Gündem
  • 29.9.2007 10:37

ERDOĞAN: TERÖR BİR İNSANLIK SUÇUDUR

BM'nin 62. Genel Kurulu'nda ikinci konuşmacı olan Erdoğan, uluslararası toplumun daha iyi bir gelecek hedefini ve çabalarını buluşturan BM Genel Kurulu'na bugün tekrar seslenme fırsatı bulmaktan büyük bir mutluluk duyduğunu söyledi.

Makedonya Dışişleri eski Bakanı Sırcan Kerim'i bu dünya forumunun Başkanlık makamına seçilmesinden dolayı kutlayan Erdoğan şunları kaydetti:

''Bu vesileyle Genel Sekreter Sayın Ban Ki-Moon'a da bir defa daha görevinde başarılar diliyorum.

Dünyamızda bugün, küresel sorunlarımıza ortak çözümler üretecek, çaresizliğin yerine umudu, yoksulluğun yerine refahı, haksızlığın yerine adaleti, şiddetin yerine barışı hakim kılacak etkin işbirliğine daha önce hiç olmadığı kadar ihtiyaç duyulmaktadır. Bu misyonla kurulmuş olan BM, bizi ortak irademizle, bu hedefe taşıyabilecek yegane uluslararası yapıdır.''

-DEĞİŞEN VE GELİŞEN ŞARTLAR-

Erdoğan, BM'nin ayrıca, bu yönde atılacak adımların uluslararası meşruiyet zemini olduğunu belirterek, şunları söyledi:

'' Ancak, teşkilatımızı yüzyılımızın sorunlarıyla baş edebilecek yapıya kavuşturmak, gerekli imkânlarla donatmak, daha güçlü ve etkin kılmak da biz üye devletlere düşmektedir. Burada biraz daha cesur ve kararlılıkla eylem ortaya koymaya, daha üretken ve girişken bir duruş sergilemeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

Kurumsal reform yönünde kayda değer adımlar atılmış olmakla birlikte, bu süreç tamamlanmış değildir. Değişen ve gelişen şartlara göre reform sürecinin de devam etmesi ve çıkacak ihtiyaçlara göre Örgüt'ün yapısında ve işleyişinde gerekli uyarlamalara gidilmesi gerekecektir.

Bu çerçevede, en geniş uzlaşmayı yansıtacak bir Güvenlik Konseyi reformunun BM'nin meşruiyetini, saygınlığını ve etkinliğini daha da de artıracağını unutmamalıyız.''

-BM GÜVENLİK KONSEYİNE ADAYLIK-

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin, BM Şartı'nda ifadesini bulan ideallere bağlı ve değişik kıtalar ile kültürleri buluşturan stratejik bir kavşakta küresel barışın korunmasına yapıcı katkılarda bulunduğunu vurgulayarak, ''Önümüzdeki yıl yapılacak seçimlerinde Güvenlik Konseyi'ne adaylığını da bu vesileyle teyit etmek istiyorum'' dedi.

Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Yarım asırdır Konsey'de temsil edilmemiş olan Türkiye'nin medeniyetleri buluşturmak için yürüttüğü çalışmalarda olduğu gibi, hem Avrupalı ve hem Asyalı kimliğiyle farklı görüşleri uyumlaştırmak ve uzlaştırmakta Konsey bünyesinde yapıcı ve özgün bir rol üstlenebileceğine inanıyorum.

BM Genel Sekreteri'nin himayelerinde İspanya ile birlikte yürütmekte olduğumuz 'Medeniyetler İttifakı' girişiminin uygulama sürecinde de önemli bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Portekiz eski Cumhurbaşkanı Yüksek Temsilci Sayın Sampaio'nun güçlü liderliği ve uluslararası toplumun bu girişimden esirgemeyeceğini inandığım etkin desteğiyle, küresel barış vizyonumuzu somut projelerle hayata geçirmeye, bu yönde ilerlemeye kararlıyız.''

-''GERİLİMLERİN VE DÖNÜŞÜMLERİN YAŞANDIĞI COĞRAFYAMIZ...''-

Erdoğan, İttifakın Dostları Grubu'nun iki gün önce bu binada yapmış olduğu toplantının, 'Medeniyetler İttifakı' Girişiminin geleceği ve başarısı açısından ümit ve güven tazeleyici olduğunu ifade ederek, şunları kaydetti:

''BM gündeminde öncelikli bir yer işgal eden uluslararası sorunların büyük çoğunluğu, önemli gerilimlerin ve dönüşümlerin yaşandığı yakın coğrafyamızda vuku bulmaktadır.

Hiçbirine taraf olmamakla birlikte etkilerini doğrudan hissettiğimiz tüm bu ihtilafların çözümüne, stratejik konumumuzun, tarihi birikimimizin, coğrafi ve kültürel bağlarımızın, barışı koruma faaliyetlerindeki deneyimlerimizin bize bahşettiği imkanlardan yararlanmak suretiyle, yapıcı katkılarda bulunmak için yoğun bir çaba içerisindeyiz.

Önceliğimiz, bölgemizde istikrarı yeniden tesis etmektir Bu çerçevede, Türkiye bölgesinde önemli bir barış ve istikrar unsuru olma, tüm komşularıyla ilişkilerini çok yönlü olarak geliştirme gayretlerini kararlılıkla devam ettirecektir.''

-''YUNANİSTAN İLE YAKINLAŞMA SÜRECİ-

Erdoğan, Türkiye'nin, komşusu Yunanistan ile yaklaşık on yıldan beri sürdürdüğü yakınlaşma sürecinin, bugün ulaştığı pozitif aşamanın bu kararlılığın en somut örneklerinden biri olduğuna dikkat çekerek şunları söyledi:

''Bu yöndeki gayretlerimizin başında; Ulusal birliğini ve toprak bütünlüğünü koruyan, kendi halkı ve komşuları ile barışık, demokratik bir Irak'ın uluslararası toplum nezdindeki itibarlı konumuna yeniden kavuşturulmasına yönelik girişimlerimiz gelmektedir.

Bu ortak vizyonu hayata geçirmeye yönelik olarak, Irak Hükümeti ile olan işbirliğimizi derinleştirmeyi, Irak'taki ulusal uzlaşma ve siyasal diyalog sürecine destek vermeyi sürdürüyoruz.

Türkiye'nin girişimiyle başlatılan, Şarm-el Şeyh toplantısıyla P5 ve G8'in de katılımıyla genişletilen, Komşu Ülkeler Süreci de bu amaca yöneliktir. Türkiye olarak, Komşu Ülkeler Sürecinin son toplantısına önümüzdeki Kasım ayı başında ev sahipliği yapmaktan da büyük bir memnuniyet duyacağız.''

-FİLİSTİN-İSRAİL SORUNU-

Türkiye'nin bulunduğu bölgedeki en önemli bir diğer istikrarsızlık kaynağını, Orta Doğu sorunun oluşturduğunu ifade eden Erdoğan, bölge geneli ve ötesinde yansımaları olan Filistin sorununu, Orta Doğu ihtilafının odağındaki temel mesele olarak gördüklerini söyledi.

Başbakan Erdoğan, bölge geneli ve ötesinde yansımaları olan Filistin sorunuyla mücadelenin, sadece bölgede değil, bölge dışındaki ülkelerin de el birliğiyle çözülmesi gereken bir mücadele olduğunu kaydetti.

Filistin'in kendi içinde yaşanan siyasi ayrışma ile durumun daha da zorlu bir hal aldığına dikkat çeken Erdoğan şunları söyledi:

''Filistin sorununa kalıcı bir siyasi çözüm ve İsrail ile iki devlet vizyonuna dayalı kapsamlı bir barış, bölge için olduğu kadar küresel istikrar için de büyük önem taşımaktadır.

İsrail-Filistin ihtilafının çözümünün bölgedeki diğer sorunların halli yönünde de olumlu etki yapacağına inanıyoruz. Barış Süreci'nin canlandırılması yönündeki çabalarda taraflara her türlü desteği vermeye ve düzenlenmesi öngörülen uluslararası toplantıya katkıda bulunmaya hazırız.''

-LÜBNAN VE AFGANİSTAN-

Erdoğan, Lübnan'da bir yıldır hüküm süren siyasi buhranın ilgili gruplarla diyalog yoluyla aşılmasını temenni ettiklerini ifade ederek, ''UNİFİL'e katkılarımız da dahil olmak üzere, Lübnan'ın istikrara kavuşması için göstermiş olduğumuz yoğun çabaları sürdüreceğiz'' dedi.

Afgan halkının demokratik, hür ve müreffeh geleceklerine yatırım yapmaya da devam ettiklerini bildiren Erdoğan, şöyle devam etti:

''Komutasını iki kez üstlendiğimiz İSAF'ın bugün de Kabil Merkez Bölge Komutanlığını yürütmekle, ülke güvenliğine ve ayrıca önemli yatırım projeleriyle bu ülkenin yeniden imarı ve kalkınma altyapısına sağladığımız katkılar, bu bağlamda tehlikeli güvenlik koşulları altında büyük özveriyle faaliyet gösteren Vardak İl İmar Ekibimiz, Afganistan'da üstlendiğimiz misyonun somut örnekleridir.

Bölgede barış ve işbirliğine katkıda bulunmak arzusuyla ayrıca Afganistan ve Pakistan ile birlikte bu yıl başlattığımız Üçlü Zirveler süreci, iki komşu ülke arasındaki güvenin tazelenmesine yardımcı olmaktadır.''

-GÜNEY KAFKASYA-

Erdoğan, Güney Kafkasya'da çözüm bekleyen donmuş ihtilafların, bölgede barış ve istikrarı tehdit etmeye devam ettiğine dikkat çekerek, şöyle konuştu:

''Mevcut sorunlara barışçıl yöntemlerle bulunulacak çözümler Azerbaycan ve Gürcistan'ın toprak bütünlüğü ile egemenliğini esas almalıdır.

Bölge için benimsemiş olduğumuz barış, istikrar ve ekonomik işbirliği vizyonunu hayata geçirmek üzere, bu ihtilafların çözümüne katkı getirmeye çalışıyor, aynı zamanda Bakü-Tiflis-Ceyhan ve Bakü-Tiflis-Erzurum boru hatları ile Bakü-Tiflis-Kars demiryolu gibi önemli enerji ve ulaşım projeleriyle bölgesel işbirliğinin altyapısına yatırım yapıyoruz.''

-KOSOVA-

Kosova'nın nihai statüsüne dair belirsizliğin devam ettiği şu günlerde bu sürecin, adil ve sürdürülebilir bir çözüme kavuşturulması için tüm gayretlerin seferber edilmesi gerektiği yönündeki görüşlerini muhafaza ettiklerini anlatan Erdoğan, Türkiye son olarak KFOR Güney Çokuluslu Görev Gücü'nün komutasını üstlendiğini anımsattı.

Erdoğan Türkiye'nin, bahsettiği bütün coğrafyaların hemen tamamında barışı korumak ve istikrarı sağlamak adına önemli misyonlar üstlendiğini vurguladı.

Başbakan Erdoğan, BM, NATO, AB ve AGİT şemsiyesi altında icra edilen muhtelif barışı koruma faaliyetlerindeki etkinliğiyle Türkiye'nin, uluslararası barışın korunmasına özgün katkılarda bulunabileceğini kanıtlamış bir ülke olduğunu kaydetti.

Erdoğan, ''Bu çerçevede, kabulünü memnuniyetle karşıladığımız 1769 sayılı Güvenlik Konseyi kararı uyarınca Darfur'da kurulan UNAMİD'e de katkıda bulunmayı olumlu bir şekilde değerlendiriyoruz'' diye konuştu.

-İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ SORUNU-

Başkan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Mevcut kaynaklarımızı ve gücümüzü tüketen çatışmalara son verebildiğimiz, tekrarlarını da önleyebildiğimiz ölçüde, giderek yıpranan dünyamızın tüm insanlığın ortak kaderini belirleyecek sorunlarına birlikte daha etkin bir şekilde odaklanmamız mümkün olabilecektir.

Bu sorunların başında, Sayın Başkan, bu yıl Genel Kurul'un ana teması olarak çok zamanlı bir şekilde belirlediğiniz iklim değişikliği konusu gelmektedir. Acil çözüm gerektiren bu sorunu, benim de bizzat katıldığım, yüksek düzeyli özel toplantıda tüm boyutlarıyla irdelemek imkanını bulduk.

Ortaya çıkan sonuç, insanlık tarihinde daha önce hiç olmadığı kadar ciddi yaşamsal bir tehdit oluşturan küresel ısınma ve iklim değişikliği sorununa çözüm üretecek küresel ölçekte etkin bir işbirliği için hepimize önemli sorumluluklar düştüğüdür.''

-TOPLAM KALKINMA YARDIMLARI-

Erdoğan, iklim değişikliğinden en fazla, bu sorunun ortaya çıkmasında en az payı bulunan gelişmekte olan ülkelerin etkineceğini belirterek, şunları kaydetti:

''Kalkınma yolundaki ülkelerin sorunlarını aşabilmeleri için imkanlarımız ölçüsünde, yardımcı olmak hepimizin yükümlülüğüdür.

Bu bağlamda, son yıllarda sağladığı kalkınma, teknik ve insani yardımlarıyla donör ülke konumuna yükselmekte olan Türkiye'nin geçtiğimiz yıl yaptığı resmi ve özel sektör kaynaklı toplam kalkınma yardımları 1,7 milyar Dolara ulaşmıştır.

Gerek ilgili BM Fonlarına ve gerek ikili düzeyde katkılarımızı artırarak sürdürmeyi hedefliyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin de küreselleşmenin nimetlerinden istifade edebilmelerine katkıda bulunmak amacıyla bu yıl Temmuz ayında ev sahipliğimizde İstanbul'da düzenlenen BM En Az Gelişmiş Ülkeler Bakanlar Konferansı, Türkiye'nin bu yöndeki kararlılığını somut bir şekilde ortaya koymuştur.''

-AFRİKA'YA YAPILAN YARDIMLAR-

Erdoğan, Türkiye'nin, Afrika'da barış ve kalkınmaya desteğinin 2005 yılından bu yana sırasıyla Etiyopya, Sudan ve Senegal'in başkentlerinde açılan Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) bölge ofisleri aracılığıyla sürdürüldüğünü anımsatarak kıtaya yayılan kalkınma yardımlarının, 2008 yılında Türkiye'nin ev sahipliğinde düzenlenecek Türkiye-Afrika İşbirliği Zirvesi ile yedi ayrı BM ve AB barışı koruma misyonuna yaptığı katkılarıyla ifadesini bulmakta olduğunu söyledi.

Erdoğan, Türkiye'nin aynı zamanda yükselen Güney Asya, Uzak Doğu ve Pasifik coğrafyaları ile Latin Amerika ve Karayiplere de açılarak, siyasi ve ticari işbirliği ağlarını çeşitlendirmeyi amaçladığını kaydetti.

-''TERÖR, BİR İNSANLIK SUÇUDUR''-

Başbakan Erdoğan,terör herkesin güvenliğini tehdit etmeyi sürdürdüğünü vurgulayarak, şunları söyledi:

''Dünyanın herhangi bir köşesinde yaşanan terör eylemi hepimizi hedef alan bir insanlık suçudur. Sınır tanımayan terörü lanetliyor, terörün acı tecrübesini bizzat yaşamış bir ülkenin Başbakanı olarak tüm insanlığa yönelik bu tehditle mücadelede dayanışma ve daha etkin işbirliği çağrısını buradan yineliyorum.

Terör odaklarının yeni teknolojilerden istifade ettikleri de dikkate alındığında, Kitle İmha Silahlarının yayılmasının önlenmesine yönelik çok taraflı işbirliğimiz önemli ilave bir boyut kazanmaktadır. Türkiye, Kitle İmha Silahlarının yayılmasının önlenmesi alanında BM'nin öncülüğündeki uluslararası işbirliğini desteklemektedir.

-KKTC-

Erdoğan, Kıbrıs sorununa ilişkin olarak da şöyle konuştu:

''Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kıbrıs sorununa Birleşmiş Milletler çatısı altında, yerleşmiş BM parametreleri temelinde ve BM Genel Sekreteri'nin iyi niyet misyonu çerçevesinde kapsamlı bir çözüm bulunması yönündeki çabaları desteklemeyi sürdürmektedir. Zira çözümün tek zemini Birleşmiş Milletlerdir.

2004 yılında BM Genel Sekreterinin Kapsamlı Çözüm Planı ortaya çıkmış ve üzerinde Ada'nın iki kesiminde de halk oylaması yapılmıştı. Türk tarafı, tarafsızlığı konusunda hiçbir tereddüt duyulmayacak BM Genel Sekreterinin bu Planını büyük bir çoğunlukla kabul ederken, Rum tarafı, Rum Liderliğinin yanlış yönlendirmesi sonucu Planı reddetmişti.

O tarihten bu yana, Türk tarafının devam eden yapıcı tutumuna rağmen, Rum tarafının uzlaşmazlığı nedeniyle çözüm yolunda bir adım atılamamıştır. Temennim odur ki, bu Birleşmiş Milletler Konseyi'nde sümen altında kalan Annan Raporu'nun bir an önce genel kurula getirilmesi olayıdır. Ben bu duygular içerisinde sizleri selamlıyor geleceğin, barış dolu aydınlık dolu olmasını temenni ediyorum.''

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 16:13

İLGİLİ HABERLER