“Diyarbakır Türk Bayraklarından kıpkırmızı olacak”
Şeref Doğan adlı kişi, "Bir sebepten dolayı Diyarbakır'da, Hakkari'de insanları ellerinde Türk bayrakları ile sokaklara indiğini göreceksiniz. Bunlara çok az kaldı, bunun sebebi de emin olun Türk milliyetçiliği, Atatürk milliyetçiliği olmayacak" diyerek tepki gösterdi. Tarhan Erdem de "Çözüm süreci' başarıya ulaştığı zaman göreceksiniz nevruzda Diyarbakır Meydanı Türk bayraklarından kıpkırmızı olacaktır. Bayrakla meselesi olan Kürt yok. Türkiye'de meselesi olan Kürt de yok" diye konuştu.
Tarhan Erdem başkanlığındaki Akil İnsanlar Heyeti için Urla Belediye Başkanı CHP'li Selçuk Karaosmanoğlu kahvaltılı toplantı ile hazırladı. Heyette bulunanlar, Urla İskele'deki URİT'te deniz kenarındaki kahvaltıda bal, kaymak, ceviz, reçel, zeytin, peynir, domates, biber, salatalık yedi. Kahvaltı masasında heyette yer alan Tarhan Erdem, Avni Özgürel, Fuat Keyman, Fehmi Koru, Baskın Oran, Hasan Karakaya yer aldı. Masada Urla Belediye Başkanı Karaosmanoğlu, Urla Kaymakamı Şeyhmus Günaydın, işadamı Selami Gürgüç, Ak Partili Hikmet Tınaztepe, Himmet Uygun, İller Bankası Genel Müdür Müşaviri Mehmet Şevki Nalçacıoğlu da yer aldı. Yaklaşık bir saat süren kahvaltı ardından restorana kahvaltı yapmak için gelen Şeref Doğan, heyetin yanına giderek, "Bir sebepten dolayı Diyarbakır'da, Hakkari'de insanların ellerinde Türk bayrakları ile sokaklara indiğini göreceksiniz. Bunlara çok az kaldı, bunun sebebi de emin olun Türk milliyetçiliği, Atatürk milliyetçiliği olmayacak. Bu sebep çok başka olacak ve buna çok az kaldı. Buna sebep Amerikan füzesi olacak, sebepsiz yere öldürülen insanlar olacak" dedi.
BASKIN ORAN
Masadakilerden Baskın Oran hemen devreye girerek, Şeref Doğan'a tepki gösterdi. Oran "Altı yaşından bu yana aynı ezberi duyuyorum. Artık burama kadar geldi. Biz sütten çıkmış kaşığız, bizi buraya cami kapısından getirdiler. Hep emperyalizm yapıyor, emperyalizm yapıyor ya da içerdeki odaklarına yaptırıyor. Bu ezberden bıktık usandık. Şu anda artık tabutların gelmesini engelleme çabasındayız" deyince Şeref Doğan şu karşılığı verdi:
"Dünyanın yüzde 95 kaynağını, yüzde 5 paylaşırken, emperyalizmden medet ummama noktasına gitmeniz garip. Ezberdir, 80 yıllık İngiliz politikalarıdır bunlar. Çanakkale Savaşı bir devrin batığı yer değildir. Çanakkale Savaşı emperyalizmin battığı yerdir. Bittiği yer de Ortadoğu olacaktır. 80 yıllık hikayeyi, ezberi bize yutturmaya çalışıyorsunuz. Sizsiniz bunu yapan. Atatürk dinsiz değildir, Kürtlerin düşmanı değildir, asıp kesmemiştir."
Baskın Oran da, "Bu eski Maoist yeni İşçi Partisi söyleminden bıktık" sözleriyle tepki gösterince Şeref Doğan, "Bıktıysanız duymayacağınız yere gidin efendim. Ben de sizi duymak istemiyorum" diyerek, masayı terk etti. Baskın Oran, arkasından "Selametle. Bu arkadaşın tek fonksiyonu var; provoke edip gitmek. Ben solcu olmaktan bu söylemi duyunca utanıyorum" dedi.
"KÜRTLER'İN MESELESİ İLK DEFA DEVLET DÜZEYİNDE KONUŞULUYOR"
Tarhan Erdem, halkın kendi günlük yaşamının içinde Kürt sorununun uzantısı bulunduğuru ancak, sorunun bununla tarif edilemeyeceğini belirterek şöyle konuştu:
"Türkiye'de yaşayan çok önemli azınlıkla kendisini Türk diye tarif eden insanlar arasındaki ekonomik, eğitim, sağlık ve iş durumu arasındaki farktır. Bu göstergelerin hepsinde Türkler ile Kürtler arasında ciddi farklar vardır. Problem de bununla tarif edilebilir. Yoksa 'Şu mahallede böyle oldu, bu mahallede böyle oldu' bir sonuçtur. O sonuçları konuşuyoruz. Bu süreç bu konuları konuşmak ve bitirmek içindir. Her yeri Urla yapmaktır. Türklerin meselesi değildir, Kürtlerin problemi. Kürtlerin meselesi Kürtlere aittir ve ilk defa devlet düzeyinde kamuoyuna sunuluyor. Burada çok arkadaşımız ve gazeteci olarak ve bunların çoğu hükümete karşı vaziyet almış kişilerdir. Bu kişiler, bu şekilde vaziyet alanlar, buraya bu meseleyi konuşma cesareti göstermiştir. Bu önemli bir şeydir. Mesele basit değil."
"NEVRUZ'DA DİYARBAKIR MEYDANI KIPKIRMIZI OLACAK"
Erdem, eleştirilerinin ardından akillerin yanından ayrılan Şeref Doğan'ın, "Mardin'de Van'da Türk bayrakları ile sahaya inenleri göreceksiniz" dediğini hatırlatarak şöyle konuştu:
"Ben buna inanıyorum. Ama çözüm süreci başarıya ulaştığı zaman göreceksiniz; nevruzda Diyarbakır Meydanı Türk bayraklarından kıpkırmızı olacaktır. Bayrakla meselesi olan Kürt yok. Türkiye'de meselesi olan Kürt de yok. Mamak Cezaevi Müdürü'nün bir beyanatı var. 'Ben işkence yapmadım, görevimi yaptım' diyor. Mesele bunu kaldırmak, böyle şey olur mu? Kürt meselesinin çözümü budur. Bunu yapmak lazımdır. Urla, İzmir yapmak lazımdır. Yani o meseleleri ortadan kaldırmak lazımdır. Şimdiye kadar bu yapılamadı. Bunun yapılamamasının nedeni de devletin kuruluş meselesidir. Anlayış meselesidir. Devlet kendine göre bazı kişisel yorumlarla bazı insanların haklarını gasp etmiştir, ortadan kaldırmıştır. Diyarbakır Cezaevi bir simge. Ama orada üç dört ay kalanların başına gelenleri dinlemeye çalışın. Ben dinlerken 4. dakikada 'dur kardeşim' dedim. Bu dinlenecek durum değildi. Onu yapan insanın da yazdığı kitabı okudum. Ama onlar sanki hiç yokmuş gibi davrandı. Fakat emri veren oydu. Allah rahmet eylesin. Şimdi meselemiz çözüm sürecinin başarıya ulaşması. Bu başarıya ulaşırken de hepimizin mutlaka Kürt meselesi yoktur. Halkın arasında böyle bir mesele yoktur. Biz kardeş kardeş geçinip gidiyoruz. Dün akşam (cumartesi) dinlediğimiz hanımlardan biri 'Bizim hiç meselemiz yoktur' dedi. Muhtemelen subay kızıydı ve emir eri ile bir meselesi olmadığını söylüyordu. Ona nasıl içinizden isyan edip, 'Kürde sor kardeşim' demezsin. Mesele var, canını ortaya koyan insanın söylediğine hiç kulak asılmaz mı canım. 30 yıldır Kürtler canını meydanlara ortaya koyuyorlar."
AK PARTİLİ'DEN ELEŞTİRİ
Ak Parti üyesi profesyonel yönetici Hikmet Tınaztepe, Türklerle Kürtler arasında ekonomik anlamda Kürtlerin lehine uçurum olduğunu savundu. Tınaztepe, şunları söyledi:
"Ege'yi gezin en iyi müteahhitler Kürt vatandaşları. Menemen'e, Aydın İncirliova'ya, Salihli'ye gidin müteahhiterin çoğu Kürt. Mavişehir'de Gültekin Kardeşler Urfa'dan geldiler en güzel binaları yapıyorlar. Onur duyuyorum. Ben bunları yadsımıyorum, iyi olduğunu ifade etmek anlamında söylüyorum. Büyük sanayici, işadamlarının çoğu Kürt. 3-5 milyar dolar sahibi bunlar. Ekonomik anlamda Kürt- Türk arasında uçurum varsa bu Kürtler lehine. Son yıllarda Doğu'dan Batı'ya göç artmıştır, çünkü iş buluyorlar, yatırım yapıyorlar."
Baskın Oran, Tınaztepe'nin sözlerine "Köyleri yakıldığı için geliyorlar" diye yanıt verdi. Tınaztepe de, "İdeolojik yaklaşıyorsunuz. Dünyada her şey ekonomiye dayalı. Afrika'ya gidin. Batı'nın oradaki hegamonyasını görün. Onları nasıl sömürdüklerini görün. Türkiye'deki olayı Türk- Kürt olayına yamamayın. Vatandaş arasında ayrım yok. Kürt sorunu var ama vatandaş düzeyinde yok. Kürt sorununu ortaya çıkaranları, çıkarın ortaya" diye konuştu.
"KÜRTLER'E AYRIMCILIK YAPILMIŞTIR"
Tarhan Erdem, Türkiye'de 15 milyon Kürt'ten 8-9 milyonunun yetişkin Kürt olduğunu kaydederek şöyle devam etti:
"8-9 milyon Kürdün eğitim durumu ile 40- 41 milyon Türk'ün eğitim durumunu yan yana koyarsanız, bu sözlerinizi düzeltmek durumunda kalırsınız. Türkler'in eğitim yaşıyla Kürtler'in ondan 1-1.5 yıl farklıdır. Bu çok önemli bir farktır. Kürtler'in geliri daha acınacak durumdadır. Rakamların hepsine Türkiye koro halinde 'Hayır' demiştir. İstanbul'da Kürtler'in gelirleri azdır. Gelişmişlik oranı düştükçe çocuk sayısı artar. Türkiye'deki Kürtler'in eğitimi Türkler'e göre geridir, ekonomik durumu da Türkler'e göre geridir. Nedeni, ayrımcılıktır. Ayrımcılık yapılmıştır. Bunun bin örneği vardır."
DOKTOR ONAY: KÜRTÇE ÖĞRENMEK ZORUNDA KALDIM
Ağrı'da 1.5 yıl doktorluk yapan Adviye Onay, Akil İnsanlar Heyeti'nin masasına yanaşarak, "1.5 yıl Ağrı'da kaldım. Aile planlamasında çalıştım. Köylerde öğretmen vardı, neden eğitimi kabul etmediler. Neden bizimle diyalog kurmadılar, biz hepimiz Kürtçe öğrenmek zorunda kaldık" dedi. Onay'ın bu sözleri üzerine Baskın Oran, "Çünkü siz ilkokula gittiğiniz zaman kendi anadilinizde alfabeyi öğrendiniz. Kürt çocuğu 6 yaşında okula gittiği zaman yabancı bir dilde okuma yazmayı öğrendi. Bundan dolayı" yanıtını verdi.
Dr. Adviye Onay da Türk- Kürt ayrımı yapmadığını, kalkınmada öncelikli 21 il programında tüm yatırımların çalıştığı dönemde; 1987-89 yılları arasında arasında oraya gittiğini ifade ederek, "Doğu'da elektriksiz köy yoktu. Bizim Urla'nın köyleri o yıllarda elektriksizdi" dedi.
"İZMİR'DEN SÜRECE DESTEK BEKLEDİĞİMDEN FAZLA"
Fuat Keyman, Türkiye'de 3-3.5 aydan bu yana ölüm, şehit ve acının olmadığını, sorunun insani yaklaşımla çözüleceğini şu sözlerle anlattı:
"Bu sürece en fazla 'Hayır' diyen il İzmir. Köylerde kahvelerde her yerde medeni şekilde konuştuk. Bunu acının olmaması sağlıyor. Eylül ve ekim ayında hala şehit olmazsa barış içinde yaşarsak süreç daha hızlı ilerler. Silahların susması, terörün bitmesidir. Türkiye gerçeği, Kürt sorunumuz var. Uzun yıllardır devam ediyor. Eğer silahlar susarsa bu soruna insani yaklaşmak ortaya çıkacaktır. En az eğitim doğu illerinde, en az kentleşen en az yaşabilir kentler Doğu ve Güneydoğu'da. Türkiye'de çok fakir var. Bağdat Caddesi ile Batman'ın bir yeri arasındaki fark, 1990'lı yıllarda 250 kattı. Silahları susturursak soruna insani temelde yaklaşırız. Bu ölümsüzlük, acısızlık ve şehitsizlik ortamı devam ederse bu sorunlarımızı daha iyi konuşacağız. Eğer bu şiddetsizlik devam ederse Kürt sorunu demeyeceğiz, refah sorunu, demokratikleşme sorunu diyeceğiz. Nasıl bir Türkiye istiyoruz, bunu tartışacağız. Temel amaç silahların susmasını sağlamaktır, toplumsal desteği almaktır. İzmir'den gördüğüm destek beklediğimizden daha fazla. Belki rakamlar yüzde 60 diyor ama örgütlere bakıyoruz, desteği görüyoruz. Kimsenin Türkiye ile Türk bayrağı ile sorunu yok. Bu ülkenin eşit vatandaşları olarak aynı özgürlüklere ve sorumluluklara sahip vatandaşlar olarak yaşamak istiyoruz."
"ORADA HERŞEY GÜLLÜK GÜLİSTANLIK NANKÖRLÜK YAPIYORLAR' DENİLEMEZ"
Dr. Adviye Onay, silahın nedeninin kültür sorunu olup- olmadığını sorarken, yanıt veren Avni Özgürel devletin eziyet ederken Türk- Kürt ayrımı yapmadığını söyledi. Özgürel, kendisinin de 12 Eylül'de Mamak Cezaevi'nde yattığını kaydederek şöyle konuştu:
"Birbirimizin acısını yarıştıracak değiliz; 'Beni daha çok dövdüler bana daha çok elektrik verdiler' diye. Bu devlet eşit şekilde eziyet etmiştir. PKK Doğu Anadolu'nun bütününü temsil eden, ahalinin tüm siyasi iradesini temsil eden bir örgüt değil. Şiddetle baskıyla elindeki silahla oradaki ahaliyi esir altında tutan iki taraflı bir kuşatılmışlık. Bir taraftan PKK diğer taraftan devlet kuşatmış. Hakkari'de iki atölye var. Nüfus 27 bin idi. 24 saat içinde köyler boşaltılınca 146 bine çıktı. Bu insanlar ne yer ne içer nerede yatar. Çıkan sorunların temelinde bunlar var. İster Kürt sorunu deyin ister başka şey ama pek çok sorun var. 'Orada her şey güllük gülistanlık, onların nankörlüğünden oluyor.' Bunları söylemek gerçek dışıdır. Biz şehitleri defnederken 'Kanınız yere kalmayacak' dedik. Bu toprağın, ülkenin milletin bölünmezliğidir. Bu bölünmeye engel olacak bir proje varsa bu çözüm yolunun yanında yer almak gerekir. Bunu sadece Ak Parti projesi olarak görmüyorum. Milli Güvenlik Kurulu kararına dayalı bir devlet projesidir. Bu bir devlet projesidir. Başka yöntem önerimiz varsa dinlemeye hazırız ama bunun dışında bu yolla bu badireyi aşamazsınız, bu koridordan geçemezsiniz. Bizde hala 'parçalanıyoruz' korkusu var. Bölgenin ağırlığını, etkisini bilerek siyaset üretmek lazım. Kaygılarımızda haksız değiliz. PKK'nın kefili değiliz ama akılla bizim bu meseleyi çözmemiz kendi insanımızla barışık hale gelmemiz lazım."
"BUGÜN BİR YERDE ADAM ÖLSE ÇÖZÜM SÜRECİ DURMAMALI"
Yönetici Hikmet Tınaztepe'nin, "Çözüm süreci nedir, ne olacaktır?" sonusuna yanıt veren Tarhan Erdem, çözüm yolunun temelinin evrensel insan haklarına dayalı demokratik bir yönetim sistemi ve siyasi hayatı kurmak olduğunu belirterek, şöyle konuştu:
"Ceza ve terör kanunundaki antidemokratik hükümlerin kaldırılması ve devlete karşı işlenmiş suçlar maddesinin gözden geçirilmesi ve düzeltilmesi. Bütün hukuk düzeninde değişiklik yapmak lazım. TCK'da yasaklanmış olduğu halde diğer kanunlarda ceza hükümlerinin değiştirilmesiyle ilgili kanun çıktı. Bunların hepsinin yeniden gözden geçirilmesi lazım. Vatandaşlık haklarımızın evrensel hukuka göre düzenlenmesi lazım. İfade ve toplantı özgürlüğünün yeniden düzenlenmesi lazım. Açık ve yakın tehlike içermen her düşüncenin serbestçe söylenmesi ve yaygınlaştırılmasıdır. Bu örgütlenme özgürlüğünü de kapsar. Şu anda Türkiye'de vatandaşların toplantı yapma özgürlüğü kısıtlıdır. Üç aydan beri terör yok. Bu terörün olmaması bir rahatlık getirdi. Bugün dünden iyidir, yarın bugünden daha iyi olacaktır. Bugün bir yerde adam ölse çözüm süreci duracak mı? Devam etmeli ve etmelidir."
"AMAÇ TERÖRÜ OTADAN KALDIRMAK"
Gazeteci Fehmi Koru, Türkiye'de terör örgütünün 30 yıldır faal olduğunu, 40 bin insanın öldüğünü belirterek, devletin yıllardan bu yana silahla mücadele ettiğini şimdi müzakere döneminin başladığını belirterek, "40 bin insanın hayatının daha yeni kayıplarla büyümesini engelleyecek başka çözüm var mıdır? Devletin yetkilileri mutabakat metninin bir tarafından, terör örgütü liderlerinin diğer tarafında devlet yetkililerinin imzası var. Amaç terörü ortadan kaldırmak. Kalıcı olması üzerinde çalışıyoruz. Bizler bu sürecin başarılı olmasını isteyen insanlarız" dedi.
Akil İnsanlar Heyeti, kahvaltı ardından, Kemalpaşa İlçesi'nde halkla sohbet etmek üzere Urla'dan ayrıldı.
KEMALPAŞA'DA DESTEK DE TEPKİ DE OLDU
Akil İnsanlar Ege Bölge Heyeti, Urla'nın ardından Kemalpaşa ilçesine giderek, ilçe merkezindeki Çınaraltı Kahvehanesi'nde vatandaşlarla sohbet etti. Heyete burada hem tepki vardı, hem de destek çıkanlar.
Bir vatandaş, uzun yıllar işkence gördüğünü belirterek, "Organlarımın yeri değiştirildi, görmediğim işkence kalmadı. Benim işim gücüm yok, kimse benden özür dilemedi, dava açmaya kalktım, 'süreniz doldu' dediler. Ege'ye geldim. Her akşam beni evden aldılar, işkence yaptılar, sabah eve geldiğimde çocuklarım beni tanımıyordu. AK Parti iktidara geldikten sonra işkence bitti. Sizim çabalarınız, emeğiniz inşallah iyi olur" dedi.
Mustafa Derdiyok adlı bir vatandaş da "Bu kan durursa hiç derdimiz olmayacak inşallah. Elinizi taşın altına koyduğunuz için çok sağ olun. Bu barış hepimiz için yukarıdaki diğer siyasi partiler duysun. Onlar da taşın altına elini koysun da oların da evlatları oralarda şehit olabilir. Bu kanın durmasını istiyoruz" dedi.
Muşlu Sadri Nehir'in Kürtçe yaptığı başka birinin Türkçe'ye çevirdiği konuşmasında "İnşallah barış süreci hiçbir engelle karşılaşmasın, biz de mutlu olalım. Kuran'da 'adalet lazım adalet neyse onu yapın' diyor. Barışı bir an önce getirin" dedi.
ÖZGÜREL: PKK İLE ALINIP VERİLEN BİR ŞEY YOK
Murat Okumuş adlı bir vatandaş, "PKK bunca yıl zulmetti. Bir şey almadan nasıl gider? Ne aldı niye gidiyor. Biz merak ediyoruz" dedi. Okumuş'a, Avni Özgürel, şu sözlerle yanıt verdi:
"PKK'nın yakın geçmişine ilişkin konuları hatırlayalım. Yıllar önce rahmetli Turgut Özal döneminde Abdullah Öcalan takım elbise giyerek, Talabani ile Şam'da bir basın toplantısı yaptı, 'Türkiye ile barış istiyoruz' diye. Bu örgütün gerçek anlamda silah bırakmak istediğinden değil ama bir devletle kapışıp galip gelen bir terör örgütü yok. Türkiye'nin silahlı olarak bu mücadeleyi bırakmayacağını biliyordu. Aradan yıllar geçti örgüt ile yeniden barış süreci doğdu. Ve Habur süreci yaşandı. Bir grup PKK'lı Habur'dan girdi ama büyük tepki doğdu. Hükümet bu işten geri adım attı. Uzun zaman bu barış meselesi gündeme gelmedi. Gizliden gizliye yurtdışında barış müzakereleri görüşmeleri yapıldı. Oslo görüşmeleri olarak biliniyor. İstihbarat örgütü ile PKK'nın önemli elemanları bir araya geldiler ve tartıştılar. Burada birçok konuda anlaşmaya varılmasında bu sürecin belgeleri, tutanakları basına sızdı ve ortalığa döküldü. MİT Müsteşarı hakkında dava açıldı. Bu aynı zamanda Başbakan'ı içeriye atma girişimiydi, kanun değiştirilerek bu süreç aşıldı. Silvan saldırısında çok sayıda askeri şehit verdik. 2011 yılında örgüt yine silah bırakma noktasına geldi. 2012'ye Uludere olayıyla girdik. Yine barış ertelendi. Tüm bunlardan geçtikten sonra geçen yılın sonunda Eylül ve Ekim ayında örgüt, son saldırı emrini verdi. Şemdinli'ye son saldırı emri. 'Ölün ve geri gelmeyin' emri. 400 militan ağır silahlarla Şemdinli'ye saldırdı. İstenilen Şemdinli Kaymakamlığı'nda fotoğraf çektirmek ve fotoğrafın dünyaya geçilmesiydi, istenilen buydu. Şemdinli halkı Kürt'tür. Şemdinli halkı bu saldırıya destek vermedi. 400 kişiden 180'i orada öldü. Örgüt geri çekildi. Ondan sonra Öcalan barış çağrısı yaptı. Bugün konuştuğumuz tartıştığımız sürecin başlangıcı, silahlı mücadele bitmiştir dediği sürecin başlangıcı budur. Herhangi bir alıp verilen şey yoktur. Hepimizin istediği şey Türkiye'nin insan haklarına dayalı eşitlikçi tam manasıyla bir demokrasiye kavuşması."
BASKIN ORAN: FEDERAL DEVLET SÖZKONUSU DEĞİL
Baskın Oran da şunları söyledi:
"Bu bardak suyla değil kanla doldu. Kurtuluş Savaşı'nda 9 bin 850 şehit verdik. Birçoğu Yunan kurşunu ile değil tifüs mikrobuyla öldü. Kürt meselesinde verilen şehit sayısı 40 bindir. Bunlar, 20 yaşında taşı sıksa suyunu çıkaracak insanlardır. Bardak doldu ve iki tarafta artık çatışma ile bir yere varılamayınca anladı. Sadece PKK anlamadı devlet de anladı. Başbakan'ın büyük cesareti ile Türkiye'de ilk kez böyle hayırlı bir işe girişmiş olması Türkiye'yi kurtarabilecek bir sürecin başlangıcı olarak anlaşılmalı. Sorun, öyle iç ve dış yaralar açtı ki Türkiye'nin artık böyle devam etmesi mümkün değildi. Bu mesela sadece en azından iki askeri darbeye neden oldu. Uyuşturucu ticareti patladı, insanların korkusu arttı, komşu komşudan çekinir hale geldi. Biz Türkiye'de eşitlik temelinde bir cumhuriyet kuracağız ki dışarıya karşı hiçbir yumuşak karnımız yaramız olmasın. İsviçre'de dört resmi dil var. Kimse İsviçre'yi parçalayabiliyor mu? Tabii ki Türkiye'de tek resmi dil olacak. Üniter devletin bozulması diye bir şey söz konusu değil. İngiltere denilen Büyük Britanya Londra'dan idare edilir ama üç hükümet vardır; İrlanda, İskoçya ve Galler. Bunun aksini söyleyen sizi korkutmak için yalan söylüyor. Federal devlet söz konusu değil. Üniter devlet bozulmayacak, ancak yerel yönetimler güçlendirilecek. Sadece Kürt yoğun bölgelerde mi? Hayır. Eğer böyle olsaydı ben böyle bir şeye girmezdim. Tüm Türkiye'ye verilecek. Marmara Bölgesi, Ege Bölgesi'ne yerel özerklik verilecek. Ege Bölgesi, İzmir'deki yerel meclisten yönetilecek. Korkmayın, endişe etmeyin. PKK'ya bir söz verilmişse bu herkesin kendi etnik ve dinsel kimliği ile korkmadan yaşayacağı sözdür. Bugüne kadar Türkiye'yi batıran kimliklere yapılan müdahaledir. Kürtlere böyle bir baskı yapılmamış olsaydı böyle bir mesele başımıza bela olmayacaktı. Geç ama çok geç değil. Hiç endişe etmeyin. İnşallah kanın durması böyle bir reforma yol açar. Onun için biz işimizi, gücümüzü bırakıp geldik, arış sürecinin üç aydır tabut gelmemesinin devamı için uğraşıyoruz. Kan dökülme süreci kesinleştikten 24 saat sonra da demokratik reformları görmek istiyoruz."
TEPKİ GÖSTERENLERİN SÖZLERİ
Hüseyin Özdemir adlı bir vatandaş, "Avrupa PKK'dan yana mı olacak bizden yana mı olacak? PKK'ya desteğini çekeceğini sanmıyorum. Devlet PKK ile müzakere ettiği için hükümeti kınıyorum. Kürtlerle biz kardeşiz" dedi.
Tahtacı Türkmen Alevisi olan Halil Sucu, "Bölündükten sonra Kürdistan haritada olacak mı Alevilerin statüsü ne olacak" diye sordu.
Ali Talip adlı vatandaş da Akil İnsanlar Heyeti'ni eleştirerek, "Siz bize gönül pencerenizi açın, üniversite öğretmeni gibi gelmeyin. Hükümetin size direktifleriyle siz bizi ikna edemezsiniz. İkna olmamak için direnmiyoruz öyle bir niyetimiz yok ama akil insanlar listesini gördüğümüzde, portrelerden utanıyorum. Benim ninem Kürt, bizim Kürtlerle sorunumuz olmamış. Bu bir senaryo. Senaryonun adı Öcalan nasıl kurtulur? Eşgüdümlü ABD-İsrail hazırlamış ve önümüze koymuş" dedi.
"KASIM'DA BU MEYDANDA ÖLÜM DEĞİL HİZMET KONUŞULSUN"
Fuat Keman, çözüm sürecinin Ekim ve Kasım aylarında sonuçlanmış olacağını öne sürerek, "Kasım ayında bu meydanlarda yerel seçimler konuşacak, adaylar konuşacak. Kasıma kadar çok farklı bir Türkiye'ye doğru gidebiliriz. Önemli olan Kasım ayında biz buraya geldiğimizde hala ölümlerin olmaması. 40 bin kişi öldüren, milyarlarca doları götüren, ülkenin psikolojisini bozan bir sorun. Kutuplaşan, birbirini dinlemeyen bir Türkiye var. Bu silahın susması lazım. Burada olmamızın temel nedeni barış kapısının açılmasıdır. Kasım'da adaylar burada hizmet konuşsun ölüm konuşmasın" dedi.
DESTEK YÜZDE 60'IN ÜZERİNDE
Ege Bölgesi Akil İnsanlar Heyeti Başkanı Tarhan Erdem, iki günlük İzmir temaslarının sonucunu değerlendirirken, kentin sürece desteğinin yüzde 60'ın üzerinde olduğunu öne sürdü. Erdem şöyle konuştu:
"İzmirlilerin çözüm sürecine desteğinin beklentilerimden çok daha fazla olduğunu gördüm. Yüzde 60'tan daha fazla. Değişik fikirde olanlar var ama onlarla konuşulduğunda endişelerini cevapladığımızda tatmin oluyorlar. 20 gün sonra yine geleceğiz. İzmir'in ilçelerine Bergama'ya gideceğiz. Afyon'a, Denizli, Manisa'ya da gideceğiz. Ben gelirken farklı düşünüyordum. Şu anda bana sorsanız yüzde 60'tan fazla derim. Türkiye'de her olumlu, olumsuz projeye öneriye 'Bunu Amerikalılar istiyor' denir. Yunanistan'da insanlar arasında kargaşa var. 'Almanya istiyor' diyorlar. Bu yorumlar çok eskimiş yorumlar. Bu milli bir proje. Tüm halkların ortak projesidir. Sonuca varılacağından şüphem yok, toplum olarak iyi yoldayız. Hükümetle ilgisi olmayan insanlar olarak desteği gördüğüme çok memnun oldum. Cumhuriyet Halk Partisi'ne MHP'ye oy vermekle çözüm sürecini desteklemek arasında çok ciddi fark var. Oy verme eğilimi ile çözüm sürecini destekleme arasında herhangi bir bağ yok. Hiç yok demek istemiyorum var ama çok az var. Kamuoyunun nabzını tutmaya çalışan bir insanım. Bir otelde garsonla konuştuğunuz zaman bile bazı şeyleri öğrenebiliyorsunuz. Ben karşı görüşleri de dinledim. Ne kadarlık bir kesimi temsil ettikleri hakkında da iyi kötü tahminim var. Destek benim tahminimden daha yüksektir destek. Eğer dinlemeyi biliyorsanız 5 bin kişiyle konuşmakla beş kişi 50 kişiyle konuşmak arasında fark yoktur."
Akil İnsanlar Heyeti daha sonra, saat 17.00 uçağı ile İzmir'den ayrılmak üzere Adnan Menderes Havalimanı'na geldi.
Güncellenme Tarihi : 19.3.2016 16:15