Gündem
  • 27.12.2004 09:12

TBMM BAŞKANI ARINÇ: ''BAŞÖRTÜSÜ MESELESİ ÖZGÜRLÜKLER VE DEMOKRASİ ÇERÇEVESİNDE ZAMANI GELDİĞİNDE ÇÖZÜLECEKTİR''

İRFAN ALTIKARDEŞ-SUAT ARVAS BURSA - Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği yolunda 41 yılda yapılmayanların 2 yılda gerçekleştirildiğini savunan Arınç, başkanlık sisteminin de açıkça tartışılması gerektiğini söyledi. Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Bursa Şubesi'nin Almira Otel'de düzenlediği 'Türkiye'nin Vizyonu' konulu toplantıya katılan Meclis Başkanı Bülent Arınç, Avrupa Birliği reformlarından başörtüsü yasağına kadar geniş bir yelpazede 2 saatlik konuşma yaptı. ''BAŞÖRTÜSÜ SORUNU DEMOKRASİ İÇİNDE ÇÖZÜLECEK'' Konuşmasında başörtüsü sorunun çözümüne yönelik görüşlerini açıklayan Meclis Başkanı Arınç, ''Demokrasi içerisinde, özgürlükleri düşünerek bu sorunların aşılacağına inanıyoruz. Bunu seçimlerden önce yüksek sesle söyledim. Yine yaşayarak ve inanarak söylüyorum bu sorun çözülecektir. Ama demokrasi içerisinde, özgürlükler içerisinde. Demokrasinin halkın sorunlarını çözmek, halkı rahatlatmak, halkın taleplerini ve isteklerini dikkate almak gibi önemli bir görevi var. Onbinlerin yüzbinlerin sokağa çıkıp bunu söylemesine bile gerek yok. Bir kişi bile talepte bulunuyorsa, söylüyorsa, yönetenlerin onu dinlemesi, çözmesi vazifesidir. Kaldı ki bu sorun Türkiye'de daha yaygın bir biçimde dile getiriliyor. Sebeblerini, sonuçlarını yasal dayanaklarını gözden geçirip, demokrasi ve hukuk devleti olmanın sınırları içerisinde çözüleceğine inanıyorum'' dedi. ''İyi düşünce ve fikir sahibi, bilgi sahibi olmak gerekiyor. Sorunları çözme konusunda uzlaşmacı olmak, bireysel çıkarları değil toplumun çıkarlarını ön plana almak lazım'' diyen Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü. ''370 milletvekiliniz var. 'AK Parti neden şunu meclisten çıkartmıyorsunuz' diyenler bir açıdan doğru söylüyorlar. Ama bu Türkiye'nin gerçekleri ile uymuyor. Bir kanun tasarısı gelse, 370 kişi oy kullansa çıkmaz mı? Çıkar. Türkiye'de belli kesimler bunun yanlışlığı konusunda güçlü propagandaya sahipseler ve bu yüzden Türkiye'nin dengeleri bozulacak duruma gelse, sanayici ve işadamlarısınız soruyorum, hoşunuza gider mi? 'Gözünü karart ne diyorsam onu yap.' Peki 1 milyon kişi bundan memnun oldu, 70 milyon kişiyi nasıl düşüneceğiz. Çatışmacı ortama girmek faizleri fırlatacaksa, başka ülkelerde yanlış algılamalara sebeb olacaksa, Türkiye'de güç çatışmasına dönüşecekse siyasetçi bunu düşünecek. Bu güçsüzlük değildir. Aczini itiraf değildir. İyi düşünmek, doğru karar vermektir. Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez sözünü Anadolu insanı söyler. Büyük zararların önleneceği yerlerde küçük zararlara katlanmak gerek. Zaman içinde toplumsal mutabakatın sağlanması ile çözülebilecekse sabretmek gerekir. Zorla yerine oturtmaya çalıştığımız enflasyonun tek rakamlılardan üç rakamlılara çıkması hoşunuza gider mi? Faizlerin yüzde 149'lardan yüzde 25'lerin altına düştüğü zamanda tekrar fırlaması kime fayda getirir? Belli kesimlerden şöyle şöyle haberler gelip tereddüte düşecekse kime ne fayda var? Toplumun ortak değerleri bellidir. Siyasi çatışma alanlarına girerseniz çatışmayı büyütürsünüz. 'Türkiyede rektörler başörtülü öğrencilere selam duracak' sözü ile 'Başörtülüler kesinlikle üniversiteye girmeyecek' sözü iki zıt kutuplu olsa bile mahiyeti aynıdır. Bu iki söz sebebiyle Türkiye'de bu sorun çözülmüyor. Biz yıllar boyunca bu iki sözün çilesini çekiyoruz. Ne demek istediğimi anlarsınız. Çatışma, kamplaşma, sorunu çözmeme konusunda adımlar atılması Türkiye'de büyük sıkıntı getirdi. Toplumun her kesiminde, üniversitede kılık kıyafete karışılmaması konusunda yüzde 70'lerin üzerinde bir mutabakat var. Bu biraz daha gelişecek, büyüyecek, yasal düzenlemeler ondan sonra gelecektir ki yapıldığı zaman bir çatışmaya yol açmasın. Biz kadınlarımızı, çocuklarımızı başörtülü, başı açık diye iki kategoriye ayırmıyoruz. Bir bayanın başında örtü var mı yok mu tartışmasına girmek ayıptır. Bir bayanın kendi kıyafetini seçme özgürlüğüne saygı göstermeliyiz. Birisi irade göstermiştir örtmüştür, diğeri örtmemiştir buna saygı duyarız. İran'da ya da Taliban rejiminin uygulamalarına kötü olduğuna inanan insanlar, aynı kötü eylemi Türkiye'de bir başka şekilde yapmış oluyorlar. İran'da uçaktan inen her bayanın başını örtmek zorunda olması yanlıştır. Başı örtmeye devletin karışması uygun değildir. Sizin de aynı düşüncenin mefhumu muhalifi ile her bayana mutlaka başını açacaksınız demek aynıdır. Taliban rejimi de kadını burka içine mecbur ediyorsa onun yaptığı da külliyen yanlıştır. Biz kadınlarımız başını açsın kapasın, onlara farklı bakmayız. Yan gözle bakmayız. Büyük çoğunluk bu noktaya veya bunun karşısındaki düşünceler iyice marjinal haline geldiğinde bu sorun çözülecektir'' diye konuştu. ''TBMM'YE GÜVEN ARTTI'' Türkiye'de 2 yıl önce siyasete olan güven 9. sırada bulunurken 2 yıllık çalışmalardan sonra son ankette güvenilirlikte meclisin 4. sıraya yükseldiğini belirten Bülent Arınç, ''Bundan 3 yıl evvel ilk seçildiğim gün, 'eşimin kıyafeti, hangi kökenden geldiğimi araştırmakla yola çıkmayın boşa zaman kaybedersiniz, yaptığımız işe bakın' dedim. 21. yüzyılda insanların meslekleri, kıyafetleri tartışma konusu değil. Biz 550 milletvekilimizle bu meclisimizi yüceltmek için çalışacağız dedim. En güvenilir kurumlar sıralamasında 1'den 10'a kadar kurumlar vardır. 3 Kasım 2002'den önce son kamuoyu araştırmasında 9. sırada TBMM vardı. Bu Ekim başında, 2 yıl sonra TBMM 4. sırada. 2 yıl içinde 9. sıradan 4. sıraya yükseldik. İddiamız TBMM'yi birinci sıraya getirmek ve bundan büyük bir haz duymaktır'' şeklinde konuştu. ''AB YOLUNDA 41 YILDA YAPILMAYANLARI YAPTIK'' 1999 Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin müracattan tam 40 yıl sonra ancak aday ülke olabildiğini anlatan Arınç sözlerini şöyle sürdürdü: ''Türkiye tam 40 yıl sonra aday ülke olabildi. Aday ülke olduktan sonra bütün hedef müzakereye başlamaya kalıyor. Bir işin yapılmasında en önemli olan şey siyasi iradenin güçlü olmasıdır. Eğer bunu tam olarak ortaya koyamazsanız yaptığınız işi sonuçlandırmanız mümkün değildir. 'Ama ben doğru olduğuna inanıyorum, bu işi yapacaksanız' dediğiniz zaman biz 41 yılda yapılmayanı 2 yılda yaptık. Mecliste yaptık. Geldi ve biz onları çıkarttık. Burada bir büyü bozulması oldu. Avrupalı dostlarımız yanıldılar. Bunlar söyler ama yapmazlar, 2002 Zirvesi'nde Kopenhag'da eğer 2 yılda bunları yaparsanız gecikmeksizin müzakerelere başlayacağız sözünün ardında ne var biliyor musunuz? 'Bu bizim bildiğimiz Türkiye'dir, ipin ucunu salalım. 2004 olduğunda Türkiye'ye şunları şunları yapmadınız deyip bunları yanıltalım' düşüncesi vardı. Bu bir realist kabuldür. Bir meclis başkanı olarak yaptığım bütün ikili temaslarda, bütün Avrupa Birliği toplantılarında uluslararası toplantılarda, 'siz bunu nasıl başardınız, biz bunu mümkün görmüyorduk' dediler. İtiraf ettiler. Hükümet inandı ve arkasından koştu. Meclis inandı ve yasalaştırdı. 41 yılda gelinemeyen noktaya biz şimdi geldik. 3 Ekim 2005'in arasına neler karıştırdılar haberiniz yok mu? Var hem de çok var. Kıbrıs neden girdi, derogasyonlar nerden girdi? Ucu açık meselesi nasıl oldu? Akif'in 'Zebunküş Avrupa bir hak tanır ki o da kuvvettir' mısraı mevcuttur. Bizim inancımız tam tersi. Bizim inancımızda güçlü olmak haklı olmakla mümkündür. Onların çıkarları güçlerine göredir. Bu bir realite. Kardeşim senin 70 milyon Müslüman bir nüfusun var. Kendini Fransızın Almanın yerine koy. Ne düşünüyor bu insanlar. Gireceğin topluluk bir AB topluluğu. 'Siz Müslümansınız, biz 70 milyon nüfusu Hıristiyan bir nüfüsün içine nasıl koyacağız? Öyle bir coğrafyasındasınız ki İran ve Irak ile komşu olacağız. Geceleri gözümüze uyku girmez' diyorlar. Üçüncüsü, 'senin nüfusun çok genç, benimkisi çok yaşlı. 4.5 milyon nüfusunuz Avrupa'da var. 10 milyon, 20 milyon genç Avrupa'da dolaşırsa ne olacak?' diye düşünüyorlar. 'Maastricht kriterleri ne olacak?' diyorlar. Neyi bekliyorduk biz, diğer aday ülkelere ne ölçüler uygulanıyorsa, bize de o uygulanacak. AB'de ayrımcılık, imtiyaz olmadığı gibi eşit değerlendirme var. Estonya, Litvanya hangi noktalardan geçti ise İspanya, Portekiz hangi başarılara ulaştıysa o noktalardan Türkiye geçecektir. Türkiye müzakerelere başladı. Sonunda beklediğimiz oldu. Türkiye müzakerelere başlasın, ama şunlar da unutulmasın. Biz onları da aşarız. Bu çetin mücadele, zorlu yarış bize pek çok şeyi öğretti. Önce bu insanlarla tanıştık. Onları dinledik, onlar bizi dinledi. Onlara bunun bir göncveül meselesi, duygusal ilişki olmadığını söyledik. Bu bir çıkar ilişkisidir. AB'ye Türkiye'nin girmesinde AB'nin yararı var. AB'ye Türkiye'nin girmesinde Türkiye'nin yararı var. Biz bir sözleşme yaptık. 1963 Ankara Anlaşması'nda bizi üye olarak tanıyacağınızı ahde bağladık. Bu sözleşme bozulmadıkça, bizim sizinle ilişkimiz ahdi durumdadır.'' 41 yıl sonra insanların 'biz AB'ye girersek ne kazanacağız?' diye sormaya başladığını, bunun da şimdiye kadar kimsenin bir şey anlatmadığı anlamına geldiğini belirten Arınç, bu çerçevede bir hatırasını da anlattı. Budapeşte'de yapılan parlemento başkanları toplantısında ilk defa bir Türk Meclis Başkanı'nın katılmasının toplantıda büyük bir sevinçle karşılandığını söyleyen anlatan Arınç, şimdiye kadar 6 defa düzenlenen bu toplantıya hiçbir meclis başkanının katılmadığının ortaya çıktığını söyledi. ''BAŞKANLIK DAHİL HER SİSTEM AÇIKÇA KONUŞULMALI'' Türkiye'de başkanlık sistemi veya başka bir şey konuşulduğu zaman Türkiye'de bazı çevrelerin çok rahatsız olduğuna dikkat çeken Bülent Arınç, ''Neredeyse konuşanlara rejim düşmanı gözüyle bakıyorlar. Türkiye'de başkanlık sistemi dahil her sistem açıklıkla konuşulmalıdır. Türkiyeye bu sistem uyar mı, bunu konuşacaklara yanlış gözle bakmamak lazım. Bu bir sistem meselesidir. Türkiye buna ne kadar uyar uymaz herkes özgürce konuşmalıdır. Başkanlık sistemi Türkiye'ye bugün mü yarın mı gelecek diye bir endişeye kapılmaya gerek yok. Sistem güçlüdür, sistemin kurumları da Türkiye'de güçlüdür. Başkanlık sistemi gelsin denildiğinde yıkılacak bir şey yok. Bunun alt yapısının güçlü olması lazım. Bu akşam karar versek başkanlık sistemini yarın yerine koymamız mümkün değil. ABD'deki yapı ile Türkiye'deki yapı benzerlik göstermiyor. Geçiş dönemini gerektirir. Neden nasıl, bunları araştırmazsak ülkede fikir özgürlüğü var diye söyleyemeyiz'' dedi. Arınç, seçim kanunun yenilenmesinin de 2005 yılında meclisin gündeminde olacağını kaydederek, ''Mecliste şu anda tam adalet sözkonusu değildir. Barajın yüzde yarım altında oy alan bir partinin mecliste temsil edilmemesi iyi değildir. Barajı muhafaza ederek çözüm bulabiliriz. 5-6 ya çekmek düşük olur, istikrarı bozar. Ancak yüzde 8'e çekilebilir. Baraj meselesi partiler arası uzlaşma ile de çözülebilir'' dedi. Konuşmadan sonra Arınç'a İznik işi bir tabak hediye edildi. Arınç, MUSİAD Bursa Şubesi Başkanı Ahmet Özkul ve yönetim kurulu üyeleri ile de bir hatıra fotoğrafı çektirdi. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 23:32

İLGİLİ HABERLER