Gündem
  • 25.5.2005 09:45

NECİP FAZIL ANILIYOR...

Şairi bu yıl ölümünün hemen akabinde pekçoğu dostu olan kalem ustalarının yazdıkları satırlarla anıyoruz. Adapazarı Büyükşehir Belediyesi''nin yayınladığı ve önümüzdeki günlerde piyasaya çıkacak olan Üstad adlı kitapta bir araya getirilen duygu yüklü satırları size aktarıyoruz: Akif İnan: 24 Mayıs 1983''ün gecesi sabaha karşı; inanç, fikir ve sanat dünyamızın en görkemli güneşi gurub etti. Bir başka dünyada tulu etmeğe yürüdü. Üstad''ın göçüşünden duyduğumuz ağır acılarla, sayısız anılarımızın sağnağı altında bulunduğumuz şu saatler, kalemimize, sözlerimize düğüm üstüne düğümünün de çöreklendiği saatlerdir. Siz okuyucularımı, onun aziz ruhuna hediye buyurulmak üzere Fatiha''ya davet eyliyorum. Allah mekânını cennet eylesin, taksiratını lütfü ve keremiyle af buyursun. Amin. (Yeni Devir, 27 Mayıs 1983) Erdem Bayazıt: Üstad''ı öteye yolculadık. Haberi duyduğumdan beri, içimde duygular, düşünceler, anılar düğüm düğüm. Onları çözmek ve yazıya dökmek bu gün için ne mümkün! Şimdi yetiştirdiği Büyük Doğu Nesli O''nu, ''Rahmet! Yüce Allah''ımız üstadımıza Rahmet!'' diye uğurluyor... (Yeni Devir, 27 Mayıs 1983) Ahmet Kabaklı: 25 Mayıs Çarşamba günü evden işe gitmek üzere idim ki, Prof. Ayhan Songar, telefonla acı haberi verdi: Üstad Necip Fazıl Kısakürek''i, Salı''yı Çarşamba''ya bağlayan o gece kaybetmiştik. 78 yaş, kâmil bir ömür sayılır evet. Fakat Üstad''da, vücuduna arız olan bazı yavaşlamaların dışında, hiçbir ihtiyarlık alâmeti göremezdiniz. Sesi, 20-30 yaşlarındaki tesirli, sert ve gür hatibin sesi idi. Fikirlerini anlatırken daldığı incelik, kültür, bilgi, teşbih, mecaz, nükte âlemi, akıllara durgunluk veriyor, huzurunda konuşma cesaretimizi kırıyordu. (Tercüman, 27 Mayıs 1983) Tarık Buğra: Necip Fazıl Kısakürek vefat etti. Toprağa verildi. Bütün ömrünce ölümü düşünmüştü. Ölümü tattı. Şimdi o bütün insanların gideceği ve hiç bir canlının bilmediği yerdedir. Bâki olan Allah''dır... Kısakürek, Türk şiiri''nin, Türkçe ile şiir söyleyebilmenin, minnet duymamız ve daima rahmetle anmamız gereken doruklarından biridir. Türkçe yaşadıkça parıl parıl yaşayacak, bize ayna tutacaktır. (Tercüman 39 Haziran 1983) Mustafa Miyasoğlu: Necip Fazıl, sanat ve kültür hayatımızda majiskül harflerle yazılmış bir ''ben'' ve ''benlik'' adamı iken, birden ''gaiblerden gelen ses''in cezbesine kapılmış ve onun yankısı olmaya hayatını adamıştır. Şeyhi Seyyid Abdülhakim Arvasî Hazretleri ondaki egosantrizmi öylesine yoğurmuş ki, delilik sularında dolaşan deha belirtisi, birden gerçek bir dahi olmuş, inkılâpçı ve müceddid müjdecisi görevini şerefle yerine getirmiştir. ''Gaiblerden gelen ses'' herkese böyle yüce misyonlar yüklemez. Kimse onun yüklendiği görev ve sorumluluklara talip olmaz. Necip Fazıl, bazılarının kaçtığı sorumluluklara ve fedakârlıklara koşa koşa gittiği ve bunu bir kahraman gibi hiç bir hesap gütmeden yaptığı için büyüktür. (Mavera- NFK özel sayısı 1983) Seyyid Ahmet Arvasi: Necip Fazıl Bey, dehâsına inandığım büyük mütefekkir ve şâirlerimizdendir. Ben, onu piyasayı işgal eden ıvır zıvır isimlerle mukayese etmeyi abes bulurum. O, Türk İslâm medeniyeti içinde parlayan Fuzulî, Süleyman Çelebi ve Yunus Emre gibi yüce şâirlerin kumaşından yaratılmıştı. O şanlı Peygamber''e hizmet ötmeyi şeref bilir ve bu hizmetle öğünürdü. (Tercüman- 29 Mayıs 1983) Haldun Taner: Kısakürek''in edebiyatımızda elbet apayrı bir yeri var. O hem döneminin en güçlü şairlerinden biri idi, hem de insan mayasına derinlemesine bakan usta bir oyun yazan. Yaşamının son döneminde ise onda her zaman mevcut olan mistik öz daha da yoğunlaştı. Ben şahsen düzyazılarındaki yüklü ve dolaylı üsluptan çok, onun mistik içeriği en sade bir söyleyiş haline getiren son şiirlerini daha ustalıklı buluyorum. (Suffe Kültür Sanat Yıllığı 1984) Anlamak için yüzüne bak Necip Fazıl''ın kişiliğini anlamaya yaklaşırken her şeyden ön-ce onun yüzüne bakmalı. Bu yüzde, ilk göze çarpan şey muhteşem bir alındır. Denebilir ki yüzü, kaslarıyla iki parçaya ayrılmıştır ve bu parçanın yarıdan çoğunu alnı öbür parçayı da yüzünün geri kalanı oluşturmaktadır. Bu genel dikkatten sonra bu yüzden görülen şey onun karmaşıklığıdır. Bu yüz, çizgilerle, çukurlarla alabora olmuştur. Burun deliklerinin üstünden yanaklarının altına doğru iki derin çizgi iner, yanakları sayısız çizgilerin kesiştiği bir alandır, alnı kaşlarından başlayarak kat kat derinlemesine çizgilerle yükselir. (...) Nihayet konuştuğu zaman gür, tok ve yüksek tonlu sesi bu heybet manzarasını tamamlar. Bu ses, kendine güvenen ve karşısındakine güven telkin eden bir insanın sesidir. İstanbul şivesiyle zarif ve tonuyla hükmedicî.. Bu yüz, insanda bir yücelik duygusu uyandırır ve saygı telkin eder. Bu yüzle, bakışlarla gerçekleştirilen ilk temasınızda sizi malayanilikten uzaklaştıran bir vekar vardır. (Mavera- NFK özel sayısı 1983) Göklerin Çektiği Kartal Altmış yıl durmadan dinlenmeden bin bir çile içinde, eserler vererek, mücadeleler yaparak milletinin varoluş savaşında yerini alan bir millet büyüğü, düşünce ve edebiyat hayatımızın dinmez ve sinmez kalemi, yerinden oynamaz üslubuyla kendini edebiyat tarihine hâkkeden kalem, Üstad Necip Fazıl, aramızdan sıyrılıp, adeta bir kuş gibi uçup gitti. Fanilik arkadadır artık. Dev sulara karşı bir ömür boyu gerilmiş kollar düştü. Ve yüz yılımıza şeref olan şiir saati, durdu. Ve doğru, iyi ve güzel için yükselen ses sustu. Yankıları çağların ufkunda çınlayacak. İslâm''ın onuru için çağın çelik yüzüne karşı koyan elmas kas, gevşedi. Atalarımız bir an için ebedi meşgalelerini bırakarak bizim bu dünyamıza doğru dönüp baktılar: ''Kim geliyor? Bu gelen kim?'' Ey ölüm, sen ne sırlı bir güçle donanmışsın ki, en yalçın kayalıkların tepesinde, zamanın üstünde dimdik duran kartallar bile avın olur. Gök şahini ağına, tuzağına düşer. Çağdaş bir destandı, bir kahramanlık destanıydı, sonuna nokta konan. Ama bu bir ara noktasıdır. Destanın öbür yüzü bundan sonra söylenecek. Dünya çağının bu ikindisinde ne büyük gölgeydi vurdu karşı ufuklara, güneşin doğduğu ufuklara. Evet, bir kahraman düştü toprağa. Bir kez daha bin kez daha yeşerip boy atacak bir tohum olarak. En önde koşan atlının atı kapaklandı. Ve en birinci süvariyi toprak bağrına bastı. Herkeslerden daha çok seven ana gibi. Gaib, onu ''kurcalayan çilingir''i, ''canlı cenazeler''in üstünden aşırarak gözlerden gizledi. O gözler ki zaten görmüyorlardı. Ve perde kalktı. Ten maskesi sıyrılarak, ruh, potada saf altına kayboldu. Kartal süzülüp gitti, sonsuz göklerde kayboldu. Bize ne düşer, bütün bu manzara karşısında, susmaktan başka. (Sezai Karakoç - Diriliş 26 Mayıs 1983) (YENİ ŞAFAK) Güncellenme Tarihi : 17.3.2016 12:11

İLGİLİ HABERLER