Medya
  • 10.3.2004 11:55

TÜRKİYE'DE BİRBİRİYLE ÇATIŞAN İKİ DÜNYA GÖRÜŞÜ HANGİSİ?.. KIBRIS, AB, ABD KONULARINDAKİ FARKLI DÜŞÜNCELERİN TEMELİNDE NE VAR? SERDAR TURGUT YAZDI?

SERDAR TURGUT/AKŞAM ÇATIŞAN İKİ DÜNYA GÖRÜŞÜ Kıbrıs üzerine yaşanan tartışmalarda iki birbirine zıt dünya görüşünün çatışma içine girdiğini görebilirsiniz. Birinci görüşü paylaşanlara göre dünya tarihi sadece medeniyetlerin gelişimi, demokrasinin evrimi ile sınırlı değildir. Bunlar gayet tabii ki önemlidir ama dünya tarihinin asıl dinamiği ulusların çatışması üzerine kurulmuştur. Her ulus kendi çıkarları doğrultusunda gerektiği kadar acımasız olabilir ve ulusal çıkarlar gerektirdiğinde en 'medeni' ülkelerden bile kendilerinden hiç beklenmeyecek adımların gelmesi çok da normaldir. İnsanlık tarihi hep büyük çatışmalar, alt üst oluşlarla bir sonraki aşamaya geçmiştir ve bunun 21'inci Yüzyıl'da farklı olması için hiçbir neden de yoktur. Aksine 21'inci Yüzyıl'daki alt üst oluşların, dağılmaların, çatışmaların çok daha büyük ve radikal olacağı yönünde birçok işaret vardır. Çünkü bu dağılmayı bizzat yapacak olan ülkeler (Amerika, İngiltere gibi) niyetlerini zaten gizlememektedirler. Dolayısıyla ülkelerin birbirleriyle olan ilişkilerinin özü tarihte hemen hep aynı temel dinamiğe sahip olmuştur. Gayet tabii ki bir 18'inci Yüzyıl'da yaşanan uluslararası çatışmayla 21'inci Yüzyıl'da yaşanan çatışmada nitelik farkları vardır ama temelde bu çatışmaları harekete geçiren dürtüler aynıdır. Dahası uluslararası çatışmalarda din unsurunun oynadığı önemli rol hiç değişmemiş, aksine 21'inci Yüzyıla gelindiğinde çatışmanın motoru olarak dinin önemi katlanarak da artmıştır. * * * İkinci görüşte olanlar ise bir zamanlar norm olan uluslar arasında çatışmanın yerine artık uzlaşma, ortak paylaşma ve kardeşliğin geçtiğini düşünmektedirler. Onlara göre bir Amerika gayet tabii ki savaşa girer ama bu savaşa demokrasi götürmek için girer. Avrupa Birliği ise 'demokrasinin beşiğinde' kurulmuş bir ortak kültürel paylaşım, kardeşlik ve barış sistemidir. Dolayısıyla Türkiye gibi bir ülkenin de bu dostluk, barış ve kardeşlik sistemine girme ihtimali olması büyük şanstır. Ülkeler artık ulusal çıkar ve çatışma yerine insan hakları, demokrasi, özgürlük gibi uluslarüstü kavramlar için ortak çalışmaktadırlar.. * * * Gayet tabii ki her iki görüş de bunlardan ibaret değil ama meseleyi özetlemek için işi şematikleştirerek, basitleştirerek anlattım. Ama temel budur. İkinci görüştekiler örneğin İngiltere gibi bir demokrasinin beşiğinin özellikle bizim bölgemizde bugün karşı karşıya bulunduğumuz her berbat sorunun temelinde parmakları olduğunu göremezler. İngiltere bunları uzun dönemli çıkarları gereği planlı olarak yapmıştır, ulusal çıkarları gerektirdiği için böyle davranmıştır ama ikinci gruptakiler İngiltere'ye baktıklarında sadece sol düşünürlerini, siyasi sistemlerini, fikir üretimini görürler. Bu ikili yapının, acımasız saldırganlıkla medeniyetin bir arada var olmasının doğal olduğunu, bu ülkelerin hem medeniyetlerini geliştirirken hem de kolonyalist, emperyalist ve de savaşçı olabilmelerinin de bu ikili yapıya borçlu olduğunu görmezler. Dolayısıyla bir Avrupa Birliği'nin Türkiye ile olan ilişkilerinin sadece insan hakları, demokrasi ve özgürlükler bağlamında sınırlı kalmayacağını, bu ülkelerin Türkiye'yi ne yapacağız diye düşünürken ne yapsak da onu ulusal çıkarlarımız için kullanacak platformu da yaratsak diye düşünmelerinin kaçınılmaz olduğunu düşünmezler. Belki de düşünemezler. Yine bir Amerika durup dururken Büyük Ortadoğu Projesi diye ortaya çıkınca, bu ikinci gruptakiler hemen 'aman ne güzel bak Amerika'nın Arap ülkelerine demokrasi, özgürlük, kadın hakları götürme planı varmış, bu desteklenmeli' diye konuşmaya başlarlar. Böyle bir proje yoktur, Amerika'nın böyle niyeti de katiyen yoktur ve de dünyada hemen hiçbir ülke böyle bir projenin üstüne atlamadığı halde buna Türkiye atlamıştır. Çünkü ne yazık ki Türkiye'de kendisine anlatılan her masala, her yalana, her stratejik kandırmaya inanmaya hazır olan inanlar vardır ve bunlar gerçeği araştırmaktan korktukları, tembel oldukları için veya direkt olarak kendilerine anlatılan masalların gönüllü masal aktarıcısı olduklarından böyle davranırlar. Ve onların kolektif davranışları nedeniyle de sonunda Türkiye gerçekte ne olup bittiğini anlamaktan aciz kalır ve dünya tekrar bir alt üst sürecine girerken de kendi insan malzemesinin bu durumu, bu geneldeki boşluğu nedeniyle tehlikelere açık hale gelir. * * * Okumuş olduğunu söyleyenler kadar saf ve cahil olmaya gerek yok. Dünya bir kardeşlik düzenine sahip değildir. Aşk masalları yoktur uluslar arasında. Uluslar tarihin her döneminde kendi çıkarları için acımasız ve şiddet yanlısı olmuşlardır. Savaşlar hep olacaktır, ulusları harekete geçiren unsurlar arasında din hep ön planda olacaktır, gizli niyetler, gizli savaşlar, gizli çıkarlar hep görünürde söylenenlerden çok daha önemli ve belirleyici olacaktır. Amerika, İngiltere ve İsrail başta Ortadoğu olmak üzere dünyanın haritasını yeniden belirlemek için kolları sıvamışlardır. Bizim kalbi kan ağlayan liberallerimizin demokrasi ve özgürlük abidesi olarak gördüğü Avrupa Birliği çok önceden Ortadoğu'dan başlayıp yayılacak yeniden oluşturma ve paylaşım savaşında nasıl yapıp da yer alabileceğinin hesabını yapmaktadır. Gayet tabii ki Kıbrıs yeni dönemin stratejik bir parçası olacaktır ama bu daha açılıştır, Türkiye'nin direkt içinde olacağı çok daha yeni adımlar önümüzdeki günlerde atılacaktır. Ama bizdeki masal anlatıcıların 'başarıları' nedeniyle ülkemizin yeni dönemde zarar görmeyeceğini söylemek de pek mümkün gözükmemektedir. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:47

İLGİLİ HABERLER