KAYNAK : Haber Vitrini
NEŞE DÜZEL
NEDEN? Bülent Arınç
AKP, seçimleri yüzde 35 oyla kazandı. Tek başına iktidara geldi. Arkasından başbakan adayını seçti. Cumhurbaşkanı, AKP'nin başbakan adayı olan Abdullah Gül'ü yeni hükümeti kurması için başbakan atadı. Ve, Türkiye'de AKP iktidarının çarkları çalışmaya başladı. AKP'nin seçimi kazandığının anlaşıldığı 3 Kasım gecesinden bu yana Türkiye'de olumlu ve ılımlı bir hava hâkim. İnsanlar, AKP'nin iç barışı sağlayacak, gerginlikleri azaltacak bir yönetim kuracağına dair umut besliyorlar. Ya da en azından böyle bir umudu beslemek istiyorlar. Ancak en büyük sorun, halkın devleti yönetmekle görevlendirdiği AKP iktidarının, devleti oluşturan diğer kurumlar üzerinde gerekli otoriteyi sağlayıp sağlayamayacağı. Siyasi iktidar, Türkiye'nin dış politikasını belirleyecek güce sahip olacak mı yoksa olamayacak mı?.. Avrupa Birliği'ne giden yolda siyasi iktidar gerekli adımları söz verdiği gibi atacak mı yoksa atamayacak mı?.. Kısacası AKP iktidar olabilecek mi yoksa olamayacak mı?.. AKP'nin önde gelen isimlerinden başkan yardımcısı Bülent Arınç'la AKP'nin nasıl bir iktidar olacağını, devleti nasıl yöneteceğini konuştuk.
Parti tabanınız Abdullah Gül'ün başbakanlığını na-sıl karşıladı?
Çok olumlu karşıladı. Abdullah beyin ismi üzerinde zaten büyük bir beraberlik vardı.
Tayyip Erdoğan partinizin lideri. Yönetimden herhalde vazgeçmeyecek. Abdullah Gül ile Erdoğan arasındaki ilişki nasıl olacak?
Çok sağlıklı yürür. Birinin diğerinin görevine müdahale etmesini, onu etkilemesini, diğerinin de her konuda 'Siz ne düşünüyorsunuz, talimatınız nedir' demesini kimse beklemesin.
Abdullah Gül'ün diğer bakanlarla ilişkisi nasıl olacak? Düne kadar her biriniz onunla eşittiniz.
Kuruluş felsefemize göre genel başkan bizde eşitler arasında birinciydi.
Şimdi Gül mü eşitler arasında bir adım önde olacak?
Tabii. O da başbakanlık görevi yapacak. Bu hiçbir sıkıntı yaratmayacak.
Seçimlerde oyların yüzde 35'ini aldınız. Seçim sisteminin tuhaflığı yüzünden, bu orandan çok daha büyük oranda parlamentoda sandalye sahibi oldunuz. Şimdi tek başına iktidarsınız. Birkaç bağımsız milletvekili ile anlaşmanız halinde Anayasa'yı değiştirebilirsiniz. Böylesine büyük bir siyasi güce sahip olmak sizi nasıl etkiliyor? Bu size güven mi veriyor yoksa bu kadar büyük gücün tepki toplayabileceğini düşünüp, gücünüzden biraz ürküyor musunuz?
Ürkmüyoruz. Biz, 11 milyon oy yerine yüzde 40, yani 15 milyon oy alabilirdik. Partiyi kurarken hedefimiz buydu. Tek parti iktidarını hedefleyen partinin bu sonuçtan korkması mümkün değil. Ancak sorumluluğumuz çok büyük. Anadolu insanı sefalet
içinde. Kendini çok yalnız ve çaresiz hissediyor. Şimdi bize iş talepleriyle çoluk çocuk gelecekler. Sorunların süratle çözülmesini isteyecekler. Bu büyük bir sıkıntı ve sorumluluk tabii.
Türkiye tuhaf bir ülke. Siz iktidara geldikten sonra, 'Hükümet devletle iyi geçinmeli' gibi garip sözler söylenir oldu. Devleti yönetecek gücün, hükümet olduğunu kabul etmeyen bir anlayışın bulunduğunu gösteriyor bu sözler. Siz ne düşünüyorsunuz? Hükümetiniz devleti yönetebilecek mi?
Aslolan yürütmedir. Ülkenin sorunlarını çözmek için halktan yetki alan kurum yürütmedir. Bunun başında da başbakan vardır. Bizim devlet diye ayrı bir kuruma kendimizi beğendirmek, onun koyduğu gizli veya açık kurallar varsa, bu çerçevede hareket etmek gibi bir düşüncemiz hiçbir zaman olmadı.
İnsanların, hükümetle devleti birbirinden ayırırken kime hükümet dedikleri belli. Hükümet sizsiniz. Peki 'devlet' diye kime ya da kimlere diyorlar?
İngiltere'de sokaktaki adama devlet nedir diye sorsanız, size ya baraj gösterir, ya köprü ya da hastane. Bizde sorsanız, jandarmayı, polisi, cumhurbaşkanını gösterir. Çatık kaşlı bir insanı gösterir. Yani her şeye müdahale eden, deriniyle derin olmayanıyla kendisini mutlaka hissettiren bir ejderhayı gösterir. Devlet bu olmamalı.
Sizce hükümetten bağımsız bir devlet olabilir mi?
Olmaz. Anayasa tektir. Ayrıca kırmızı, yeşil, mavi veya turuncu kaplı başka bir anayasa olmaz, varsa da kabul edilemez. Anayasa'da gösterilen kurumların hepsi, halkın bilgilenme hakkının içinde şeffaf olmalıdır. Biz Anayasamız'ın ilkelerine bağlıyız, Cumhuriyet'in niteliklerini biliyoruz. Bunların içini doldurmak niyetindeyiz.
Nasıl?
Herkese göre ayrı bir hukuk devleti ve laiklik olmaz. Bunların içi dolar. Laiklik bir Batı kurumudur ve biz oradaki uygulamanın unsurlarını aynen kabul ederiz. Bazılarının kendi ideolojik düşüncelerini alet ederek, 'Evet orada öyle ama bizde vatandaşa güven olmaz, bizim özel şartlarımız var' demesini ve bu ana kurumları dejenere etmesini arzu etmeyiz. Demokrasinin bütün dünyada tarifi tektir.
Devlet denilen güç sizi ürkütmüyor mu peki?
Bizi ürkütmüyor. Ama 'halkın iradesini kabullenemeyen, kendini milletten daha akıllı zanneden, millete tepeden bakan, 'Egemenlik milletindir ama ne olur ne olmaz, kötü rüyalar görmektense, uyanık durmak daha iyidir, bunlara her şeyi vermemek gerekir' diyen bazı çevreler ürküyorlar.
Devleti yönetmeye hazır mısınız?
Hazırız, hazırız, hazırız. İsterseniz yemin edeyim.
Yönetim konusundaki ilk adımlarınızda sanki bir ürkeklik var ama. Kıbrıs konusundaki Belçika modeli açıklamalarınızın ardından, Dışişleri Bakanlığı'nın size verdiği brifingle partiniz geriledi. Niye Belçika modeli sözünden geri çekildiniz peki?
Hayır geri çekilmedik. Tayyip Erdoğan'ın Dışişleri ve AB bürokratlarıyla yaptığı toplantıda ben de vardım. Kıbrıs, Irak ve AB konusunda bize brifing verdiler. Genel başkanımız, 'Benim açıklamalarım, bizim geleneksel dış politikamız ve Kıbrıs politikası açısından bir yanlış içeriyor mu' diye sordu. Çok samimi olarak 'Hayır' dediler. 'Biz de bugüne kadar Kıbrıs konusunda hem Belçika hem İsviçre modelinden esinlenen projeler verdik. Sizin de söyleminiz bu anlamda oldu. Ve, bu bize çok iyi bir koz da verdi' dediler.
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü televizyonda yayımlanan basın açıklamasında Tayyip Erdoğan'ı Belçika modeli konusunda uyardı ama?
O zaman yeni dışişleri bakanımızın yapacağı çok iş var demektir. Bir devletin bürokratı, bir dışişleri bakanlığı mensubu bize içeride söylediklerinin tam tersini dışarıda söylüyorsa, ikisinden biri yanlış demektir.
Kıbrıs, Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri. Siz siyasi iktidarsınız ve bu sorunu çözmekle yükümlüsünüz.
Çözeceğiz.
Kıbrıs konusunda programınızda maddeler var. Dışişleri Bakanlığı'ndan bu maddelere uyulmasını mı isteyeceksiniz yoksa siz mi Dışişleri Bakanlığı'na uyacaksınız? Kim kimi yönetecek?
Hükümetimiz karar alacak, bürokratlar uygulayacak. 'Ben bunu uygulamam' diyen bürokrat varsa, kendi bilir.
Siz, milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldıracağınıza da söz verdiniz. Dokunulmazlığı ne zaman kaldıracaksınız?
Biz dokunulmazlığı kaldıracağımıza söz vermedik. Dokunulmazlığı yeniden düzenlemeye söz verdik. Kürsü dokunulmazlığı dünyanın her yerinde var, bizde de olacak. Milletvekili Meclis çalışmalarında ifade ettiği düşüncelerden ötürü sorumlu olamaz. Ama Baykal kürsü dokunulmazlığının da kaldırılmasını istiyor. Bu popülizmdir.
Yolsuzluk, hırsızlık gibi suçlarla ilgili milletvekili dokunulmazlığını kaldıracak mısınız peki?
Sayın Baykal, eğer bütün kamu görevlilerinin yargılanmasında da aynı usul takip edilsin diyorsa elini öpeceğim. Ama demiyor. Bugün korucunun bile Türkiye'de dokunulmazlığı var. Hâkimin, avukatın, generalin, albayın, astsubayın var. Memur Yargılama Yasası'na göre, bir belediye başkanını bile alıp hemen yargılayamıyorsunuz.
Ama siz herkesin boy hedefi haline gelmiş siyasetçiyi, hakkında her gün farklı bir dedikodu ve ihbar yapılabilecek bir insanı ortaya atıyorsunuz. Diğer kamu görevlilerini ise kenarda bırakıyorsunuz. Bu sosyal demokratlığa uymaz. Eğer bütün kamu görevlileri ve sivil, asker bürokrasi için yargılanma imkânı getireceksek hemen getirelim.
Partiniz seçimi kazandı ama partinizin başkanı başbakan olamadı. Halkın başbakanlık görevi verdiği bir politikacı başbakanlık koltuğuna oturamadı. Bu bizim hukuk sistemimizde bazı hatalar olduğunu açıkça gösteriyor. Sistemdeki bütün arızaları gidecek bir hukuk reformu yapacak mısınız? Yoksa sadece Tayyip Erdoğan'ı başbakanlıktan alıkoyan maddeleri düzeltmekle mi yetineceksiniz?
Türkiye'de sadece 312'den ceza yediği için siyasi hayatı sona erdirilen kişiler var, bunlardan biri de Erdoğan. Türkiye'ye utanç yaşatan bu siyasi yasakların tümünü kaldırmalıyız ve önce Anayasa'nın 76'ncı maddesini değiştirmeliyiz. Bu bir hukuk ve özgürlükler mücadelesidir. Kim bunu Tayyip Erdoğan'a endeksli olarak bir bireysel çaba olarak görüyorsa yanlış görüyor. Aslında Anayasa'nın yenisini yapmak çok daha doğru ama kurucu bir meclis gibi çalışabilecek miyiz, bundan çok emin değilim. Çünkü Anayasa'nın neresine yama yapacağımızı, neresini düzelteceğimizi bilmiyoruz. Anayasamız bir ansiklopedi gibi ama işin garibi aradığınızı da bulamıyorsunuz. Bir konuyla ilgili günlerce yorum üstüne yorum yapıyorsunuz.
Erdoğan işkenceyi önleyeceğinizi söyledi. Nasıl önleyeceksiniz?
Görün bakın nasıl önleyeceğiz. Çok kısa sürede işkence kalmayacak.
AB'ye üye olabilmemiz için Milli Güvenlik Kurulu'nun yetkilerinin de azaltılması gerekiyor. Asker sivil ilişkilerinin AB ölçülerine göre olması gerekiyor. Bu kurulun yetkilerini azaltacak mısınız?
Biz Türkiye'nin AB'ye üye olmasını istiyoruz. Geçmişteki düşüncelerimizden çok farklıyız. AB kriterlerine göre MGK nasıl yapılanması gerekiyorsa, o kriterleri kabul eden bir parti olarak biz bu kurulun hem üye sayısı, hem de yetki ve işlev bakımından yeniden düzenlenmesinden yanayız.
İç siyasette barışçı bir yaklaşımınız var. Bu yaklaşımınız tabanınızdan onay alıyor mu?
Çok onay alıyor. Çünkü Türk halkı barıştan, hoşgörüden ve diyalogdan yana. Biz Erbakan gibi değiliz, 'Biz
akıllıyız onlar deli' demeyeceğiz. Herkesin aklı var. Bizim de herkesin aklına ihtiyacımız var. Biz ortak aklı ortaya koyacağız.
Yalnız Cumhurbaşkanı'yla partiniz arasında bir sürtüşme var gibi gözüküyor. Bu görüntüyü uyumlu bir işbirliğine çevirebilmek için ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Ben, Cumhurbaşkanımız'ın seçilmesi için büyük çaba gösterdim. Ama Cumhurbaşkanı'nın siyaset kurumunu çok yakından tanıdığını ve siyaset kurumuna uygun bir davranışta bulunduğunu söyleyemem. Cumhurbaşkanımız kendi halinde yaşamış bir insan. Toplumla hiçbir ilişkisi olmamış. Sınıf arkadaşları dışında fazla birini de tanımamış. Komşuluk ilişkileri çok fazla olmamış. Yaşadığı beldenin ya da mahallenin insanını, oradaki halkın gerçeğini, onun özlemlerini, taleplerini çok iyi bilen bir insan değil. Cumhurbaşkanı siyasi kararlar alması gerekirken, kendi dünyasında yaşadığı ve doğru bildiği şekilde hareket ediyor.
Ne demek istiyorsunuz?
Mesela 109'uncu madde konusunda çok sert tepki veriyor. Halbuki kendisi de dışarıdan gelmiş, aday olmuş ve seçilmiş bir cumhurbaşkanı. Bu ülkede 11 milyon kişi AKP'ye oy verdi ve bunların yüzde 75'i Erdoğan'ın başbakan olmasını istiyor. Siz böyle bir durum karşısında, Erdoğan'a başbakanlık yolunun açılmasını, hukukun siyasallaştırılması ve kişisel bir beklenti
olarak düşünemezsiniz. YÖK'e ve Anayasa Mahkemesi'sine atadığınız
adaylar içinde sadece kendi hukuk fakültesinizdeki arkadaş çevrenizi ve bir partinin mensuplarını tercih edemezsiniz. Cumhurbaşkanımız siyaseti ve özgürlükleri genişletecek bir davranış sergilemeli. Surat asmamalı, dinlemeli, önyargılı olmamalı, elini yumruk yapmamalı, elini açmalı ve uzatmalı. Cumhurbaşkanımızı hâlâ çok seviyorum. Ama hukukun üstünlüğüne giden yolun açılması için kendisinde bir çaba görmüyorum. Kanun maddelerini tek tek okumak suretiyle Türkiye'de hukuku geliştirmek mümkün değil. Kanuna biraz da hukuk katmalıyız.
Türkiye'yi gelişmiş dünyanın parçası haline getirebilmek için neler yapmayı düşünüyorsunuz?
Ekonomiyi düzeltmenin yolu da, siyaseti güçlendirmenin yolu da özgürlükten geçiyor. Yapacağımız sosyal, siyasal ve ekonomik düzenlemelerde temel faktör özgürlük olacak. Halkına korkuyla, kuşkuyla bakan bir yönetim biçimimiz olmayacak bizim. Biz vatandaşın bilgi edinme hakkını gerçekleştireceğiz. Halkın yönetimi denetlemesi sistemi olan 'ombudsmanlık' müessesesini getireceğiz. Adalet Bakanlığı'nın sevk ettiği bir tasarı var. Herhalde Ecevit'in o tarihte hoşuna gitmedi ve görüşülmedi. Belki işe oradan başlayacağız. Getireceğimiz bu yeni denetim sistemi, devletin bütün kurumlarını ve bürokrasiyi içine alacak. Biz halktan bir avans istemiyoruz.
Peki ne istiyorsunuz?
Eleştiride bulunmalı ama bu yıkmak için yapılmamalı. Biz medyayla düşman değiliz. Onun işlevi ve benim işlevim ayrı. Medya kendisini hâlâ birinci kuvvet olarak görüp de, 'Bu hükümeti biz şekillendiririz, kararların alınmasında biz etkili oluruz, bizim istediğimiz olur, istemediğimiz olmaz' noktasına gelir de, bizi kuşatırsa, biz rahat hareket edemeyiz ve bu da ülkenin zararına olur. Şüphesiz bizim sayısal gücümüz var. Parlamentoda kanunları çıkarabiliriz. Ama biz bunları uygulayacağız. Uygulamamız sırasında bir direnç gösterilebilir.
Nasıl?
Medyada bizi yönlendirmek ve yanlışa sevk etmek isteyenler olabilir. Bunu başaramazlar ama sıkıntı doğar. Başarılı olsalardı, millet onlara bakarak oyunu kullansaydı bizim yüzde 2 oy almamız lazımdı. Lütfen bürokrasiyi rahatsız etmesinler, siyaset kurumunu küçültmesinler. Biz sandıkla gelmeyi, sandıkla gitmeyi referans olarak kabul ediyoruz. Buraya çivi çakacak değiliz. Millet bugün bizi getirdi, yarın başkasını getirir. Nasıl DSP'yi, MHP'yi götürdüyse, ANAP'ı sildiyse AKP'yi de bu halk günün birinde siler. Başarısız olduğumuz zaman biz buna razıyız. Karşımıza başka yöntemlerle, demokrasiye balans ayarı gibi örneklerle çıkarlarsa biz siyasette kaybederiz ama asıl kaybeden bu halk ve bu ülke olur.
(Neşe Düzel/ Radikal)
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 18:41