Gündem
  • 29.2.2004 01:50

ERDOĞAN : 28 ŞUBAT ARTIK BİTMELİDİR

Başbakan Erdoğan, gündemi Tercüman'a değerlendirdi. Burdur'a gidiş ve dönüşte, özel uçak Ata'daki tek gazeteci, Murat Çelik'ti Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 28 Mart'a, yani seçim gününe kadar yaklaşık 55 vilayete gidip miting yapacak. Aynı günde iki komşu ilde meydanlara çıkan Erdoğan, ay sonuna kadar Başbakan şapkasından çok, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı şapkasıyla gezecek. Başbakan'ın Cumartesi mesaisi Burdur ve Isparta'ya ayrılmıştı. Ankara'dan Burdur'a hareket eden Başbakanlık'a ait özel uçak ATA'da, Tayyip Erdoğan ile gündemdeki birçok başlığa ilişkin baş başa sohbet etme imkanı bulduk. Erdoğan, 40 dakikalık uçuşta kahvaltısını ederken, bir yandan da sorularımızı yanıtladı. Seyahatin, dolayasıyla da bu özel röportajın yapıldığı tarih de ilginç bir yıldönümüne denk gelmişti. Başbakan Erdoğan ile sohbetimizde 28 Şubat süreci de gündemdeydi. 28 Şubat artık gündemde olmamalı - Sayın Başbakan, bugün 28 Şubat. Türkiye'nin yakın tarihinin en önemli gelişmelerinden birinin yıl dönümündeyiz. Dönemin Genelkurmay Başkanı, "28 Şubat gerekirse, bin yıl sürer" demişti. Sizce 28 Şubat süreci devam ediyor mu Türkiye'de? - Ben bu noktada, şöyle bir şey söylemeyi faydalı buluyorum. Ülkemizin gündeminde hep sıkıntılara neden olmuş konuları, sürekli gündemde tutmak faydalı değildir. Biz yeni ufuklara bakıyoruz. Ülkemizde halkımıza umut aşılamanın peşindeyiz. Geçmişteki o karamsar tabloları sürekli gündemde tutmanın hiçbir anlamı yok. Bunlarla ülke bir şey kazanmıyor. Tam aksine hep kaybediyor. Onun için de bizim, yeni ufuklara, geleceğe bakmamız lazım. - Yani artık 28 Şubat konuşulmasın mı diyorsunuz? - Varsa olumlu yanı, olumlu yan alınmıştır, uygulanmıştır. - Artık bitmeli mi? - Bitmeli. Bunları artık bizim hala konuşmamızın, tartışmamızın anlamı yok. Biz ülkemizin aydınlık geleceğine yönelik olarak, bu temelin üzerine neler koyabileceğiz, ona bakmamız lazım. Eğer biz hala bunlarla oyalanırsak, Türkiye çok şey kaybeder ve ülkeye yazık olur. Onun için hükümetin tavırlarında, hareket tarzında, asla, geçmişin bu tür sıkıntılı günleriyle haftalarıyla meşgul olacak zamanı yok. - Şu anda asker-hükümet ilişkileri, bir dönem Genelkurmay Başkanı'nın ifade ettiği şekilde "şiir gibi" mi? - Şu anda gereken her konuda, Genelkurmayımızla aramızda müzakere etmeden attığımız hiçbir adım yok. Her hafta olağan görüşmemizde, Sayın Cumhurbaşkanımızla bu konuları ben görüşüyorum. Genelkurmay Başkanımla, zaten görüşmemiz gerektiği anda rahatlıkla bu konuları görüşüyoruz. Dışişleri sürekli irtibat halinde. Bu noktada hiçbir olumsuzluk söz konusu değil. Zaman zaman maalesef bakıyorsunuz bazı köşe yazarları, sanki aramızda böyle bir problem varmış gibi yazıyorlar. Mesela, bir yurt dışı seyahat sebebiyle Çankaya'ya çıkamadığım zaman, ya da Cumhurbaşkanımız dışarıda olduğunda görüşmediğimizde hemen "İki haftadır görüşemiyorlar" deniliyor. Oysa bu tamamen programdan dolayı. Yoksa, benim göreve geldiğimden bu yana, Sayın Cumhurbaşkanım ile herhangi bir kırgınlık ya da küskünlük nedeniyle görüşmemem gibi bir şey söz konusu olmamıştır. Çünkü benim bugüne kadar aldığım siyasi terbiye, bir defa devletin tepesinde herhangi bir küskünlüğe, kırgınlığa yer olmadığı anlayışıdır. - Ama bazen karşı karşıya geliyorsunuzÖ - O ayrı meseleÖ Bu noktada halktan, siyasi irade konusunda bir temsil yetkisi almış olan insan tabii ki kanaatlerini ortaya koyacak. Kaldı ki benim söylediklerim, kişisel kanaatten öte, hükümetin tavrını, hükümetin düşüncesini de yansıtır. Ben bir şekilde düşüncemi ortaya koyarken, tabii ki Sayın Cumhurbaşkanı olsun, Genelkurmay olsun, onlar da farklı düşünceler ortaya koyabiliyorlar. Ama aramızda bu konuları müzakere ede ede, sonunda bir ortak akıl, bir ortak düşünce ortaya çıkartabiliyoruz. Örneğin Kıbrıs konusunda olduğu gibiÖ - Yani tam bir uyum var askerle de aranızdaÖ - Az önce söylediğim müzakereler, ortak aklı oluşturmaÖ Temel esas bu. Bu noktalarda, ulusal çıkarımız olan konularda, birbirimizden haberimiz olmadan kolay kolay adım atmayız. Gizli gündemimiz yok - Bir başka konu da; kimi çevrelerde sürekli tartışılan, partinizin veya sizin, hükümetin, bir başka gündemi, gizli gündemi olduğu yönündeki görüşÖ - O benim sorunum değil, bunu çıkaranların sorunu. Onu biraz da onlara sormak lazım herhalde. Sürekli böyle, kendi kafalarının gerisinde bir şeyler olan insanlar var. Bunlar niyet okuyucusu oldukları için hep niyet okumaya devam ediyorlar. Demek ki bunda da çok başarılılar. Bu tür senaryoları uyduruyorlar. Bizim belediye başkanlığında yaptıklarımız ortadadır. Bunu, "benim" diyenlerle de tartışırım. Cumhuriyet döneminde İstanbul, bizim görev süremizde ne görmüştür, ne görmemiştir? Bir bizden önceki dönemlere, bir de bizim dönemimize bakılırsa başarı da ortaya çıkar. Şu anda da hükümetimiz bir buçuk yılda nereden nereye geldi? O da açık, net ortada. Bunu ekonomik parametrelerde görüyoruz. Güven ve istikrar noktasında, halkımızın hükümetimize olan ilgi ve alakasını da zaten, hiç telaş etmeye gerek yok, 28 Mart'ta da çok açık, net göreceğiz. Eğer halkımız bu noktada güvenini yineliyorsa ve hele hele bunu bir de arttırarak ortaya koyuyorsa, o zaman bu söylediğinizin çevrelerin tezleri, öyle zannediyorum ki kökünden çürümüş olacak. Türban meselesi - Sayın Erdoğan, siz de bu ülkede bir türban sorunu olduğunu söylüyorsunuz. Nasıl aşılacak, nasıl aşacaksınız bu sorunu? - Bu konuda bir toplumsal mutabakat şart. Şimdi burada, başörtülü bayanlar, türbanlı bayanlar sadece AK Parti'ye oy vermiyor. Muhalefet partisine de, Meclis dışı muhalefete oy verenler de var. Yani bunun hep birlikte sahiplenilmesi lazım. Niçin bunu biz istiyoruz? Biz toplumda bir gerilim olsun istemiyoruz. Bir gerilim olmadan, bir mutabakatla bu işin çözümü çıksın ortaya, bu çok daha isabetli olur diye düşünüyorum. - Kim sağlayacak bunu? - Bu konuyla ilgili olarak medyaya çok önemli görevler düşüyor. Yani bu olaya, eğer din ve vicdan hürriyeti noktasında bakıyorsak, buna inanmışsak, o zaman bunun alt yapısını oluşturma, bunun psikolojisini oluşturma görevi özellikle yazılı ve görsel medyaya düşüyor. Medyanın bunu başarması lazım. - Siz din ve vicdan hürriyeti açısından bakıyorsunuz ama türbanı sorun yapan, bir siyasi simge olarak da algılanıyor olmasıÖ - O bana göre çok basit bir yaklaşım tarzı. Hiç alakası yok siyasi simge olmakla. Niye derseniz, bir kere simge tanımına uymuyor. Bir defa aynı örtüyü, aynı türbanı farklı siyasi partilerde takan bayanlar da var. Eğer simgeyse bu, bir partinin olması lazım değil mi? Eğer buna bir siyasi simge deniyorsa, sadece bir partide değil, farklı siyasi partilerde de var. O zaman bu simge olmaktan çıkıyor. Kaldı ki tüm bu siyasi partiler kurulmadan önce, bu tür baş bağlama şekli vardı. - Önümüzdeki fotoğraf şu: Türkiye'nin Başbakanı'nın kızları, türban meselesi nedeniyle, bu ülkede okumuyorlar. Bu ciddi bir durum değil mi? Bunu hem Başbakan, hem de bir baba olarak nasıl yorumluyorsunuz? - Şüphesiz rahatsızım, tabii ki üzülüyorum. Ama herhalde biraz sabretmek gerekecek. Bu toplumsal mutabakatı da, ben inanıyorum ki, eninde sonunda, gerek siyasi partiler, gerek sivil toplum örgütleri, gerek medya, burada bir kolektif düşünceyi yakalayacağız diye düşünüyorum ve buna inanıyorum. Yani bir kamplaşma asla olmamalı. Baş örtülüsü ile başı açığı da hep birlikte el ele vererek, bu ülkenin bu güzel havasını rahatlıkla, huzur içinde teneffüs ettikleri zaman biz birçok şeyi aşacağız. Kıbrıs konusu ve sansür tartışması - Gelelim Kıbrıs konusuna ve Çarşamba günü basın mensuplarıyla bir araya geldiğiniz kahvaltıyaÖ Sonuçlarına ve yaşanan tartışmaya bakınca, "Keşke yapmasaydık o toplantıyı" diyor musunuz? Pişman mısınız? - Ben şöyle bir inanca sahibim: Her olanda hayır vardır. O gün belki bu kadar fazla basın mensubunun davet edilmesi de yanlış olmuş olabilir. Daha az, daha dar çerçevede yapılması daha faydalı olabilirdi. Fakat danışman arkadaşlarımızın öyle bir kararı oldu, ben de o karara saygılı oldum. Dediler ki, "Böyle bir toplantı yapalım, süreç hızlı akıyor, bilgilenme açısından faydalı olur. Daha sonra grup grup, habercilerle, köşe yazarlarıyla ayrı ayrı toplanırız". Tabii oradaki yerleşim planı da pek uygun değildi. Yani öyle dar uzun bir masa olmamalıydı. Geniş bir düzenleme olabilirdi "U" şeklinde. Çünkü davetliler de bizi rahat görebilirdi, biz de onları. O bir defa çok yanlıştı. Fakat asıl bizi üzen bir başka nokta var. Biz Türkiye'de birbirimizi anlamamakta ısrar ediyoruz, anlamakta çok zorlanıyoruz. Bu çok kötü. Orada sözlerimin önünde ve arkasında dikkat ederseniz, benim medyaya yasak koymak gibi bir yetkim, hakkım olamaz diyorum. Bu ifadeleri kullanan bir insan sansür talebinde bulunabilir mi? Hatta dikkat ederseniz şu ifadeyi kullandım. "Buna siz sansür de diyebilirsiniz ama bunu siz yapacaksınız, ben değil". Ben bunu sadece bir benzetme olarak kullandım. Ben elbette anayasal anlamda bir sansürden bahsetmedim. Böyle bir şey söz konusu değil. Sadece orada, samimiyetle, iyi niyetle, ülkemin ulusal çıkarları için müşterek olarak ne yapabiliriz? Toplantıyı zaten o amaçla tertip ettik. Kıbrıs'ta ortak bir tavır ne olabilir? Bunu bir öz denetim anlamında ben basın mensuplarından istirham ettim. - Kıbrıs'taki müzakere sürecinde bazı gelişmelerin kamuoyu ile paylaşılmaması gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Gizli mi kalmalı bazı noktalar? - Uluslar arası diplomaside dünyada bugüne kadar açık hava tiyatrosu gibi bir yerde bir diplomasi görüşmesi yapıldığını hiç duydunuz mu? O zaman mümkün olan herkesi alalım oraya. Halkın huzurunda bu görüşmeyi yapalım. Basının huzurunda yapalım. Olur mu böyle? O zaman bunu kapalı bir mekanda neden yapıyoruz? Demek ki bunun bir özelliği var. Sıradan bir olay değil ki bu. 40 yıldır çözülemeyen bir olayı çözeceğiz. Bakın Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, "Ben bu müzakereye girmem" diyordu. Biz bunu hamd olsun, oturduk konuştuk kendileriyle ve bir başarı elde edildi. Yani bu müzakerelerin yeniden başlatılması bir başarıdır. Ama biz burada kendi diplomatik gücümüze güvenmiyorsak, inanmıyorsak o zaman zaten yine kaybederiz. Ben şuna bakıyorum; Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulması, bedeli itibariyle gerçekten tanımlanamaz bir imkanı getiriyor. İki ayrı bayrak, iki ayrı marş ortaya çıkıyor. Cumhuriyet'in ortak bayrağı ve marşının yanında, iki tarafın da ayrı bayrak ve marşı olacak. Bir diğeri, Türkçe, Avrupa Birliği'ne resmi dil olarak girecek. Bu çok önemli bir gelişme bunları görmemiz lazım. Bizim ısrarlarımız neler? İki kesimliliğin ve garantilerin güçlendirilmesi, haritada da mümkün olduğunca düz bir hat olsun. Bunlar halledildikten sonra, orada mülkiyet vs gibi bazı teferruatlar var ki, ben inanıyorum taraflar bunu aralarında zaten çözeceklerdir. - Kamuoyunu bilgilendirme noktasında Cumhurbaşkanı Denktaş ile aranızda adeta bir inatlaşma görüntüsü ortaya çıkıyor. Siz "Konuşulmasın" diyorsunuz, Denktaş "Konuşacağım" diyorÖ Böyle mi devam edecek bu durum? - Biz kanaatimizi söyleriz. Şu anda sonuna kadar da Sayın Denktaş'ın bu işi götürmesini istiyoruz, bunda da kararlıyız Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak. Özellikle ricamız şu: Her iki taraf ayrı ayrı açıklama yapmamalı, eğer açıklama yapılacaksa, bunu beraberce belirlemeli ona göre yapmalı. Bizim zaten diplomaside uyguladığımız metod bu. Yani toplantıdan çıkmadan önce, dışarıda ne gibi açıklamalar yapılacağını aramızda konuşuruz, çıkınca da ona göre yapılır. Bunu Sayın Denktaş da benden daha iyi bilir. Diplomasideki tecrübesi, bunu daha iyi bilmesini getirir. Eğer bu metod uygulanıyorsa, o zaman zaten bir problem yok. FB - GS derbisi - Biraz da futbol konuşalımÖ Yarın (bugün) Fenerbahçe - Galatasaray maçı var. Siz gitmeyecek misiniz? - Hayır. Özellikle böyle maçları evde seyretmek daha rahat, daha iyi oluyor. Zaten yarın (bugün) yine miting programlarımız var. Dönüşte yetişebilirsek seyredeceğiz. - Gitmeme nedeniniz sadece programınız mı? - Bu tür maçlarda özellikle bizim gitmemiz yanlış anlaşılabiliyor. Tamam bu hepimizin başbakanı ama onun da gönlünde bir takım vardır. Ben hiç bir zaman Fenerbahçeli olduğumu gizlemedim. Vatandaşımızın da, "Bırakalım hangi takımı tutuyorsa tutsun" demesi lazım. Başbakan olarak bizim aslında yaptıklarımızla, hizmetimizle değerlendirilmemiz lazım. Bakın ben, her partiden insanın başbakanıyım. Ben vatandaşıma hizmette herhangi bir ayrıma giremem. "Sen o partidensin, sen bu partidensin" diyerek, öyle davranamam. Sen hangi partidensin diye bir anlayışla yaklaşamam. Bu takım taraftarlığı konusunda da aynıdır. - Pekiyi tahmininiz? - Özellikle böyle derbi maçların neticesini önceden kestirmek mümkün değil. Kaldı ki zaten futbolda neticeyi önceden kestirmek mümkün değil. Yani futbol diğer spor branşlarına benzemez. Diğer branşlarda çoğu zaman güçlü olan sürpriz yapmaz, alır işi götürür. Atletizmde, yüzmede vs. genelde böyledir. Ama futbolda böyle değildir. Bakıyorsunuz futbolda en tepedeki, öyle zaman oluyor ki en alttakine yenilebiliyor. - Gönlünüz Fenerbahçe'nin kazanmasından yanadır elbette ama tahmininiz? - İşin parametreleri olarak, şu andaki görüntüye baktığımız vakit. Gerek idari olarak, gerek hazırlık noktasında Fenerbahçe bu maça daha hazır gözüküyor. İkinci yarıdaki performansı Fener'in yükselişte olduğunu gösteriyor. Önceki haftaki puan kaybı dışında. Galatasaray ise henüz toparlanmış görünmüyor. Ayrıca idari noktada Galatasaray'da kongre öncesi süreci yaşanıyor. Gerçi Fenerbahçe'de de kongre var ama sanıyorum bir sorun, bir alternatif yok gibi. Tabii Fener'in liderle ikinci yarıya başlarken puan farkı farklıydı, şimdi çok daha farklı bir noktada. Bu da olumlu bir gelişme. D.B.TERCÜMAN Güncellenme Tarihi : 16.3.2016 21:44

İLGİLİ HABERLER