
BAYKAL: "YOLSUZLUKLARIN ORTASINDA BAŞBAKAN VAR"
ALİ ULURASBAANKARA (İHA) - Partisinin grup toplantısında konuşan Baykal, Küre Operasyonu kapsamındaki olaylara değinerek, çetelerin her alana girdiğini, okul önlerindeki çetelerin ardından şimdi de sauna çetesinin ortaya çıktığını söyledi. "Bu işin nerede duracağını anlamak mümkün değil. Bu süreç nasıl bu kadar gelişiyor. Çeteleşme toplumsal yaşam biçimi haline dönüşüyor. Çok kaygı verici bir tablo. Sıradan magazin haberi gibi geçiştirmek mümkün değil. Bünyenin tehlikeli bir istimakette gittiğini gösteriyor. İşler iyice çığırından çıktı" diyen Baykal, "Olayın içinde daima bir üçlü var. Bir tarafta etkili bürokratlar. Bir yanda AK Parti'li yöneticiler, bir yanda sözde işadamları. Kapkaççı, bugünkü ortama uygun gözü kazançtan başka hiçbirşey görmeyen insanlar. Beyaz Enerji, gümrüklerdeki yolsuzlukları gördük. Hayatın her alanında AK Parti bir yolsuzluk merkezi haline dönüşmüş durumda. AK Parti'nin bu durumu yolsuzluk tavandan tabana yansımaya başladı. Balığın başını değil de kuyruğunu kokluyormuş. Balıkçı başına bakacaksın. Ben başından vazgeçtim artık demiş adam. AK Parti'de koku aşağıya inmiştir. Ampulün rengini değiştiriyorlarmış. Ampul utandı da yüzü kızarmaya mı başladı?" diye sordu.
Baykal, Maliye Bakanı'nın yolsuzluk uygulamasının parçası haline dönüştüğünü ifade ederek, AK Parti'nin yolsuzluk iddiaları altında kaldığını belirtti. Baykal, şunları söyledi: "Bunu reddetmenin imkanı yoktur. AK Parti Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez, vicdanının sesini dinleyerek iç dünyasını yansıtarak dürüst bir tavır takındı. Soruların cevaplandırılması lazım. Olay artık Maliye Bakanı'nı aşmıştır. Kişisel zaafiyetinin yansıması, bireysel eksikliğin sonucu olarak anlamak kesinlikle mümkün değildir. Yolsuzluk artık dayanışma içinde götürülmektedir. Herkes görevden alınız diyor. Ama bu gerçekleşmiyor. Başbakan dışardan talimat alıp iş yapmaktan hoşlanmıyor sözünün anlamı kalmamıştır. Başbakan ile bakan arasındaki ilişki somut olaylardan sonra bile yüksek bir dayanışmadır. Platonik ağabey-kardeş ilişkisi değil. Yolsuzlukların merkezinde bizzat Başbakan vardır. Turhan Çömez'in mektubunu okumasını, okuduktan sonra da yakasına bakmasını istiyorum. O söylediği üç nokta nereye gelmiştir?"
Baykal, Enerji Piyasası'na ilişkin yap-işlet-devret düzenlemesinin Plan ve Bütçe Komisyonu'nda başka bir yasanın görüşülmesi sırasında önergeyle eklenmek istemesini eleştirerek, "Bakanlar Kurulu'nda bu konuda sıkıntı mı var?" diye sordu. "Sayıştay 2004'te bir rapor hazırlayarak yap-işlet-devret santrallerine fazla ödeme yapıldığını ortaya koydu. 2.2 milyar dolar fazla ödeme var. Devlet elektrik alırken, almadığı elektriğin parasını şirketlere ödemiş. Rapor sümenaltı edilmiş" diyen Baykal, "Enerji Bakanlığı Teftiş Kurulu tespiti haklı bulmuş. Hazine zararını tespit etmiş. Getirilen düzenleme Hazine zararını örtbas etmeye dönük bir düzenleme. Gizlice geceyarısı önergeleriyle halletmeye kalkma anlayışının arkasındaki nedir?" yorumunu yaptı. Mayınlı arazilerin temizlenmesi işinin Maliye Bakanlığı'na verildiğini kaydeden Baykal, ihaleye İsrailli firmalar, uluslararası firmaların girdiğini, o bölgenin 49 yıllığına bu firmalara, yabancılara devredileceğini söyledi. Mardin, Kilis, Hatay gibi sınır bölgelerinde Maliye Bakanlığı'nın bunu olup bittiyle Türkiye'ye kabul ettirmeye çalıştığını belirten Baykal, "Bu ülkenin güvenlik kurulları ne iş yapıyor. Buna kim izin veriyor. Bunun hesabı nasıl verilir. Hiçbir duygu ve düşünce bunlara dur diyemez hale gelmiştir" dedi.
"BAŞBAKAN'IN ARASI KİMLERLE İYİ BİLMİYORUM"
Baykal, şimdiye kadar Türkiye'ye ithal edilecek malzemeye TSE karar verirken, AB'nin bu işte TSE'nin yerine her bakanlığın kendisiyle ilgili konuda denetim yapmasını istediğini, ancak bunun gerçekleştirilememesi nedeniyle "geçiversin gitsin" anlayışının hakim kılındığını, hiçbir denetim yapılmadan pek çok kalem ürün güvenlik testinden geçirilmeden Türkiye'ye geldiğini söyledi. Başbakan'ın arası emeklilerle, gençlerle, çiftçilerle, doktorlarla iyi olmadığını dile getiren Baykal, "Arası kiminle iyi bilemiyorum" diye sordu. Baykal, şu yorumu yaptı:
"Başbakan sizin burnunuzu sürteceğim. Dışardan doktor getireceğim diyor. Bir Başbakan'ın kendi ülkesinin çiftçisine, doktoruna bu şekilde duygu beslemesi asla kabul edilemez. Dışarı hasta gideceğine, doktor getirecekmişiz. Türkiye'de 70 milyon insan var. İnsanlar ilçesindeki hastaneye gitmekte zorlanıyor. Başbakan'ın derdi kim? Anadolu'nun ücra köşelerine o doktorlar mı gidecek? Tercümanla mı hastayla konuşacaklar. Dini imanı para olan yabancı sermayeyle mi sorunu çözeceksin. Dişini çektirmek için yurtdışına gidenlerin sorunlarını çözeceğine, bebek ölümlerini durdur. İktidar dünyasını değiştirdi. O insanlardan oy aldı ama başkalarının sorunlarıyla ilgileniyor" Baykal, 62 devlet hastanesinin icraya verildiğini, devletin hastanelerinin 3.5 katrilyon liralık alacağı ödenememiş durumda olduğunu belirterek, ecza depoları sıkıntı içinde, sağlık sektörü karmaşa içine girdiğini söyledi. Başbakan'ın "doktorlara haddini bildiririm" dediğini kaydeden Baykal, "Merak etme Başbakan sana da haddini bildirecek birileri çıkacaktır" dedi. Baykal, "Tekstil sektörünün sorunlarının çözümü için Maliye Bakanı Kemal Unakıtan'ın bu alanda iş yapması mı gerekir" diye eleştirdi.
"ORTADOĞU'DA BÖLGEYİ SAKİNLEŞTİRMEYE MECBURUZ"
Baykal, 3 yıl önce Irak'a asker gönderilmesi ilişkin tezkerenin Meclis'te görüşüldüğünü kaydederek, Irak'a yapılan müdahalenin çok yanlış olduğunun ortaya çıktığını, Amerika'nın dahi bu kabul ettiğini söyledi. Baykal, bölgedeki sorunun din sorunu haline dönüştüğünü, Irak'ın parçalandığını iç savaşa sürüklendiğini, etnik savaşın alana haline geldiğini kaydetti. Karikatür krizinin arkasında bu düşüncelerin yatt oydu. 2.2 milyar dolar ığını iddia eden Baykal, "Danimarka Hükümeti resmi bir açıklama yaptı. Karikatür krizi nedeniyle 'Türkiye bizden özür dilememizi istememiştir' dedi. Bunu üzüntüyle karşılıyorum. Bu Türkiye'ye düşen temel bir görevin ihmal edildiğini gösterir. Bütün Müslüman ülkeler talep ettiler. Bu gözden kaçırılmaması gereken bir konudur" dedi. Irak Başbakanı Caferi'nin ziyaretine de değinen Baykal, alt yapısı hazırlanmadan, gereği yerine getirilmeden, ne beklendiği somutlaştırılmadan ani kararlarla dış politika yapma anlayışının hakim olduğunu, Türkiye'yi sıkıntıya sokan olaylarla sık sık karşılaşıldığını belirterek, "Bölgeyi sakinleştirmeye mecburuz. Yanlış politikaya Türkiye'nin yöneticileriyle, sivil toplum örgütleriyle nasıl sürüklenmiş olduğunu görecektik. İşte o dönemde büyük tehlikeli süreç içinde kararlı, tutarlı tavır takınan bir kurum vardı. Ortadoğu yangınının dışında kaldık. 1 Mart CHP'ye saygı günü olmalı" önerisinde bulundu.
Kıbrıs'ta iki tüzüğün aynı anda kabul edilmesine değinen Baykal, Kıbrıs'a küçük bir mali yardımı sınırlandırmanın anlamı olmadığını savundu. Yardımın 130 milyon Euro'ya düşürüldüğünü kaydeden Baykal, durumun vahim olduğunu söyledi. Baykal, "Bu paranın fazlasını biz verelim. Sakın ha bunu kabul etmesinler. Sakın ha tenezzül etmesinler. Türkiye verilen sözlerin bedeli olarak, aldatılmanın bedeli olarak bu paranın verilemeyeceğini göstermeli" önerisini getirdi.
Güncellenme Tarihi : 25.3.2016 09:54