Abdullah Gül başkanlığındaki 58'inci Hükümet'in Bakanlar Kurulu dün son toplantısını yaparken, dışarı çıktıklarında bile bakanların yüzünden içerde yaşanan duygusal anları okumak olasıydı.
Kabinenin son toplantısında bazı bakanlar görev sürelerinin çok kısa sürdüğünden yakınırken, ''Nasıl olsa yerine gelecek olan da bizim hükümetimiz'' diyerek teselli buldu.
Aktarıldığına göre toplantıda en etkileyici konuşmayı, 1983'ten bu yana Bakanlar Kurulları'nda en fazla görev alan, bir anlamda bakanların duayeni durumundaki Adalet Bakanı Cemil Çiçek yaptı.
Toplantıdan sonra Çiçek' i arayarak bir de kendisinden hikayeyi dinlemek istedik.
''Zaten öğrenmişsiniz, konuşmam aynen duyduğunuz gibiydi'' dedi.
Çiçek'in Bakanlar Kurulu'nda aktardığı, Başbakan Abdullah Gül'ün de gözlerinin dolmasına neden olan hikayeye gelince;
112 günlük yaşam
Adamın biri seyahat ederken konaklamak için bir köye yönelir.
Köyün yakınına geldiğinde bir mezarlığın duvarının dibine oturup bir süre dinlenip, köye daha dinç girmek ister.
Bu sırada oturduğu yerden mezar taşlarının üzerini okumaya başlar.
Mezar taşlarının üzerindeki yazılar karşısında hayret içinde kalır.
Mezar taşlarının üzerinde doğum ve ölüm tarihleri yerine şu ibareler yer almaktadır
''Ahmet oğlu Mehmet 50 gün yaşadı- Ali oğlu Veli 90 gün yaşadı...''
Bakar bütün mezar taşlarının üzerindeki yaşam süreci günlerle sınırlıdır.
Hızla yerinden kalkar, köye adımını bile atmadan geldiği yola tekrar döndüğünde, karşısına çıkan köylü ''kaçar gibi nereye gittiğini'' sorar.
Adam, mezar taşlarının üzerindeki günle sınırlı yaşam sürelerine işaret edip anlatır
''Bu köyde insanlar bu kadar kısa süre yaşadığına göre bir salgın hastalık vardır diye düşündüm. Onun için köye girmek istemedim. Hızla uzaklaşmam bundandır.''
Kapının arkasındaki çentik
Köylü, adama bakıp gülmeye başlar; ''Endişelenme köyde salgın hastalık falan yok'' der.
Mezar taşlarının üzerinde günlerle sınırlı yaşan sürelerinin nedenini anlatmaya başlar
''Bizim köyde bir gelenek vardır. İnsanlar dostlarıyla, ailesiyle, doya doya bir gün yaşadığı anda kapısının arkasına bir çentik atar. Öldüğünde de gidilip o kapının arkasındaki çentik sayılır. Mezar taşına da çentik sayısı kadar gün yazılır. Bizim için yaşam o doya doya yaşanılan gün kadardır...''
Çiçek hikayeyi anlattıktan sonra ekler
''Gelirken saydım, benim kapımın arkasında tam 112 çentik vardı. Hükümetin 112 gününü de doya doya yaşadık...''
Hikaye herkesi hüzünlendirir.
Toplantının bitimine doğru bakanlar birbirleriyle, ''Belki bir daha bu salonda bulaşamayacağız'' diye vedalaşmaya başlar.
Bu sırada Başbakanlık Müsteşarı Fikret Üçcan söz alır.
Kendisinin de bir hikayesinin olduğunu belirtip anlatmaya başlar
Salomon'un hikayesi
''Salomon gurbete giderken Agop'a uğrar. 'Agop ben dönmeye belki sen ölürsün, ben seni göremem. Belki döndüğümde kör olursun, sen beni göremen'der.''
Bu kısa fıkra bakanların neşesini yerine getirir.
Her ne olursa olsun, 58'inci Abdullah Gül hükümeti, aradan geçen süre içinde dolu dolu bir gündemin ortasında kendini buldu.
Gül'ün, sert olmayan, ikna edici üslubu kabinenin uyumlu çalışmasını da beraberinde getirdi.
Belki birçok konuda mesafe almakta zorlandı.
Her ne olursa olsun Bakan Çiçek'in de söylediği gibi 112 gün süresince doya doya yaşadı...
Bunda da Gül'ün payı büyük oldu...
Muharrem Sarıkaya/ Sabah
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 19:32