Gündem
  • 10.3.2002 01:03

YILMAZ'DAN KOALİSYONU SALLAYACAK AÇIKLAMALAR : MHP İDAMIN KALDIRILMASI İÇİN DE KÜRTÇE EĞİTİM İÇİN DE İMZA VERDİ

KAYNAK : Haber Vitrini ANKARA- Ankara İhlas Medya Grup Başkanı Nuri Elibol' un sorularına cevap veren ANAP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Mesut Yılmaz, Avrupa Birliği konusunda Türk Silahlı Kuvvetleri' nin yaklaşımına da değinerek, "Ben kurumsal olarak TSK'nın AB üyeliği hedefine karşı olduğuna inanmıyorum. Bazı konularda farklı hassasiyetlerinin bulunmasını ise, tabii karşılamak lazımdır. Önemli olan bu hassasiyetleri ne görmezlikten gelmek, ne de olduğundan farklı bir boyuta taşıyarak bir engel havası vermemektir. Nitekim kamuoyuna yaptığı bütün açıklamalarda TSK, AB üyeliğine desteğini belirtmiştir. Kopenhag Kriterleri'ni yerine getirmemizden sonra Avrupa Birliği politikasında TSK ile en küçük bir ayrılığın kalmayacağına inanıyorum. Diğer yandan kendilerine güvenleri olmayan, milletin tepkisinden korkan bir takım çevrelerin TSK'nın arkasına sığınma gayretleri ülkemizde yeni değildir. AB konusunda da benzer bir tavır dikkati çekmektedir. Ülkemizde Avrupa Birliği konusunda en net görüş ortaya koyan ve üyelik sürecine hazırlık hususunda da çalışmalarını en titizlikle yürüten kurum TSK'dır. TSK'yı kendi görüşlerine kalkan etmek isteyenler, bunun yerine, bu kurumun görüşlerini ortaya koyma ve hazırlıklarını yürütme konusundaki hassasiyetlerini paylaşırsa, ülkemiz için daha hayırlı olacağına inanıyorum" dedi. "KİMSE AB PROJESİNİ SABOTE ETMEMELİ" MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç'ın, 'Türkiye AB'den en ufak destek görmüyor. Türkiye'yi ilgilendiren milli sorunlara menfi bakıyor. Türkiye'nin Amerika, Rusya ve İran'ı da içine alacak şekilde alternatif bir arayışa girmesi gerekir" şeklindeki sözlerini nasıl değerlendirdiği sorusu üzerine Yılmaz, "Ben, bunların üzerinde çok düşünülecek öneriler olduğuna inanmıyorum. Olsa olsa o toplantının heyecanı içinde tepkisel olarak dile getirilmiş şeyler olabilir. Kişisel olduğu ifade edildiğine göre üzerinde fazla durmaya da gerek yok. AB olayı, bazılarının sandığı gibi bir yapay gündem değildir. AB olayı, Türkiye'nin kaderini ilgilendiren en hayati meselesidir. Türkiye bu meseleyi tartışmakta geç kalmıştır. Türkiye bu konuda eksik bilgilendirilmiştir. Çoğu zaman yanlış ve amaçlı bilgilendirilmiştir. Buna rağmen devletin bu konudaki resmi politikası halkımızın en az yüzde 70'i tarafından benimsenmiş ve desteklenmiştir. Ben inanıyorum ki, bu tartışma bütün açıklığıyla toplumun önünde yapılırsa bu destek daha da artacaktır. Hiç kimsenin de milletin üçte ikisinden fazlasının desteklediği bir projeyi sabote etmeye hakkı yoktur" dedi. "KÖKLÜ DEĞİŞİMLER SANCISIZ OLMAZ" AB'nin, ekonomik, siyasal, sosyal ve kültürel bir bütünleşme projesi olduğunu ifade eden Yılmaz, "Böylesine büyük ve kapsamlı bir projenin içine girmenin elbette sıkıntıları olacaktır. Ekonomiden, sosyal yaşama kadar her alanda yaşanacak köklü değişimin sancısız, sıkıntısız olacağını beklememek gerekir. Uzun bir maratona benzeyen AB uyum sürecinde şu an Kopenhag Kriterleri'ni karşılama aşamasındayız. Bu kriterlerin kimisinin yerine getirilmesinde Güneydoğulu vatandaşlarımızla ilgili konuların öne çıkması ve bu öne çıkışın kimi hassasiyetler doğurması kaçınılmazdır" diye konuştu. "Avrupa Birliği'nce öngörülen bu kriterlerden, ülkenin bölünmez bütünlüğü, üniter devlet yapısı ve milli menfaatlerle çatışan kriterler var mı? Varsa bunları nasıl çözeceksiniz?" şeklindeki soruya da cevap veren Yılmaz, "Öncelikle şu gerçeği kavramak gerekir. AB Türkiye'yi zorla üye yapmak istiyor değildir. Türkiye, Avrupa Birliği'ne üye olmak için çabalamaktadır. AB'nin diğer 13 aday ülkeden farklı birtakım hususları yerine getirmemizi istemesi de söz konusu değildir. Bunun yanında, bugüne kadar AB'ye üye olup da, bölünen, bütünlüğünü kaybeden, üniter yapısından taviz veren, milli menfaatlerine halel getiren hiçbir devlet yoktur. Tam tersine, etnik ve inanç temelli çok ciddi sorunlar yaşayan bir çok ülke, AB'nin demokratik, ekonomik, siyasal ve sosyal standartlarına ulaştıktan sonra huzura, güvene ve refaha kavuşmuştur. Ancak, AB, BM gibi çatı bir kuruluş değildir. Çok ciddi kriterleri, kuralları, sınırları, yükümlülükleri olan bir yapıdır. Bu yapının içinde yer almanın belirli birtakım fedakarlıkları gerektirdiği gerçeğini de akıldan uzak tutmamak şarttır." "MHP DE İDAMIN KALDIRILMASINA İMZA ATTI" "İdamın kaldırılması, Kürtçe yayın ve Kürtçe eğitim konusunda koalisyon ortağınız MHP'nin çekinceleri var. Ulusal konularda siz yeteri kadar hassas davranmıyor musunuz?" şeklindeki bir soruya, "Ne bizim, ne de MHP' nin, ne de diğer partilerin milliyetçiliğinden, vatanseverliğinden hiç kimsenin en küçük bir şüphesi olmamalıdır. Elbette her siyasi partinin milliyetçilik yorumu farklıdır; öyle de olmak zorundadır. Ancak, idam, Kürtçe yayın gibi konular, bizim milliyetçilik anlayışımızla çelişen hususlar değildir. MHP'nin anlayışıyla da çelişen konular olmamalı ki, altında bu partinin de imzası olan Ulusal Program'da bu alanlarda yapılacak düzenlemeler açıkça belirtilmiş ve herhangi bir itirazla karşılaşılmamıştır. MHP'nin son günlerde bu konularda getirdiği eleştirileri saygıyla karşılamakla birlikte, kendi adımıza katılmıyoruz. Ancak, bu itirazların, söz konusu alanlarda Türkiye'nin gerçekleştirmeyi, altına imza attığı programla taahhüt ettiği düzenlemelerin engellenmesi veya bir sorun kaynağı haline getirilmesi noktasına varmayacağına inanıyorum."diyerek cevap verdi. "KÜSEREK SONUÇ ALAMAYIZ" AB' nin DHKP-C ve PKK'yı terör örgütleri listesine almaması, Ermeni Soykırımı ile ilgili tavrı, HADEP'le ilgili tavrı samimiyetsizlik göstergesi olup olmadığının sorulması üzerine Yılmaz, AB'nin sadece bu konularda değil, eskiden beri birçok hususta Türkiye'ye karşı önyargılı ve haksız tavırlarına rastlamak mümkün olduğunu belirterek, "Bunlar Türkiye için kabul edilebilecek tavırlar değildir. Ancak, bunları önlemenin yolu, AB'nin dışında veya Avrupa'ya karşı düşmanlık beslemek değildir. Türkiye'nin, dışarıda kalarak AB içinde hakkını savunması, çıkarlarını koruması mümkün değildir. Uluslararası politikada alınganlıkla, küskünlükle, kahırla sonuç almak mümkün değildir. Ülkeler çıkarlarını, ancak güçlenerek karşılarındakilerle en azından eşit şartlara gelerek, mücadele ederek koruyabilirler. Biz DHKP-C ve PKK'nın terör örgütü olarak kabul edilmesi için de Ermeni Soykırımı safsatasında vazgeçilmesi için de, ülkemizin hassas olduğu diğer konularda da tezlerimizin kabul edilmesi için de mücadele edeceğiz" dedi. Yılmaz, 'Avrupa, diğer terör örgütlerine karşı gösterdiği hassasiyeti PPK için neden göstermiyor? Bu çifte standart değil mi?' şeklindeki soru üzerine de "Burada bir çifte standart olduğu doğrudur. Ancak 11 Eylül sonrası ABD'nin ve AB'nin terör örgütlerine bakışında Türkiye'nin tezleri doğrultusunda ciddi değişimler yaşandığı gerçeğini de gözden kaçırmamak zorundayız. Uzun süre Türkiye'ye kulak tıkayan terörizmle insan haklarının ayrımını yapmakta zorlanan Batı, 11 Eylül sonrası birtakım gerçekleri fark etmiştir" diye konuştu. Yılmaz, henüz tam olarak ülkemizin istediği düzeye ulaşmamış olsa da, Batı ülkelerinin terörle ilgili yaklaşımlarının her geçen gün daha dengeli ve objektif temellere oturacağını ümit ettiğini söyledi. "İDAMIN KALDIRILMASI MİLLİ POLİTİKADIR" İdamın kaldırılmasına MHP'nin yanı sıra muhalefetin de karşı çıktığının hatırlatılması ve bu şartlarda idam cezasının kaldırılmasının zorlaşıp zorlaşmayacağı sorusuna Yılmaz, "Türkiye, Ulusal Programında idam cezasını kaldırmayı taahhüt etmiştir. İdam cezası sonuçta kaldırılacaktır. Bunu şimdi yapmakla, ileriki bir tarihte yapmak arasında çok fazla bir fark olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla, zaten yapılacak olan bir işlemi, çok uzun süre geciktirmenin, ülkemize sıkıntıdan başka bir şey getirmeyeceğini görmek durumundayız. Ama elbette karar verecek olan yüce Meclis'tir" dedi. Yılmaz, idamın kaldırılmasının devletin milli bir politikası olduğunu ve yalnızca ANAP'ın ya da mevcut hükümetin konusu olmadığını ifade etti. "ANADİLDE EĞİTİM TÜRKİYE'Yİ ZORA SOKMAZ" Ana dilde radyo-tv yayınına imkan sağlayan RTÜK yasa tasarısının Meclis' ten geçeceğine inanıp inanmadığı ve Anadilde eğitim ve yayın hakkı Türkiye'nin önüne yeni bir azınlık tartışması getirmez mi?" şeklindeki bir soruya da cevap veren ANAP Lideri Yılmaz, Türkiye'nin korkularına mahkum olacak kadar aciz, zayıf, kendine güvensiz bir ülke olmadığını söyledi. "Ana dilde yayın Türkiye'nin ne birlik ve beraberliğine darbe vurur, ne de başka sorunlar açar. Tam tersine, yıllardır yaşanan bir sorunu ortadan kaldırarak ülkemizin yeni ufuklara yönelmesini sağlayacak bir hareket alanı doğurur. Ana dilde eğitim hakkı eğitim dilinin değişmesi değildir. Türkiye'de eğitim dili Türkçe'dir, resmi dil Türkçe'dir ve ilelebet böyle kalacaktır. Burada söz konusu olan tıpkı diğer kültürel etkinliklerin öğretildiği kurslar gibi belirli bir biyeölgede konuşulan bir dilin meraklıları tarafından öğrenilebilmesine imkan tanıyacak mekanizmalara imkan tanınmasıdır. Bu da tıpkı yayın konusu gibi ülkenin birlik ve beraberliğine halel getirecek, Türkiye'yi zora sokacak bir husus değildir. Tam tersine bu tür açılımlarla Türkiye enerjisinin boşa harcanmasına yol açacak bir çok gereksiz tartışma kendiliğinden sona erecektir" diye konuştu. "ANAP'IN ÖLÜSÜ BİLE BARAJI AŞAR" "Kamuoyu yoklamalarında iktidar partileri barajın altında gözüktüğü ve ANAP'ın bu sonuçlara göre gelinen noktada bir baraj kaygısı var mı, Yapılacak ilk seçimde ANAP yüzde kaç oy alır?" sorusuna ANAP lideri Yılmaz, Kamuoyu araştırmalarında sadece iktidar değil, muhalefet partileri de barajın altında gözükmekte olduğuna işaret ederek cevap verdi. Yılmaz şöyle konuştu: "Barajın altında gözüken parti, sürekli gerileme içindedir. Bu durum, Türk siyaset tarihinin en parçalı, en dağınık dönemlerinden birini yaşadığını göstermektedir. Buna rağmen ANAP'ın seçimlere ve baraja ilişkin herhangi bir endişesi, sıkıntısı yoktur. Daha önce de ifade etmiştim, ANAP'ın ölüsü bile barajı geçer. Yaşanan ekonomik ve sosyal çalkantılar duruldukça siyasetin de kendi dengesini bulacağına inanıyorum." Seçimlerde barajın yüzde 10'nun altına düşürülmesine nasıl baktıkları ve seçim ittifakları konusundaki düşüncelerinin sorulması üzerine de Yılmaz, Ülkede seçim kanunu ve siyasi partiler Kanununun değişmesi gerektiğinin bir gerçek olduğunu söyledi. Ama bu değişikliği sadece yüzde 10 barajına endekslemenin yanlış olduğuna işaret eden ANAP lideri, kendilerinin bu barajın korunması gerektiği görüşünde olduklarını söyledi. Seçim ittifaklarını gerekli gördüklerini kaydeden Yılmaz, "Türkiye zaten tek başına ANAP iktidarlarının sona ermesinden beri koalisyonlarla yönetilmektedir. Seçim ittifakı ile hiç değilse bu koalisyonların yapısına Türk halkının karar vermiş olması sağlanacaktır. Henüz ortada seçimin olmadığı, seçim ve siyasi partiler kanunun da değişmediği bir dönemde o günlere yönelik bir şeyler söylemenin de anlamı yoktur" Diye konuştu. Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 15:41

İLGİLİ HABERLER