Gündem
  • 14.12.2004 17:22

BAYKAL: AB'NİN KIBRIS'I HATIRLATMASI ANLAŞILMAZ, AB KIBRIS'I UNUTTURMALIDIR

ZAFER ÇAKMAK-DEVLET ARIK
ANKARA  - CHP Grup Toplantısı'nda bir konuşma yapan Baykal, Avrupa Birliği'nin 17 Aralık'ta Türkiye ile ilgili önemli bir karar vereceğini hatırlatarak, kimsenin Türkiye'ye üyelik müzakerelerinin başlatılması için bazı eksiklikleri olduğunu söylemediğini, bunun Türkiye'nin üzerine düşeni yerine getirdiği anlamında olduğunu söyledi. "O zaman bu telaş niye?" diye konuşan Baykal, bundan önceki AB adayları için sürecin otomatik olarak işlediğini, Türkiye için yapılan tartışmalara anlam vermenin mümkün olmadığını belirtti. Baykal, Türkiye'nin AB içindeki konumunun, ancak bunu göremeyenlerin tartışacağı bir konu olduğunu dile getirdi. Avrupa'nın, bugünün Avrupası olmadığını ifade eden Baykal, bugünkü Avrupa'nın altında 2. Dünya Savaşı'ndan önce yaşanan krizin yattığını anlattı. Avrupa medeniyetinin 1. Dünya Savaşı ile 2. Dünya Savaşı arasında büyük sorunlar yaşadığına dikkat çeken Baykal, Avrupa'nın doğru siyasetinin ne olması gerektiğinin o dönemde belirsiz hale geldiğini söyledi. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra yeni bir yapılanma ihtiyacı doğduğunu kaydeden Baykal, bu süreçte Türkiye'nin de kurulan birliğe davet edildiğini hatırlattı.
Baykal, 1960'lı yıllarda hiç kimsenin, Türkiye'nin Müslüman kimliği ile Avrupa'ya giremeyeceği yönünde bir tartışma yapmadığını bildirdi. Baykal, "Bu meselede dünyanın şartlarının, barışının, istikrarının nerede olduğunu görebilen devlet adamlarıyla bunu göremeyenler arasında bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Türkiye AB'nin bir tam üyesi olarak ortaya çıkmalıdır; ama bu siyasi irade henüz net bir şekilde AB çevrelerinde oluşmamıştır. Bizim işimiz Avrupa içindeki bu politikanın bizi olumsuz etkilememesini güvence altına almaktır" şeklinde konuştu. Bu tereddütlerin yeni olmadığını anlatan Baykal, bunun bilincinde olarak siyasetin götürülmesi gerektiğini bildirdi.

"AB, TÜRKİYE'NİN ÜYELİĞİNİ TAM OLARAK İÇİNE SİNDİREMEDİ"
Avrupa Komisyonu'nun Türkiye ile ilgili raporunu yayınladığı 6 Ekim'den sonra yaptıkları uyarıların dikkate alınmadığını ifade eden Baykal, 17 Aralık Zirvesi ile ilgili tasarılar ilan edilmeye başlanınca gerçeğin ne olduğunun görüldüğünü bildirdi. 6 Ekim'i kabul edenlerin o taslağı görmek zorunda olduklarını söyleyen Baykal, o taslağın, 6 Ekim'in bir uzantısı olduğunu vurguladı. Türkiye'nin işin temelinde tarihi, hukuki olarak haklı olduğuna dikkat çeken Baykal, buna karşın bu işin götürülmesinde Türkiye'nin ciddi yönetim hataları yaptığını dile getirdi. Cuma günü alınacak kararın, Türkiye'nin tam üyeliğini içine sindirmiş bir AB'nin tavrını yansıtması gerektiğini ifade eden Baykal, bu konuyu içine sindirememiş, tereddütlü, müphem bir tavrın olmaması gerektiğini vurguladı. Baykal şöyle konuştu:
"Bir yolculuğa çıkacağız. 10 yılı bulacak veya aşacak bir yolculuk. Bu yolculukta beraber yürüyeceğimiz kurumun bizi tam üye olarak kabul eden siyasi tercihini görmeliyiz. Bu, işin özüdür, temelidir. Bu konuda bir tereddüdün hala devam ettiğini, işaretlerini görüyoruz. Bunun aşılması lazım. Türkiye'nin tam üyeliği ile ilgili tereddüdü AB, bu kararla ortadan kaldırmalıdır. Bir sürü sıkıntı olabilir, bunları aşmaya çalışabiliriz; ama Türkiye tam üye olarak öngörülmelidir. Biz bunun dışında bir statü düşünmüyoruz ve düşünmeyeceğiz."
AB'nin 25 üyesi bulunduğunu ve bu ülkelerin hiçbiri ile adaylık sürecinde müzakerelere başlanırken 'ucu açık' ifadesinin kullanılmadığını bildiren Baykal, bu ifadenin şifreli bir kelime olduğunu belirtti. Bu ifadenin insanların aklına üç şey getirdiğini anlatan Baykal, bunlardan birisinin, müzakerelerin biteceğinin belirsiz olduğu, ikincisinin müzakerelerin nasıl sonuçlandırılacağının bilinemediği, üçüncüsünün ise çözümün garanti olmadığı şeklinde ifade edilebileceğini söyledi. Sürecin sonunda çözüm olmayabileceğini; ancak bunu baştan söylemenin süreci sabote etmek anlamına geleceğini kaydeden Baykal, müzakerelerin ucunun açık olmaması, bundan önceki adaylarla aynı yolun izlenmesi gerektiğini vurguladı. Serbest dolaşıma kısıtlama getiren bir maddenin, Türkiye'nin AB üyeliğinin tam üyelik yolundan çıktığını göstereceğini ifade eden Baykal, 'hizmetler girsin, sermaye girsin; ama Türkler girmesin' demenin, AB'nin, Türkiye'nin üyeliğini tam olarak içine sindiremediğinin işareti olduğuna dikkat çekti.

"AB KIBRIS'I UNUTMAMALIDIR"
Baykal, alınacak kararda olasın bir derogasyon ifadesine de dikkat edilmesi gerektiğini belirterek bu ifadenin, 'hakkınız var; ama sizi ondan mahrum ediyoruz' anlamına geldiğini kaydetti. TBMM'de bugün AB ile ilgili genel görüşme yapılacağını hatırlatan Baykal, bu görüşme sonunda bir bildiri yayınlaması fırsatı bulmaları halinde kaygılarını bu bildiriye taşıyacaklarını belirtti. Baykal, bu bildiride dile getirilmesi gereken noktanın, Lozan Anlaşması'na sahip çıkma kararlılığının vurgulanması olduğunu kaydederek TBMM olarak bunu ortaya koymaları gerektiğini vurguladı.
AB'nin Türkiye'ye karşı bir Kıbrıs şartı öne sürmesinin kabul edilemez olduğunu söyleyen Baykal, AB'nin Kıbrıs konusunda mahcup düştüğünü, bugün Kıbrıs'ı hatırlatmasının anlaşılması zor bir durum olduğunu dile getirdi. Baykal, "AB Kıbrıs'ı unutturmalıdır" dedi. Kıbrıs'ta ciddi bir sorun olduğunu kaydeden Baykal, "O sorunun çözüm yolları ayrı, Türkiye'nin AB ile müzakereleri ayrı. Annan Planı bile Rumların şimdiki statüsünün kabul edilmesini öngörmüyor. Şimdi 'siz tanıyın Rumları gitsin' demek kadar ciddiyetsiz bir tavır olabilir mi?" şeklinde konuştu. AB'nin bu konuda uyanıklık yapmaya çalıştığını savunan Baykal, Türkiye'nin AB ile müzakerelere başlamasının yan ürünü olarak Kıbrıs'ı tanımasını öne sürmenin, açıkgözlülük olarak görülebileceğini ifade etti. Cuma günü yeni bir sürecin başlayacağını kaydeden Baykal, bu sürecin tamamlanması için CHP olarak her türlü katkıyı vereceklerini belirtti. Baykal, "Türkiye'nin bir ikinci sınıf devlet muamelesine tabi tutulmasını da hiçbir şekilde kabul edemeyiz" dedi.

BAŞKANLIK SİSTEMİ
Baykal, konuşmasında Başkanlık sistemi tartışmalarına da değindi. Başbakan Erdoğan'ın kamuoyuna Başkanlık tartışmasını taşımaya çalıştığını ifade eden Baykal, Erdoğan'ın Başkanlık modeline geçilmesini istediğini ve bunu yumuşak yumuşak gündeme getirdiğini ileri sürdü. Erdoğan'ın böyle bir heves içinde olduğunun anlaşıldığını belirten Baykal, bir ülkenin rejimine o ülkenin yaşadığı tarihin damgasını vurduğunu, rejimlerin masa başında yapılamayacağını bildirdi. Türkiye'nin Anayasal rejiminin temelinde milli irade kavramının bulunduğuna işaret eden Baykal, Türkiye'nin ciddi bir toplum olduğunu, ülkenin, bazılarının hevesleri ve dengeleri böyle gerektirdiği için rejim biçme, siyasi terzilik yapma çabalarına teslim edilemeyeceğini vurguladı. Türkiye'deki Meclis geleneğinin olağanüstü önemli olduğunu kaydeden Baykal, Başkanlık modelini ABD Başkanı Bush'un Başbakan Erdoğan'a telkin ettiği yönünde iddialar bulunduğunu söyledi. Baykal, bir toplumda rejimin yaşadıkça, sürdükçe değer kazandığına dikkat çekti. Baykal şunları söyledi:
"Türkiye'nin kaderi 550 milletvekilinin değil de, Başkan sıfatı taşıyan bir tek kişinin elinde olsaydı Türkiye coğrafyasına 70 bin ABD askeri getirmek isteyenlere karşı bir hayır cevabı verilebilir miydi? Bu bir heves. Bu hevese karşı Türkiye direnmelidir. Böyle bir değişim Türkiye'ye çok ciddi istikrarsızlıklar ve belirsizlikler getirir."

ZANA'NIN İLANI
Baykal, yabancı bir gazetede verilen ve Kürtlerle ilgili hakları içeren ilan hakkında da değerlendirmelerde bulundu. Bu ilanın altında bir Anayasa değişikliği talebinin bulunduğunu savunan Baykal, Anayasada egemenliğin kime ait olduğu yönündeki temel anlayışın değiştirilmek istendiğini söyledi. Türklerle Kürtlerin paralel, birlikte Anayasanın kurucu güçleri olarak gösterilmesinin istendiğini ifade eden Baykal, bu yaklaşımın Türkiye'de aydınlığa çıkarılması gereken bir temsil sorununu ortaya çıkardığını dile getirdi. "Türkiye bir ırk devleti, bir kan devleti, bir kafatası devleti değildir" diyen Baykal, Türkiye'nin bir siyasi bilinç devleti olduğunu vurguladı. Bu milletin hiçbir ferdinin ırkını, kafatasını incelemeye kimsenin hakkının olmadığını belirten Baykal, ilanda yer alan iddianın, iddia sahiplerini ve onların peşinden gidenleri mutsuzluğa sürükleyeceğini bildirdi. Bunun çok sakıncalı bir anlayış olduğunu kaydeden Baykal, bu görüşlerin ilk kez yüksek sesle telaffuz edildiğini söyledi.
Türk toplumunun bu olay karşısında çok doğru bir tepki verdiğini ve bu isteklerde bulunanların mahcup olduğunu ifade eden Baykal, bu insanların kendilerini sorgulamaya başladıklarına dikkat çekti. Baykal, "Bu bizim ne kadar kaynaşmış olduğumuzun en güzel delilidir. Bu ilandan sonra üzülen ve 'kastım bu değildi' diyenlere karşı bir kampanya yürütülmemeli, tam tersi yapılmalıdır. Ayrışmanın kimseye getireceği bir yarar yoktur. Bu olay da toplumun nasıl bir ilerleme sağladığını göstermiştir. Bu teşebbüsü yapanlar kimseyi telaşlandıramamıştır. Türkiye'nin bunları aşmış olduğu ortaya çıkmıştır. Türkiye'yi etnik ayrışmaya götürmek isteyenler Türkiye'nin bunu aştığını, yolunu tuttuğunu anlamışlardır" değerlendirmesinde bulundu.

Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 23:27

İLGİLİ HABERLER