Gündem
  • 21.5.2008 12:55

HERKES "O BAKAN"I ARIYOR...

AHMET HAKAN'IN YAZISI:

Zehir hafiye işbaşında


ADI saklı kalmış ve kalacak olan bir "Bakan Bey"imiz, bir Frenk gazetecisine, "Birader! Benden işitmiş olma ama partimiz kapatılacak... Erdoğan ve Gül’e siyasi yasak gelecek" demiş...

Şimdi herkes fellik fellik bu "Bakan Bey"i arıyor...

Muvafıklar, "Aramıza sızmış bu İrlandalı da kim acaba?" diye arıyor...

Muhalifler, "Surda bir gedik açma" hevesiyle arıyor...

Gazeteciler, "Çarşı karışsın, bize iş çıksın" diye arıyor...

Mademki bunca yıldır dedektif filmlerine müptelayız...

Mademki kimselerin seyretmeye tenezzül bile etmediği "Hallmark" adı verilen demode kanalın eski usul dedektif dizisini, yani "Müfettiş Morse"u bile kaçırmamak için her şeyi göze alıyoruz...

O halde şu meşhur "Geveze Bakan" olayına esaslı bir şekilde el atmak boynumuzun borcudur...

İşte o borcun ifası...

* * *

Beşir Atalay olabilir mi?

Hayır!

Asla!

Çünkü kulakları çınlasın, saygıdeğer İçişleri Bakanımız, bir ketumiyet abidesidir...

Konuşma yapması gerektiğinde bin kere düşünen, bin kere düşündükten sonra da konuşmaktan vazgeçen birinin böyle bir boşboğazlığa imza atması mümkün müdür?

Mehmet Ali Şahin ya da Hayati Yazıcı olabilir mi?

Olamaz! Başbakan Tayyip Erdoğan’ın gören gözü, konuşan dili, işiten kulağı haline gelmiş bu "Bakan" beylerimizin ağzından çıkacak her kelime Erdoğan tarafından test edilip onaylanır...

Binali Yıldırım ya da Nazım Ekren olabilir mi?

İmkánsız! Her ikisi de "sırdaş"tır...

Suskunluk anlaşmasına imza koymuşlardır.

Ali Babacan olabilir mi?

En işine gelebilecek konularda bile "Ne olur yazılmasın" diye ricada bulunan bir temkin kumkumasının böyle bir açık vermesi düşünülebilir mi?

* * *

Biraz daha hızlı devam edelim:

Murat Başesgioğlu olamaz, çünkü "Başına iş almak istemez"...

Mehmet Aydın gıybet sevmezliğinden, Said Yazıcıoğlu aşırı memnuniyetinden yapmaz böyle bir gevezeliği...

Nimet Çubukçu olmaz...

Çünkü liderine, partisine ve örgütüne gönülden, aşk ile bağlıdır.

Vecdi Gönül olmaz...

Çünkü asker ile sivil arasında kalmışlıktan kaynaklanan bir takatsizlik söz konusudur...

Veysel Eroğlu olmaz...

Çünkü kendisinin bir "ifade-i meram" sorunu vardır... O lafları toparlayıp da ifade etme ihtimali sıfırdır...

Gerçi dillere destan bir konuşma ve anlatma merakı vardır ama Hüseyin Çelik de olmaz...

Çünkü o, "AKP karşıtlarının yaptıkları saçmalıklar" konusunda konuşmaya meraklıdır...

Nafiz Özak Frenklerle sosyalleşemediğinden, Recep Akdağ intisaplı bir mürit kadar partisine bağlanmış olduğundan, Mehdi Eker tarım dışına çıkmamaya yeminli olduğundan, Zafer Çağlayan Ankara kazanında nelerin kaynatılabileceğini iyi bildiğinden, Hilmi Güler Názım’ın deyişiyle "Bir inanmış bir adam" olduğundan girmez bu işlere...

* * *

Şimdi diyeceksiniz ki: O olmaz, bu olmaz...

Uzatma da söyle...

Kimmiş şu "Geveze Bakan"?

Tamam, tamam...

"Olağan şüpheliler"e geliyorum.

Ekonomi yönetiminin tümden kendisine bahşedileceğini beklerken sadece Maliye Bakanlığı ile yetinmek durumunda kaldığı için biraz burukluk ve keder içine düşmüş Kemal Unakıtan’a da bir mim koyalım...

Zira dışlanmışlık hissi intikam için biçilmiş kaftandır...

Ankara havasına bir türlü giremeyen Mehmet Şimşek, acaba o müthiş acemiliği ile böyle bir kelam etmiş olmuş olabilir mi?

Bence dikkate almaya değer...

Ve Cemil Çiçek...

Hep merak ederim: Nasıl oldu da "Adını vermek istemeyen bir üst düzey AKP’li" sıfatı, Cemil Bey gibi siyaset oyunlarını çok iyi bilen birinin üzerine yapışıp kaldı?

Zaten önceki vukuat nedeniyle "olağan şüphelilerin şahı" durumuna düşmüş olan Cemil Çiçek’in, Frenk gazetesine o açıklamayı yapmış olabileceğine ihtimal vermiyorum ama hepimizin Cemil Çiçek’in siyaset dáhisi olup olmadığı konusunu gözden geçirmemizde yarar var...

(HÜRRİYET)

MURAT YETKİN'İN YAZISI:

AK Parti kulisinde bakan avı

Reuters’e kim konuştu? Meclis’teki AK Parti kulisinde dün mizahi bir cadı avını andıran bir ‘bakan avının’ konusu buydu.
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın göz rahatsızlığı nedeniyle Meclis grubu iptal edilmişti gerçi, ama gensoru görüşmesi vardı ve AK Partililer tam takım Meclis’teydi.
Ama kuliste en çok konuşulan konu Sabah-atv’nin Çalık grubuna satışında Başbakan Erdoğan’ın müdahil olduğu yolunda CHP grubunun verdiği gensoru önergesi değildi. Önerge AK Partililerin oylarıyla reddedilmiş olsa da, Deniz Baykal’ın Genel Kurul’da ortaya attığı iddialar ne doyurucu yanıt buldu, ne de AK partililerin en azından büyük kısmının vicdanında iz bırakmadan geçti. Önemli mevkideki bir AK Partili ile ‘kapatma davası’ üzerine konuşurken, “Ama biliyor musunuz” diye sordu; “son dönem asıl yapmamamız gereken neydi?”. İtiraf edeyim ki aklıma gelenler siyasi nitelikte idi. Kaynağım kendi yanıtladı: “Sabah-atv işi hiç iyi olmadı. Bunu açıklamakta zorlanıyorum, başımıza sorun açacağından kaygı duyuyorum”.
Günün konusuna dönersek, bir gün önce İngiliz Reuters haber ajansına “Kapatılırız” diyen bakanın kim olduğu müthiş merak konusuydu. Milletvekilleri bakanlara, bakanlar birbirlerine, gazeteciler her iki gurba da soruyordu. Kültür Bakanı Ertuğrul Günay, sabah saatlerinde “O bakan ben değilim” demediğini, “Öyle bir bakan olduğunu sanmadığını” söylediğini anlatmaya çalışıyordu. Başbakan’a, sonrasında istirahate çekildiği Eskişehir seyahatinde eşlik etmiş olan Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, “Ben ya ismimi vererek konuşurum, ya da hiç konuşmam” diyordu. Bazı bakanlar, sanki Reuters muhabirleriyle konuşmak dil şartına bağlıymış gibi, “Kaç bakan İngilizce biliyor ki” diyerek, sezdirmeden hedefi İngilizce bilen kabine arkadaşlarına saptırmak yolunu seçmişlerdi. Cemil Çiçek, sabah saatlerinde, Reuters’e konuşan bakan sorulduğunda “Fitne çıkarmak isteyenler var” demişti.
Nimet Çubukçu, sohbet sırasında, “Siz gazeteciler ilginç insanlarsınız” dedi; “İngiltere Kraliçesi’nin davetinde bile Kraliçe ile ilgilenmediniz, Cemil beyin başına toplandınız”. Doğruydu. Cemil Çiçek yalnızca Hükümet Sözcüsü sıfatıyla öne çıkmıyor. Terörle Mücadele’nin patronu örneğin. ‘Kapatma davası’na ilişkin stratejinin oluşturulmasında söz sahibi. Başbakan, istirahate çekildiğinde yerine onu vekil atayarak zaten işaretini verdi.
Tam bunları konuşurken, Cemil Çiçek çıktı geldi.
Sorduk, o da çok merak ediyordu kimin konuştuğunu.
Daha önce de ismini vermeden konuşan bakanlar olduğunu hatırlattık. Kabine değişikliğinin ortamı yumuşatacağına inanıp inanmadığını sorduk. Davaya ilişkin sorular sorduk. Ama Cemil bey yine sorulanı yanıtlamak yerine, kendi istediklerini söylemek kıvamındaydı; onlar da ağzından yazılmamak kaydıyla.
Aslına bakarsanız, AK Parti grubunda, davanın açılmış olmasını kabul edemese de, kapatılma ihtimalini göz önünde tutmayan bir tek kişi bile yok. Hangi bakan konuştuysa, doğru söylemiş.
Söyledikleri AK Parti’deki genel hissiyatı yansıtıyor.
AK Parti’deki genel hissiyata değinmeye ve gözlemleri aktarmaya devam edeceğiz.
***
Dava sürecinde Toptan’ın önemi
Meclis Başkanı Köksal Toptan, dün Avusturya Cumhurbaşkanı heinz Fischer ile görüşmesinde, Fischer’in beklenmedik saflıkta, ama tam isabeti vuran sorularına muhatap oldu. 1963’ten bu yana aktif siyasetin içinde yer alan Fischer’in ‘kapatma davası ne olacak?’ sorusuna yanıtı, Toptan’ın da tecrübe nehrinde yeterince yıkanmış bir siyasetçi olduğunu gösterdi.
Toptan bu basit, ama zor soruya şu yanıtı verdi: “Türkiye buna benzer siyasi krizleri geçmişte de yaşadı. Hepsinden başarıyla çıktı. Bundan da başarıyla çıkacağına inanıyorum. Anayasa Mahkemesi’nin her iki davayla ilgili en doğru kararı vereceğine inanıyorum”.
Toptan’ın bu sözleri, şu sıra siyasette ihtiyaç duyulan sağduyunun hâlâ yitirilmediğine işaret ediyor.
Toptan geçenlerde Anayasa Mahkemesi’nin bir ‘üçüncü yol’ bularak krizin atlatılmasını sağlayacağı temennisini dile getirilmişti. Sözleri CHP lideri Baykal tarafından sert ifadelerle reddedilmişti.
Buna karşın, Toptan yaklaşımı, giderek yankı buluyor. Neticede kararı verecek olan da CHP grubu değil, Mahkeme’nin 11 üyesi ve onlar da gündemi yakından izliyor.

(radikal)

Güncellenme Tarihi : 24.3.2016 12:02

İLGİLİ HABERLER