KAYNAK : Haber Vitrini
ANKARA - MHP Genel Başkanı, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM grubunda yaptığı konuşmasının önemli bir bölümünü İsrail-Filistin-Ortadoğu Barışı konusuna ayırırken, Türkiye'nin bölgedeki konumunu da değerlendirdi.
Türkiye'nin coğrafyasından kaynaklanan jeoekonomik ve jeokültürel vasfının önemine değinen Bahçeli, bunun ister istemez jeopolitik denklemleri de beraberinde getirdiğine işaret etti.
Terörün küresel bir olgu haline gelmesi ve bir çok ülkenin terör örgütlerinden doğrudan etkilenmesine dikkat çeken Bahçeli, 11 Eylül tarihinin dünya barışının hassas dengeler üzerine oturduğunun önemli bir göstergesi olduğuna işaret etti.
Bunun yanı sıra küreselleşme sürecinin sadece ekonomilerin karşılıklı bağımlılıkları açısından değil, yoksulluk ve eşitsizlik sorunu bakımından da hayati sonuçlar ürettiği gerçeğinin daha çok görünür olmaya başladığını vurgulayan Bahçeli, bunlardan iki ayrı sonuç çıkarılabileceğini ifade etti. Bahçeli şöyle konuştu: "İlk olarak temel dinamiği teknolojik ve ekonomik gelişmelerin oluşturduğu küreselleşme süreci, dünyayı ve insanlığı birbirine yaklaştırdığı kadar birbirinden de uzaklaştırmaktadır. İkinci sonuç ise birincisini tamamlayan uyarıcı bir nitelik taşımaktadır. Küreselleşme süreci, dünyanın yönetimini kolaylaştırdığı kadar zorlaştırmaktadır. Bu durum dünyanın yeni yüzyılda bir riskler ve çelişkiler çağının derinliklerine doğru ilerlediğine işaret etmektedir".
Bu çerçevede insanlık tarihinin kendisini yeni bir barbarlık çağından koruması gerekliliğine işarte eden Bahçeli, "İşte yeni bir sorumluluk kültürü ile yeni çağın insanlık çağı olması çağrımızın temelinde bu gerçekler ve endişeler yatmaktadır" dedi.
Türkiye'nin Filistin ve Afganistan meselelerine yaklaşmasında bu tür gelişme ve endişelerin de rol oynadığının gözden uzak tutulmaması gerekliliğini belirten Bahçeli, Türkiye'nin Afganistan'da Uluslararası Güvenlik Destek Gücü ISAF'ın komutanlığını İnfiltereden devralarak 6 ay boyunca yürüteceğini hatırlattı. Bahçeli, "İlk olarak bu görev Türkiye'nin uluslararası toplumu ve devletleri terözim ile daha aktif ve ilkeli mücadeleye davet eden tutumunun bir gereğidir. İkinci olarak Afgaistan ile aramızda var olan tarihi kardeşlik bağlarımız böyle bir ilgiyi ve yardımı zorunlu kılmaktadır. Ayrıca Afganistan'ın istikrarı ile Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin huzur ve istikrarı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Son olarak Batı ve Doğu dünyasında medeniyetler çatışmasından meden uman çevrelerin başarıya ulaşmasında Afganistan sorununa kalıcı bir çözüm bulunmasının katkısı büyük olacaktır" ifadelerine yer verdi.
Bugün Afganistan'da tam anlamışla barışın sağlanamadığının altını çizen Bahçeli, Afganistan'daki ürkiye liderliğindeki ISAF komutanlığının başarılı olmasının şartların şartların olumsuzluğuna rağmen gerekli ve önemli olduğunu söyledi. Bahçeli bu başarının Türkiye'nin Avrusya coğrafyasındaki sayfılığını daha da artıracağını, uluslararası istikrar ve dengenin vazgeçilmez unsuru olduğunu bir kez daha teyit edeceğini vurguladı.
ARAP ÜLKELERİNE ELEŞTİRİ
Bahçeli, açıklamalarında, İsrail-Filistin gerginliğinde Arap ülkelerinin tutumunu da değerlendirdi. Malezya'da gerçekleştirilen İslam Konferansı'nda bir sonuca ulaşılamadığını vurgulayan Bahçeli, daha önce BM öncülüğünde 'Uluslararası Terörizmle Mücadele Konferansı' toplanması için yaptığı çağrısını yineledi. Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: "Böyle bir konferansa ve uluslararası işbirliğine duyulan ihtiyaç, şüphesiz bugün de devam etmektedir. Bu vesileyle bir kez daha vurgulamak isterim ki, devletlerin terörizme çeşitli şekillerde verdiği destekler, sadece siyasi ve ekonomik kalkınma sürecini tamamlayamamış ülkelerde görülmektedir. Bir çok gelişmiş batı ülkesi de terörizme doğrudan ya da dolaylı olarak hizmet edecek uygulamalar içine girebilmektedir. Bu tür politikalar, terörizm ve terör örgütü kavramlarıda gözlenen çifte standartlardan örgüt mensuplarına sağlanan lojistik desteklere kadar çeşitlilik arzetmektedir. Hiç şüphesiz AB yönetiminin Türk milletine karşı sergilediği tavır, nhem yanlış hem de çirkindir. Bunun için de hiçbir zaman ve hiçbir şekilde kabul edilemezdir. Türkiye gibi, uluslararası sorumluluklarının idraki içinde hareket eden önemli bir ülkeyle ortaklık ilişkisi içindeki AB yönetiminin, bu tür konularda çok dikkatli, tutarlı ve saygılı bir yaklaşım içinde olması zorunludur. AB yönetiminin Kıbrıs'ta çözüme varolan dengeleri bozarak ve ülkemizin haklı hassasiyetlerini gözardı ederek ulaşılamayacağını idrak etmesi önemlidir. Bilinmelidir ki, terörizmle mücadele gibi, Kıbrıs sorununa yaklaşım biçimleri de birlik yönetiminin stratejik öngörü ve çözüm üretme yeteneğinin test edildiği kritik bir alanı ifade etmektedir. Ancak bu alan hiçbir zaman Türkiye'nin kararlılığının test edileceği bir alan olmamalıdır".
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 16:26