Gündem
  • 22.9.2003 02:02

CEM UZAN : ÖNÜMÜZDEKİ SEÇİM 2.5 MİLYON OY ALMAZSAM SİYASETİ BIRAKACAĞIM

ANKARA/Zaman Gazetesi'nden Nuriye Akman'a konuşan Cem Uzan, 8 Nisan seçimlerinde 2.5 milyondan az oy alırsa siyaseti bırakacağını söyledi.Uzan, "Yüzde kaç demiyorum. İl genel ya da yerel seçimde 2,5 milyonun altına düştüğü gün bırakırım. Oy çizgisi böyle gittiği sürece, devam ederim. Azaldığı an bırakırım" dedi.Uzan vatandaşlarla tokalaşırken jiletlendiğini açıkladı. İŞTE AKMAN'IN RÖPORTAJI Önümüzdeki seçimlerde 2,5 milyonun altında oy alırsam siyaseti bırakacağım Elektrik santralları, çimento fabrikaları, oteller, gazeteler, televizyon kanalları, GSM operatörleri, sayısız evler... El atmadığınız alan, sahip olmadığınız bir şey yok. Güç, genişlemek, yayılmak ister. Ama bir optimal nokta vardır, ondan sonra daralma, küçülme olur. Siz tepeye vardınız, artık çöküş dönemi başladı gibi sanki. Hayır. Bir değişim sürecinde olduğu zaman doğru. Ama en tepe, hayır. Bu kadar çok şeye sahip olmanın da insan ruhunu zedeleyici bir yanı olduğunu düşünüyorum. Çünkü enerjinizin büyük bölümünü onları korumaya harcıyorsunuz. Zenginliği korumak konusuna geldiniz. Ben bunu 1,5 sene evvel bıraktım zaten. Bugün iş hayatının getirdiği belli sorunlar için günümün belli zamanını ayırıyorum. Ama onun dışında benim bundan sonraki yaşamımda iş hayatı yoktur ve olmayacaktır. Kâğıt üzerinde olmamanız önemli değil. Sizi körleştirmiyor mu bu kadar zenginlik? Hayır. Bakın zenginliğe o açıdan bakarsanız, negatif bir şey olarak görebilirsiniz. İnsanlara yaşam alanları sağlayan bir şey olarak baktığımızda daha fazla istihdam yaratmak daha iyi değil mi? Siz paranızın asil kralı olabildiniz mi? Yoksa pahalı zevkler sizi arsız bir insan mı yaptı? Ben arsız değilim. Akıllı bir insanın, çok kısıtlı imkânlarla yapabileceği çok şey vardır. New York’ta evlerim var evet. Hepsi moregage finansmanıyla alınmıştır. İki tane dairem var. Trump World Tower’dakiler de, depozitoları verilmiştir. Ondan sonrasında ihtilaf çıkmıştır. İhtilaf da apartman dairesi bittiğinden falan değildir. 11 Eylül olayı olmuştur. Alıp satmak niyetiyle girdiğim bir yatırımdı. Bunun değeri, 38 milyon dolar mı? 38 milyon dolardır, iki kattaki toplam 5 daire evet. Dünyanın en yüksek apartmanının, en yükseğindeki dairenin bir kâr potansiyelinin olduğunu gördüm ve son derecede ciddi teklifler de vardı. Bina bitsin o şekilde satarım dedim. Çünkü mukavelemde o şart vardı. Karşımdaki de uyanık tabii. Amerikalı yatırımcı, ‘benim sırtımdan para kazanamazsın, satamazsın. Daireyi alacaksın, bina bitecek, ondan sonra satabilirsin’ dedi. Gitti mi depozito yani? Yarısını kurtarmaya çalışıyorum. Bill Gates, dünyanın en zengin adamı, onun bile dairesinden daha geniş bir daire mi sizinki? Daha üst katta. Daha geniş değil. Ben ondan önce davrandım aldım o daireyi. Forbes’de Uzanlar şöyle anlatılıyor: ‘Baba ile oğul özel jetleri ile Türkiye–Avrupa arasında mekik dokuyorlar. Skorsky helikopterlere biniyorlar. Cem, Buckingam Sarayı’nda Prens Charles’ın yardım derneklerine katılıyor. Baba Uzan, Cenevre’de işlere müdahale ediyor. Hakan ise İstanbul’da huzurlu bir hayat sürüyor. Ailenin dört yatı var, bir adası var.’ Lüks merakının bu boyutu, şaşaa ruhunuzun hangi açlığını gideriyor? Suç mu yani? Zenginliğin bu kadar çok göze batanı biraz da aşağılık kompleksine işaret etmez mi? Ne yapmışım ya! Türkiye’de tek özel uçağı olan ben miyim? Özel uçak sahibi olmak suç mu? Türkiye’nin sorunlarından biri ne biliyor musunuz? Herkesi vasat yaşamaya mahkum etmek. Başarılı iseniz başarınızın keyfine varmak hakkınızdır sizin ya! Kendinizi nasıl hissediyorsunuz, yaralı bir aslan gibi mi? (Kahkaha) Güzel bir soru. Elimde kılıç, sevdiklerini ve inandığı değerleri savunmak için savaşan bir insanım. Hakan Uzan’la aranızdaki en temel fark ne? O çok bonkördür, ben pintiyimdir. Psikolojik anlamda profesyonel yardım alıyor musunuz? (Gülüyor) Hayır, hiç öyle bir derdim yok. Sizi tanıyanlar, ‘öfkelendiğinizde, bilgisayarları, aynaları yumruklar, ellerinden kanlar akar’ diyorlar. Hiç öyle bir şeyim yoktur. Belki birkaç kelime küfrederim herkes gibi. Vücudumdaki stresi sporla boşaltıyorum. Koşuyorum, bisiklete biniyorum ve ağırlık kaldırıyorum her gün. Politikaya atılıncaya kadar zamanınızın büyük bölümünü Amerika’da geçiriyordunuz. Çocuklarım orada okuyordu, onlarla maksimum birlikte olmaya çalıştığım doğrudur, ama hayatımın büyük bir bölümünü orada geçirdiğim doğru değil. Gülben Ergen kasedini seyrettiniz mi siz? Onunla ilgili bir bilgim yok. Sizin kasanıza nasıl giriyor? Benim kasamla ne alakası var? Emniyet açıklama yapıyor ama. Ama savcılığın da açıklaması var, ‘kasetlerle ilgili çıkan haberler yalandır’ diye. Bakın, bir yer basılıyor. Bulunan yüzlerce evrak var. Bunlar tutmakla yükümlü olduğunuz evraklar. Onun haricinde yayınlanmış olan kasetler var. Star televizyonunda değişik haber programlarında yayınlanmış bir sürü kaset var. Yargıtay üyelerinin kendi aralarındaki konuşmalara dâir kasetler de çıktı. Bunların birçoğu, birçok kanalda yayınlanmış görüntüler. Bunlar o kişilerin bilgisi dışında elde edilen şeyler değil mi? Yasadışı mı, değil mi? Onu elde edene sormanız lazım. Siz yayınlıyorsanız size sorarım ben. Getirmiş birisi işte, haber merkezine bırakmış, haber merkezi de yayınlamış. Benim şeyimde mi? Star’da yayınlandı mesela Hürriyet Gazetesi’nin bir yöneticisi ile onların mali işler sorumlusu arasındaki görüşme... Onu da siz kaydettiniz gizlice. Böyle bir gücüm olsaydı, onların bana bu kadar hakaret etmelerini tolere etmezdim. Silah merakınız nereden geliyor? Benim silah merakım yok, kardeşimin silah koleksiyonu var. Star çalışanlarına göre, binada gizemli bir oda varmış. Siz orayı silah poligonuna çevirmişsiniz. Diyecek söz bulamıyorum artık. Uçuş serbest, herkes sallıyor. Bir tane bile ruhsatlı silahınız yok mu yani? Benim iki, üç tane ruhsatlı silahım var. Geçmişte güvenlik amaçlı aldığım silahlardır. Telsim’i telekulak operasyonu için kullandığınız, iş rakiplerinizi bile dinlettirdiğiniz, şebekenizin başında bir emekli albayın olduğu, Hakan Uzan’ın bu albaya bir not gönderip, ‘Özel ekibi tasfiye et’ diye yazdığını söylüyor haberler. Evet. Şirketlerimizin ve benim can güvenliğimi sağlayan güvenlik departmanlarımız ve başında da emekli bir albay var. Canımı emanet ettiğim emekli bir albay. Benim can güvenliğimi yok etmek için, o masum insanlara her türlü iftirayı atmaktan çekinmiyorlar. Eğer, bir gün bana bir şey olursa sorumlusu o iftiraları atan insanlardır. Genç Parti maç aralarında yayınlanan reklamlar için Star’a para verecek mi? Tabii ki. Kaç para? Bilmiyorum, reklam servisi bilir. Bir gazetede şöyle bir rakam çıktı. Sizin reklam için 531 bin 300 dolar ödemeniz gerekiyormuş. Yaklaşık 2 bin küsur saniye. Tam bilmiyorum rakamı. ‘15 milyon 60 bin dolarlık bir reklam bu’ dendi. Çıldırmışlar... Türkiye’de senelik, bütün televizyonların reklam pastası kaç milyon dolar ki, 15 milyon dolar olsun iki tane maç arasında yani. Bunu yapanlar ya hesap vermeyi bilmiyor, ya dünyanın gerçeklerinden haberi yok yani. Ama bunun bir reklam olmadığı da açık. Reklam olmak mecburiyetinde ve reklam. Ha mecburiyetindeyse onu bilemem ben! Peki şöyle mi yaşıyorsunuz siz? Evinizin her tarafında gizli kameralar var. Kasaların, kapıların, çantaların, bilgisayarların şifreleri her saniye değişiyor. Ben kirada oturuyorum. Mal sahibi böyle bir şey yaptırır mı sana? Ne demek gizli kameralar? Ya benim evime insanlar giriyor, benim evimde misafirler kalıyor. Nerede, ne kamerası ya! Sapık mıyım? Karamehmet’le ilgili bir şey soracağım. Artık Star, Digitürk’e dahil oldu. Bir dönem kanlı bıçaklı olduğunuz biriyle şimdi ittifak mı yaptınız? Bir defa Karamehmet’le kanlı bıçaklı olduğumuz diye bir şey yok. Biz Turkcell ve Telsim olarak rekabet ettik. Ediyoruz da. Ama Karamehmet ortak dostlarımız olan, görüştüğüm, saygı duyduğum bir işadamıdır. Niye durup dururken şimdi sizi Digitürk’e aldı? Girmemiş olsaydım, ‘Niye girmiyorsunuz?’ diye soracaktınız. Nefes alıyor olmam ve mevcudiyetimiz suç zaten. Çevik Bir, partinizin stratejistlerinden biri mi? Ben Çevik Bir’i hayatımda görmedim, tanışmışlığımız yoktur. Aydınlık Dergisi’ne göre, Süleyman Demirel partinizin akıl hocası. Hayır. Sizce derin devlet diye bir şey var mı? Ne bileyim ben. Aa çok ayıp. Bunu bilmeden nasıl politika yapacaksınız? Güneş Taner sizin ekonomi koçunuz mu? Güneş Taner benim özel hayatımda sevdiğim, tanıdığım, bir arkadaşımdır. O kadar. Gazeteniz Star’ı, partinizin yayın organına dönüştürdünüz. Diğer gazetelerin hiçbiri yer vermiyor diye, o haberlere yer verene, parti yayın organı demek, belli kişilere yakışan bir şerefsizliktir. Zaman’ı basın toplantınıza neden çağırmadınız? Hakan Uzan bunun nedenini şöyle açıkladı: ‘Çünkü Genelkurmay’a akredite değil.’ O zamanlar bizim uyguladığımız bir standarttı. Daha yeni oldu bu. Hataydı. Siz 28 Şubat hareketini desteklemiştiniz. Ama şimdi başınıza gelenler karşısında askerin sesini çıkarması gibi bir şey görünmüyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz? Yorum yapmam mümkün olmayan bir konuyu soruyorsunuz bana. Bir kırgınlık mı var? Genç Parti, kendini millete yaslamış bir partidir. 72 günde 2,5 milyon oy almıştır. Her zaman doğruları, çağdaşlığı, hür düşünceyi savunmuştur. Onları da savunmaya devam edecektir. Başka da bir beklentisi yoktur. Fatih Çekirge’yi herkesin ortasında neden azarladınız? Ben herkesin ortasında görüşlerimi belirttim. Ben iş hayatında bulunduğum sürece, ne gazetenin, ne televizyonun haber içeriklerine karıştım. Beni savunun da demedim. Ama gerçekleri yazmalarını beklerim. İki tarafın söylediklerini. Siz bir şey söylüyorsunuz. Bir de bunun karşı argümanı var. Karşı tarafın da söylediğinin yazılması gerekir. Olayları yok kabul etmeleri hiçbir şeyi görmemezliğe gelmelerinin yanlış olduğunu ihsas ettim. Ben Fatih Çekirge’yi severim. O yüzden mi herkesin içinde azarlayarak, ayrılmak için elini kolaylaştırdınız? Herkes istediği yorumu yapabilir. Ben beş sene iyi gününde, kötü gününde birlikte çalışmış olduğum bir arkadaşımdır. Ayrılırken sarılıp helalleşerek ayrıldık. Sizin binlerce kişiyle tokalaşabilmek için önceden vitaminler, doping ilaçları aldığınız, ellerinizi dezenfekte ettiğiniz yolunda şeyler konuşuldu Star’ın içinde. Benim o insanlarla olan kontağımda eğer, aramızdaki elektriği ekranlardan göremiyorsanız veya meydana gelip izleyenler göremiyorsa, o sevgi bağını kıskanan bir kişinin şeyidir bu. Benim bütün ellerim tırnak yaraları içinde oluyor. Ortalama günde 2 bin 500 kişiyle el sıkışın bakalım. Ne dopingi ya. Bu sevgi yoksa, onu hissetmiyorsanız, kimse size yaptıramaz onu. Ben size söyleyim, şuranız, buranız çizikse, sağlığınız gereği elinize kolonya döküp, dezenfekte etmeniz gerekir. Bu yanlış bir şey midir? Bakın şurada göstereyim. Bu jilet yarasıdır. Jilet mi attılar size? Tabii bir tanesi jilet attı. Ne yapacağım ben bu jilet yarasını? Dökmeyecek miyim kolonya? Ertesi günü tekrar elimi sıkmaya devam edecek insanlar. Bazı şeyler öyle çarpıtıldı ki, artık isyan ediyorsunuz. Yani yaptığınız en masum, en sevgi dolu şey, size bir hakaret olarak, bir suçlama olarak geri döndüğü zaman isyan ediyorsunuz. Ama ben size bir şey söyleyim mi, bütün bunlar bana daha fazla kararlılık veriyor. Ben bugün her şeyi bırakırım. Her şey biter. Giderim bir yerde otururum, hayatımı yaşarım. Hemen biter, ben size söyleyim. Ne olursa o noktaya gelirsiniz? Oyum azaldığı gün bırakırım. Ben dediğini yapan bir insanım. Yüzde kaç azalırsa? Yüzde kaç demiyorum. İl genel ya da yerel seçimde 2,5 milyonun altına düştüğü gün bırakırım. Oy çizgisi böyle gittiği sürece, devam ederim. Azaldığı an bırakırım. Avrupa Birliği’ndeki standart bu değil midir? Diyelim bundan sonraki seçimde 5 milyon oy aldım. Ondan sonraki seçimde 5 milyonun altına düştüğüm anda bırakırım. Benim için önemli olan pahalı zevkleri tatmaktır Babanızın da özel uçağı var mı? Kemal Bey özel uçakla dolaşmaz, normal tarifeli uçakla gider. Benim, kardeşimin özel uçağı var. Siz niye babanız gibi tasarruflu değilsiniz? Kemal Bey’e, verdiğim cevap şudur: ‘Ben zamanımı daha fazla kıymetli buluyorum senden.’ Onun hareketini yanlış buluyorum. Bütün seçim kampanyasında da ben helikopterle dolaştım. Nasıl yapacaktım yoksa 147 mitingi? Ama neden Star binasına da helikopterle gidiyorsunuz? İki kere arabaya binmişsiniz iddiaya göre. Birinde yanınızda Engin Ardıç varmış, birinde de Yaşar Nuri Hoca. Helikopterle de gider gelirim, arabayla da. Mesela şimdi buraya arabayla geldim. Çünkü pistiniz yok. Ya üst kata pist yapardım şey olsaydı. Pahalı zevkler sizi mutlu ediyor mu? Beni mutlu eden zevklerin pahalı veya ucuz olması önemli değildir. Önemli olan, o zevki tatmaktır. Tabii, ben de sizin kadar zengin olsam, paranın bir değeri kalmaz yani. Hayır. Ben son derece basit zevkleri olan bir insanım. Ama onları bilmezsiniz. 2000 yılı Ekim’i. Bütün gazetelerde fotoğrafları çıkan teknemi aldığım zaman. Cannes'dayım. Bir arkadaşımı aradım, ‘ben teknedeyim, gelsene’ diye. O da Ankara’dan geldi. Ertesi sabah uyuyoruz teknede. Kaptan geldi, ‘Gümrük geldi, mahzeni arayacaklarmış. Şarap listesini alacaklarmış’ dedi. Fransa’dayız, teknede de Fransız şarabı var. Yani ne olacak ki? Aradılar ve gittiler. Sonra araştırdım nedenini. Ben teknenin üzerine devasa bir Türk bayrağı çekmiştim. Yani bu standartta olan Türk de var. Sadece ezilen değil, varlıklı, çağdaş, medeni Türk de var. Ha diyeceksin sana mı düştü? Ben kendi yapabildiğim kadarıyla yaptım. Zaman Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 20:42

İLGİLİ HABERLER