CHP TEK BAŞINA SEÇİMİ KAZANINCA GAZETECİLİĞİ BIRAKACAĞINI AÇIKLAYAN ÜNLÜ KÖŞE YAZARI KİM?
CHP nasıl kurtulmaz?
Yıllardır birçok kişi bendenizi CHP’ye, ya da benzeri partilere ‘düşman’ sanır. Vallahi de değilim, billahi de değilim.
Yalnızca görevlerini yapmadıkları için kızıyorum, hepsi bu. Eh, o kadarcık da hakkımız olsun yahu, vatandaş olarak, aydın olarak, gazeteci olarak, yazar olarak...
Kimisinin mum gibi eridiği, kimisinin hepten silinip gittiği ‘siyaset sahnesinde’ nasıl kurtulacaklarını düşünüp kıvranıyorlar, aralarında sık sık hır da çıkıyor. Durumları içler acısı.
Oysa umarları yok. CHP hiçbir şekilde hiçbir serbest seçimi tek başına kazanamaz ve iktidara gelemez. Birtakım sandık cilveleriyle yeterli koltuk sayısını tutturup ‘koalisyon ortağı’ falan olabilir belki günün birinde, o ayrı. Geçmişte de olmuştu. Diğer ‘sol tadında’ partileri hiç tartışmayalım, sayfaya ve mürekkebe yazık.
‘Türkiye Avrupa Birliği’ne diğerleriyle eşit ve tam üye olarak girdiği gün gazeteciliği de yazarlığı da bırakırım’ şeklinde çok açık konuşmuştum, işte bir benzerini daha söylüyorum: CHP bir seçimi de tek başına kazansın, bu işi bırakırım.
Herhalde eşek değiliz ki bu kadar net yazıyoruz ve imzalıyoruz altını.
Adı Halk Partisi olan bu parti, halkın partisi değildir. Esas olarak bürokratların, bir miktar da ılımlı solcuların partisidir.
Kurtuluş savaşımızın başında Anadolu’da pıtırak gibi oluşan ‘müdaafaa-yı hukuk cemiyetlerinin’ birleştirilmesinden ortaya çıkmıştır ama, adı üstünde, bunlar birleşmemiş, birleştirilmişlerdir.
Bu örgütleri de, bu partiyi de halk yaratmamış, halk üretmemiştir. Onları meydana getiren, savaşı yürüten bürokrasidir.
Ama bu, bürokrasi tarafından ‘halkın bağrından kopup geldi’ diye pazarlanmıştır tabii. İkinci Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında da, General de Gaulle, Alman işbirlikçilerinin gözlerinin içine baka baka ‘bütün Fransız milleti arkamda’ diye yalan söylüyordu. Söylemek zorundaydı. Oysa halkın büyük çoğunluğu gündelik işinde gücünde, tarafsızdı ve ‘kim kazanacak’ diye bekliyordu.
Bu parti bir ‘tek parti’ yönetimi, açık konuşalım ‘dikta’ kurmuş, İsmet Paşa’nın sert tedbirlerinin faturası da halk tarafından bu partiye çıkarılmıştır.
Halkın bilinçaltında, bu parti İttihat ve Terakki’yle özdeştir.
Eşraf, başlangıçta bürokratlarla ittifak halindeydi, sonra ayrılıp kendi partisini kurdu ve köylüye de yaslanıp iktidara geldi, biliyorsunuz.
Eşrafın başlangıçta niçin bürokrasiyle birlik olduğunun ‘sözde’ Ermeni kırımıyla ilgili çok basit bir açıklaması vardır ama, başıma dert almak niyetinde olmadığımdan, bu konuyu fazla kurcalayacak kadar enayi değilim.
Halk, hiçbir serbest seçimde CHP’ye onu tek başına iktidara getirecek kadar oy vermemiştir. Serbest olmayan tek partili seçimler de seçim değildir. 1946’dan önce hangi yıllarda seçim yapılmıştır, aranızda hatırlayan ve bir çırpıda söyleyebilecek olan var mı?
Devlet ve memur partisi olan CHP sola açılır gibi yapmış ama bunu kimseye yutturamamıştır. Bizim gençliğimizde, Ecevit’in genel sekreterliği döneminde ortaya atılmış olan ‘ortanın solu’ politikası, solculuk falan değil, oyların o zamanın parlayan yıldızı Türkiye İşçi Partisi’ne hepten kaymasını önlemek üzere düşünülmüş bir hinoğlu hinlikti.
Çünkü CHP, aslında bir devlet işçisi olan ‘memurun emeğinin’ değil, ‘memurun ayrıcalığının’ partisiydi!
Ellerindeki, iki ucu boklu değnektir bugün: Sağa kaysa, onu gerçek sağcılar daha iyi yapıyorlar! Sola kaysa, ‘potansiyel oy’ onu iktidara getirmeye yeterli değil.
Çünkü ülkemizde, emeğine sahip çıkılması gereken işçi ve memur sayısı, kabaca beş milyon.
Demirel ‘yirmi altı milyon özel teşebbüs erbabı vardır’ dediği zaman onunla alay etmiştik. Oysa adam haklıydı.
CHP’nin tek başına iktidara gelebilmesinin ‘sosyal tabanı’ yoktur. Bunun üzerine ‘politikasızlığı’, yalpalamayı, goygoyculuğu da ekleyin, konu kapanır.
Sevgili dostum Mustafa Mutlu, belediye seçimlerini, genel seçimi ezici farkla kazanmış AKP’nin, muhtemel bir ‘iktidar yıpranması’ beklentisine rağmen bu kez daha da çok oyla süpürmesi üzerine oturmuş uzun uzun düşünmüş, şu sonuca varmıştı: Halk, bugünkü durumunda belirgin bir düzelme olmasa bile, geleceğe, ‘umuda’ yatırım yapıyordu.
Evet ama hayır. Halk, ‘İttihatçı ve CHP olmayan şeye’ oy vermişti.
Daha açık konuşalım: Halk, bilinçaltı dürtüleriyle, Osmanlı’ya, ya da onun tadında olan şeye oy vermişti. Ama, Kemal Tahir merhumun umduğu ve sandığı gibi ‘sol Osmanlı’ya’ değil, ‘kapitalist Osmanlı’ya’.
İşte bunun için 2007 seçimlerini de, 2012 seçimlerini de AKP kazanacaktır.
Türkçe’yi de iyi öğrenelim ha: ‘Kazanacaktır’ demek, ‘kazanmasını istiyorum’ anlamına gelmez. Alt tarafı tesbit ve yorum yapıyoruz. Hadi gösterin marifetinizi de beni utandırın, sıkıysa.
Engin Ardıç
Star
Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 22:27