Başbakan Erdoğan, CHP lideri Baykal'ın ''güçlendikçe halka tepeden bakıyor'' eleştirisine, ''Kimse merak etmesin, gücümüz arttıkça tevazumuz da artacaktır'' diye karşılık verdi.
MUSTAFA KARAALİOĞLU
Başbakan Tayyip Erdoğan, yaklaşan 28 Mart mahalli seçimi, Avrupa Birliği, ekonomi ve dış politika konularında sorularımızı cevapladı. Önceki gün yapılan Erzurum ve Erzincan mitinglerini izlemek için Başbakanlığa ait ATA uçağıyla birlikte seyahat ettiğimiz Başbakan Erdoğan, seçim sonrasına ilişkin ilginç mesajlar verdi. Özellikle, AK Parti'nin giderek gücünü artırmasının siyasi etkileri üzerine açık ve net mesajlar verdi. Bir anlamda bazı çevrelerin endişelerini gideren cümleler söyledi. Özellikle de 2004 yılı için umut verici bir tablo çizdi.
Anketler, AK Parti'nin seçimden yüksek bir oyla çıkacağını gösteriyor. Bunun da iktidarınızı giderek ''dediğim dedik'' yapacağından endişe ediliyor...
AK Parti 3 Kasım seçimleriyle aldığı yetkiyi zaten 5 yıllık bir yol haritası içerisinde masaya yatırmış durumdadır. Bu yol haritasını aynen uygulamaya devam ediyoruz. Yerel seçimlerin bize vereceği yetki belirli bir alandadır. Bir de tabii 1,5 yıllık doğrularımızı yanlışlarımızı bize görme imkanı verecek. Eğer hakikaten olumlu istikamette bir netice çıkarsa, demek ki biz halkımızın beklentilerine olumlu bir şekilde cevap verebilmişiz? Peki bu yeterli mi, değil. Hizmet gereklidir ama yeterli değildir.
Seçimden sonra daha geniş bir idari örgütü ve mekanizmayı idare etmeye başlayacaksınız. Bu büyüme, sizi bir lider olarak korkutuyor mu?
Merak ediyorum. Yani bu niye böyle konuşuluyor. Yani muhalefet garip bir şey... İktidarın rakipsiz olduğundan şikayet ediyor. Peki iktidarı rakipsiz hale getiren kim, halk. Peki halkın böyle bir yetkisi yok mu? Samimi duygularını herhangi bir baskı altında kalmadan dile getirebiliyor ve demokratik haklarını AK Parti lehine kullanabiliyorsa bundan kimsenin rahatsız olmaması lazımdır. Çok zayıf bir muhalefet gerçeği varsa bundan muhalefet ders çıkarmalı, parlamento dışında kalan partiler ders çıkarmalı.
Galiba şimdi daha çok sizin bundan ne mesaj aldığınız önemli.
Halkın ilgisi, gelen bu güç daha mütevazı olmamızı, sorumluluğumuzun daha fazla arttığının bilincinde olmamızı söylüyor. Hiçbir AK Partili ayağını yerden kesemez, kesmemeli. Aynı şey benim için de geçerli. Bakan arkadaşlarım için, milletvekili arkadaşlarım için de geçerli. Daha mütevazı olmalıyız ve sorumluluğumuzun daha çok arttığını düşünerek hizmete devam etmeliyiz. Kimse merak etmesin gücümüz arttıkça tevazumuz da artacaktır.
SEÇİM FARKETMEZ, YALAN SÖYLEYEMEM
Son günlerde bazı mitinglerde halkı azarladığınızdan, terslediğinizden şikayet ediliyor.
Bugün mitingi izlediniz. Böyle bir azarlama gördünüz mü? İş istiyorlar, tamam. Peki iş istedikleri zaman ben onlara doğruyu söylersem, bu azarlama mıdır? Ne diyorum. ''Devlet artık bir istihdam kapısı olmayacak'' diyorum. Ama biz sizlere istihdam için öneri ve kolaylık getiriyoruz. Mesela Erzurum'un kişi başına milli geliri bin 51 dolar. Dolayısıyla teşvik kanunundan yararlanacak. Erzurumlu iş adamları buyurun size arazi, vergi muafiyeti, enerji yüzde 50 indirimli, SSK primlerini bitiriyoruz. Gel burada yatırım yap. Bu yapılacak yatırımlar, Erzurum'lu işsiz kardeşlerime iş doğacak diyorum. Bu azarlama mı? Çiftçi diyor ki, ''bize ücretsiz mazot ver.'' Şimdi ben buna doğruyu söylemeyeyim mi. Benden öncekilerin yaptığı gibi mi yapayım. Seçim falan fark etmez. Benim vatandaşıma sözüm var. Onlara hep doğruyu söyleyeceğime söz verdim.
AB olmazsa hayalkırıklığı yaşarım...
2004 tam bir AB yılı ve uygulamalar önemli. İçeride bu süreci yavaşlatmaya yönelik adımlar gözlemliyor musunuz?
Uygulamaya yönelik adımları dikkatle atıyoruz. Kararlıyız da; sonuna kadar götüreceğiz. Sıkıntının olduğu yerlerde değerlendirmeleri yine yaparız. Şu anda bir takvim dahilinde uygulamaları yapıyoruz.
Eğer, Kıbrıs çözülür ve yapılan bunca şeyden sonra müzakerelere başlayamazsak hayal kırıklığı yaşar mısınız?
Tabii benim için bir hayal kırıklığı meydana getirir. Milletim için de getirir. Ama burada sadece Türkiye değil, AB de kaybeder. Niye? Türkiye'nin AB'ye kabulü birliği güçlendirir. Öte yandan Türkiye'ye de bazı şeyler kazandırır.
Avrupalı liderlerin ağzından adeta bal damlıyor. Bu saatten sonra bir geri dönüş olabilir mi?
Buna ihtimal vermiyorum. Şu anda uygulamada gayet olumlu durumdayız. Gayet iyi bir yüzdemiz var. Aralık ayına kadar da bazı adımlar atacağız. Türkiye'nin Avrupa Konseyi'nden denetimden çıkması gündeme girmiş vaziyette. Hele 1 Mayıs süreci iki ülkenin çıkarlarını koruyacak şekilde sonuçlanırsa çok daha iyi olacak. İnanıyorum ki Aralık'ta AB'nin kararı olumlu olacak.
Yan gelip yatarak Kıbrıs'ı çözemeyiz
Kıbrıs sorunu konusunda çözüme gerçekten yakın mıyız?
Önce 22 Mart'a kadar ardından iki başkentin katılacağı ve son olarak çözülmezse de BM Genel Sekreteri'nin referandumla ilgili ortaya koyacağı plan var. Burada Türkiye'nin hassasiyetleri göz önüne alınmazsa gereğini yaparız. Temenni ederiz ki alınır. Ben bunları Davos'ta Sayın Annan'a, ABD'de Sayın Bush'a da söyledim. İki kesimliliğin korunması, garanti ve garantörlüğün güçlendirilmesi ve haritanın daha düz hale getirilmesi. Burada biz BM'nin bize sunacağı haritayı kabullenmiyorsak buna evet dememiz mümkün değil. Kendi haritamızı onlardın haritasını görmeden ortaya çıkarmayız. Bizim haritamız en son ortaya çıkacak olan, en son açıklanacak haritadır.
Önemli olan bir konu da birinci hukuk, ikinci hukuk meselesi. Derogasyonlar konusu yani. Sayın Annan AB'nin yardımını isteyecek ve anlaşma birinci hukuk olarak kabul edilecek. Bu halledilmeden bir adım atılması mümkün değil.
Al-ver sürecinde sonuna kadar gitmeye hazır mıyız?
Ben ona al-ver değil, kazan-kazan diyorum. Bakın, Kıbrıs'ın yüzde 36'sı KKTC toprağı. Gerisi Rumların ve birazı da İngiliz bölgesi. İki taraf da bazı şeyler isteyecek ve görüşmeler sonucunda bir noktaya varılacak. Ama biz haritamızı gerek BM gerekse Güney ortaya koymadan masaya koymayacağız.
Hiç kendi kendinize Kıbrıs konusunda aldığınız riski sordunuz mu? Hiç karışmasaydım dediğiniz oldu mu?
Bakın siyaset risktir. Ticaret de risktir. Riski olmayan hiçbir olay yoktur. Öyle yan gel yat, bu işler senin lehine sonuçlanmaz. Yok böyle bir şey. Geçenlerde bir AB liderinin önüne Kıbrıs sorununun 40 yıllık geçmişi olduğunu konunca bana, ''sizin1,5 yıldaki performansınız 40 yıl içinde olmadı'' dedi. Kusura bakmayın da buraya böyle gelindi. Eğer bu performans zamanında gösterilmiş olsaydı sorun çoktan hallolmuş olacaktı.
İspanya'da yaşanan şey vahşet!..
İspanya'da çok acı bir terör olay yaşandı. Biz de birkaç ay önce benzerini yaşamıştık. Terör artık Avrupa'nın da yüzleşmesi gereken bir gerçek haline mi geliyor?
Hep diyoruz. Dini, dili, ırkı belli oymayan nerede kimi nasıl vuracağı belli oymayan bir fenomen. Terör artık herkesin ortak sorunudur ve buna karşı uluslar arası bir platform oluşturulmalıdır. Ama uygulamaya geldiğinde teröre muhatap olan ülke hep yalnız kalıyor. Diğerleri de taziyelerle geçiştiriyor. İspanya'daki olayın katlanılır yanı yok. Bu bir vahşet... Bu vahşete karşı bize ne düşüyorsa bunu yerine getirmemiz lazım.
KDV düşmeye devam edecek
İşlerin yoluna girmesi için ve ekonominin düzlüğe çıkması için 3 yıl süre vermiştiniz. Şimdi bazı temel göstergeler iyiye gidiyor. Süre de kısalıyor mu?
Üç yıl dedik ama biliyorsunuz kemer falan sıkmadık. Eğer kemer sıkma politikası uygulasaydık, halka direkt olarak vergilerle bindirirdik. Ama biz temel ihtiyaç maddeleri dışında vergide bile bir iki konunun dışında vergiyi yükseltmeyeceğiz dedik. Hatta düşürmeye başladık. İlaçta başladık gıdada da düşüreceğiz. Benim için önemli olan direkt vatandaşı ilgilendiren konularda KDV'yi düşürüp vatandaşı rahatlatmak.
Başka konularda da vergi indirimi gündeminizde mi?
Vatandaşı direkt ilgilendiren konularda bunu yapacağız. Ama tabii biraz ayaklarımızın yere basması lazım. Şu anda vergi gelirlerimiz faiz giderlerimizi karşılamıyor. Onu bir dengeler hale geldiğimiz anda halkımızın lehine adım atmakta kararlıyız. Ama şu anda ekonomik programda mali disiplinden asla taviz veremeyiz.
IMF ile bitecek programın ardından yeni bir anlaşma olabilir mi?
IMF gidecek mi?
Bunlar Haziran'dan itibaren hükümetimizle IMF yetkilileri arasında görüşülecek. Türkiye'nin 2005 parametreleri nedir, nasıl görülüyor bunu tesbit edeceğiz. Buna göre IMF ile nasıl bir seyir takip edeceğimize karar vereceğiz.
yenişafak
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:49