritik bir eşikten geçiyor. Anayasa Mahkemesi, üniversitelerde başörtüsü serbestliği getiren Anayasa değişikliğinin iptali veya yok hükmünde kabul edilmesi ve yürürlüğünün durdurulması talebiyle CHP ve DSP tarafından açılan davayı 5 Haziran’da görüşmeye başlayacak.
Mahkeme kararının, iktidar partisinin kapatılıp kapatılmayacağı ile ilgili bir sinyal olması da bekleniyor. Türban serbestisine yönelik anayasa değişikliğini kadın haklarıyla bağdaşmaz nitelikte olduğu gerekçesiyle karşı çıkanlar var. Feminist ilahiyatçı yazar Hidayet Şefkatli Tuksal da türban serbestisini savunmakla birlikte, AK Parti’nin kadın hakları meselesine bakışına ve başörtüsü konusunda yürüttüğü stratejiye eleştirel yaklaşan isimlerden biri.
Türban yasasının aceleye getirildiğini ve konunun bilek gücüyle çözülmeye çalışıldığını söyleyen Tuksal, NTVMSNBC'den Afşin Yurdakul'a yaptığı açıklamada, AK Parti’nin başörtüsü stratejisini eleştirdi. “Türban, baştan bir kadın sorunu olarak tanımlanmalı ve kadın hareketiyle işbirliği içerisinde çözümlenmeliydi” diyen Tuksal, iktidar partisinin, kadın sorunuyla ilgili çalışmalar yürüten sivil toplum hareketleriyle işbirliği yapmadığına dikkat çekti. Tuksal şunları ifade etti:
BAŞBAKAN’I SOĞUTAN “DAMARDAN TARTIŞMALAR”
AK Parti içerisinde şöyle bir propaganda vardı, ki başörtüsü de aslında bunun önemli bir ayağı; hep şöyle dendi: “Bu kadınlar eğer kadın hakları mevzusunda samimi olsalardı, başörtüsü konusunda yapılan haksızlığı da görür ve bununla ilgili de bir şey yaparlardı. Görmediklerine göre, bunlar aslında sol tezlerin savunuculuğunu yapıyorlar...” Özellikle Başbakan’ın kadın hareketinden soğutan böyle bir yaygın söylem vardı.
Zina meselesi de bunlardan biri. Çok “damardan” tartışmalar... Yani AK Parti için önemli ahlaki bir mesele olarak görülebilecek bir konuda, kadın hareketinin “Hayır, zina yasak olmasın” çıkışı mesela... Bu, muhafazakar zihniyetin üzerinde çok anlaşabileceği bir konu değil.
KADIN HAREKETİ ANADOLU KADININI TANIMLIYOR MU?
Şöyle de baktılar aslında: Biz Anadolu’ya gitsek ve sorsak kadınlara, birçok kişi “zina yasaklansın” der. Ne oldu da şimdi bu kadınlar, “Yasaklanmasın” diyor? Bu tartışmadan da, kadın hareketinin aslında Anadolu’daki kadını temsil etmediği görüşünü çıkardılar. AB süreçleri ve benzeri konularda ise geri adım attılar.
Parti içinde kadın hareketini küçük ve etkisiz zannetme, dolayısıyla onların tezlerine ve iddialarına pek itibar etmeme gibi bir tutum var. Dengir Mir Mehmet Fırat’ın (Fırat, “AKP’nin kadınları feminist ideolojiye köle olmayacak” demişti...) çıkışı ve feministlerle ilgili söyledikleri bunun kanıtı aslında.
SESLİ BASKILAR, SESSİZ BASKILAR
Yönetimin böyle bir bakışı olunca, partideki kadınlar -ki ben birçoğunu da tanıyorum- kadın hakları konusunda gayet duyarlı oldukları halde göze batmaktan çekiniyorlar. Bu konuda cesur davranmak istemiyorlar. Parti içerisinde böyle sessiz bir baskı mekanizması olduğunu düşünüyorum. Yine de, bazı noktalarda belli bir aşama kaydedilmiş durumda. Mesela kadına eğitim hakkı. Orada bütün AK Partililerin bunun arkasında durduğuna inanıyorum.
Gözlemlediğim kadarıyla parti içinde sessiz değil, sesli baskı da var. Mesela siyasette kota talebi. Bu kabul olsaydı bugün AK Parti’de daha fazla kadın olacaktı. AK Partili kadın milletvekilleri bence buna dünden taraftar. Ama Başbakan’ın bu konudaki muhalif tavrı bilindiği için, bu konuda çıkıp da olumlu bir şey söyleyemediklerini düşünüyorum açıkçası.
SEÇİMLERDE KADIN HAREKETİ ZAFER KAZANDI
Özellikle seçim döneminde AKP’nin gururla öne çıkardığı bir özellikti, kadın milletvekili adaylarının sayısının, diğer partilere ve AKP’nin de geçtiğimiz seçimlerde bünyesinde bulundurduğu sayıya göre daha yüksek olması. Sayı ve oran meselesi hep kadın hareketinin gündeminde de olduğu için bunula gurur duyulması normal. Ben bunu kadın hareketinin bir başarısı olarak görüyorum. Eğer kadın hareketi bu konuda bu kadar ısrarlı olmasaydı, AK Parti bu konuda kendisini bunu yapmaya zorunlu hissetmeyecekti. Bazı kampanyalar var ya... Hani kadınların bıyık taktıkları kampanya... “İlla erkek mi olmak lazım?” diye sorulan sorular ne kadar karikatürize edilse de bence etkili oldu. Bu tarafın muhafazakar ve kendilerinin ilerici olduğunu düşünen kesime karşı “Bakın bizim bu kadar kadın milletvekilimiz var” diyebilmek iyi tabii.
BAŞÖRTÜSÜ İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ MÜ, KADIN HAKKI MI?
Başörtüsü mevzuu hem bir kadın hakkı, hem de dini hak olarak görülüyor. Bunu bir kadın hakkı olarak görmek, daha çok 2000’li yılların başlarında oldu. Daha önce “Allah’ın emridir, başımı örtüyorum, kimse benim dini özgürlüğümü kısıtlayamaz” diye telaffuz ediliyordu. Bunun bir kadın hakkı olduğunu savunmak muhafazakar kesimde tartışmalara yol açıyordu. “İnsani bir düzeye çekiyorsunuz, o zaman başka hakları, insan haklarını da savunmak zorunda kalırız” diye tartışıyorlardı.
BAŞÖRTÜSÜ MESELESİ BİLEK GÜCÜYLE ÇÖZÜLMEZ
AK Parti’nin yaptığı bütün hatalara rağmen - ki başörtüsü stratejisinde de çok önemli hataları olduğunu düşünüyorum - başörtüsü meselesi, böyle bu kadar sene beklenip de böyle pat diye gündeme getirelecek bir konu değildi. Bu baştan bir kadın sorunu olarak tanımlanmalıydı ve kadın hareketiyle işbirliği içerisinde çözümlenmeliydi. Böyle bir şeyi biz partiye önerdiğimiz halde, bunun değeri anlaşılamadı. Şöyle zannedildi: Biz bir gün iktidarda iyice güçleniriz, Anayasa Mahkemesi’ydi, YÖK’tü, şuydu, buydu, bunun önünü açarız diye düşünüldü. Ben böyle görüyorum. Kadın sorununu erkek gücüyle, yani bilek gücüyle çözmeye çalıştılar maalesef. Eğer kadın hareketinin yöntemlerine biraz daha aşina olsalardı, daha iyi çözüm yolları bulabilirlerdi. Ama ısrarla, bu harekete uzak durmayı başarı sayan bir erkek egemen yapı görüyorum karşımda.
BİRİLERİ YANMALI Kİ…
Ben partide kadınların da bu yapıya entegre olma hatasına düştüklerini düşünüyorum. Daha doğrusu, başka bir şansları yok aslında. Yoksa bir partide uzun süre kalamıyorsunuz. Birilerinin ikinci dönem milletvekilliği hesabı yapmadan ve dışlanmayı da gerekirse göze alarak doğru bildiğini söylemesi gerekiyor.
AK PARTİ TABANINA RAĞMEN ÇABALIYOR
AK Parti’nin, daha doğrusu dindar kesimin iktidar olması, yani üzerindeki baskının belli ölçüde kalkması belli kesimlerle, belli ölçüde uzlaşma ve onlardan da oy alma mecburiyetinde olması bir şeyleri değiştirdi ve bir uzlaşma zemini hazırladı. Onları en çok fedakarlık eden kesim olarak görüyorum, çünkü birçok şeyi kendi tabanlarına rağmen yapıyorlar. Örneğin, CHP’nin kendi tabanına rağmen bir şey yaptığını görmüyorum. Bazen düşünüyorum, AK Parti keşke muhalefette olsaydı, sivil topluma daha mı açık oldurdu diye...
MUHAFAZAKARLIĞI DEMOKRATLIĞINDAN FAZLA
AK Parti’nin bu iktidarında sivil toplumu çok ihmal ettiğini düşünüyorum. Şu anda Türkiye’de sivil toplum, en gelişmiş demokratik kesim. Çünkü biz sürekli farklılıklarla bir aradayız ve bunlarla uzlaşma çabası veriyoruz. Ve burada çok tecrübe birikiyor. Siyasi partilerin bunlardan haberi yok. Onlar kendi küçük tabanlarına ve yöntemlerine dayanarak hala iktidar olma çabalarını sürdürüyorlar. AK Parti’nin iddiasında olduğu demokratiklik anlayışına en büyük engel olarak, partinin sivil toplumun taleplerine ve duyarlılıklarına kulak vermemesini görüyorum. Kurulduğu zaman böyle değildi, iktidar olduktan sonra uzaklaştı. Kadın haklarıyla ilgili olarak da aynı çabayı göstermesini diliyorum. İlla “AK Parti çok baskıcı” demek de doğru değil. Bu Türkiye genelinde yaygın bir yapı, partinin icadı değil. fakat bundan sıyrılamamış olmalarını eleştiriyorum. Bir noktada muhafazakarlığı demokratlığından fazla.