SİYASETÇİLERLE İŞİ OLANLAR BU HABERİ MUTLAKA OKUSUN...
ANKARA''DA SİYASETİN DİLİ
Yeni bir işe girmek, tayin, terfi, hatta bazen bir sağlık problemi için çoğu kez yolunuzun Ankara''dan geçmesi gerekir... Çünkü yakındığımız sistem, ülkemizde bunu gerektirir...Ve yine bu işlerin bir türlü olmadığından dert yanar, bazen de söz verildiği halde yapılmamasını kabullenemeyiz...Oysa Ankara''nın gerçekleri farklıdır... Kullandığı dil bile...Türk halkının gözden kaçırdığı, Türkiye siyasetindeki hangi kelimenin ne anlam içerdiği, yani ''siyasetin dili''dir... ''Farklı bir dil mi?'' dediğinizi duyar gibiyim... Ama maalesef böyle... Eğer bu dili bilmiyorsanız sakın siyaset yollarına düşmeyin...Ya da ''İşim olacak mı, olacaktı neden olmadı, son anda ne oldu?'' gibi soruları sormayın... Ne ümit taşıyın, ne de hayal kırıklığı...Önce siyasetin dilini mutlaka öğrenin!
Siyasetçilerin tespit edebildiğim konuşma biçimleri ve kelimelerinin her biri, işin yapılıp yapılmayacağına ilişkin bir anlam ifade eder. Kelime ve cümlelerin anlamlarına geçmeden, bu konudaki davranış biçimlerine değinmekte fayda görüyorum:
İş yapılmayacaksa:Yuvarlak konuşmalar ve işi uzatma taktikleri devrededir. Her konuşma karşısındakinin ne anlamak istediğine yöneliktir. Yani karşısındaki kişinin yorumuna bırakılan konuşmalardır. Buna ''idare etme'' de diyebiliriz. Aslında iş yapılmayacaktır ama kişi memnun edilecektir.
İş yapılacaksa:Böyle bir durumda direkt ve düz konuşulur. Ancak bu durumu da iki ayrı şekilde değerlendirmek gerekir. Bunlardan birincisi, siyasetçinin etkisi altında kaldığı, etkilendiği veya ardında baskı grubu bulunan kişinin işinin yapılması durumudur.
Siyasetçi böyle bir durumda telefonu ilgili kişiye direkt kendi açar. Hatta önemine göre kendisi bizzat giderek işi yaptırır.
İkincisi, yerel siyasal gücü elinde bulunduran veya kendine yakın gördüğü kişilerin işi yapılacaksadır. Burada da, davranışlar aynı olur. Ancak burada esas mantık; ''kişiyi kendine minnettar bırakmak'' olgusudur. Yapılacak işin zorluğu belirtilir, bu özellikle vurgulanır. İş biraz geciktirilir ancak eninde sonunda gerçekleştirilir. ''Zordu ama yaptık'' denir, böylece karşıdaki kişi siyasetçiye epey borçlanmış olur.
Cümlelerin şifresi
Tüm bunlar gerçekleşirken kullanılan kelimeler ayrıca önemlidir ve ayrı ayrı anlamlar içerir. İş yapılacaksa ayrı, karşıdaki kişi oyalanacaksa farklı kelimeler kullanılır. Bu kelimeler dudaklarından dökülürken, siyasetçi çok yoğundur.
Üstü dosyalar ile dolu bir masada, ardı arkası kesilmeyen telefonlara yanıt vermektedir. Bu nedenle, beklentileri olanlar ''Ankara diliyle'' uğurlanır. Peki ama ya sonra ne olur? İşte bunun cevabı için hangi kelimenin hangi anlama geldiğini bilmek çok önemlidir ve hangi hallerde kulanıldığı elbette ondan daha önemlidir.
Eğer amaç oyalamaksa:Karşılama mükemmel olur. Çay, kahve, konuşmalar uzun, kişiye verilen önem belirtileri her anlamda gösterilir. Bu arada fazla zaman ayırmamak için önceden anlaştığı sekrereteri kendisinin bundan sonraki programını odaya girip özellikle hatırlatır. Esas işe gelindiği zaman o haftanın çok yoğun olduğu vurgulanır. Kafasının karışıklığında bu işe sağlıklı zaman ayrılamayacağı söylenir ve bunun dinç bir kafayla daha sonra konuşulması istenir. Unutursa kendisinden onu aranması istenir ve böylece siyasetçi geleni başından savmış olur. Hatta belki, bir-iki yer aranır ama olay sonraya bırakılır. Bu durumlarda genellikle şu kelime ve cümleler dillendirilir: ''bir düşünelim'', ''ben sizi arayacağım'', ''notu yaz bana ver'', ''danışmanım ilgileniyor'', ''elimden geleni yapacağım'', ''burası olmayacak galiba başka yer düşünsek'', ''ne söyleyeceğimi bilemiyorum ki, bir bakalım hele'', ''bu hafta çok önemli bir işim var'', ''İstersen seni bir bürokrata göndereyim onunla bir görüş. Sonucuna bir bakalım.''
Eğer iş yapılacaksa: Bunun en önemli göstergesi konuyla ilgili bizzat siyasetçinin kendisinin bilfiil ilgilenmesidir. Eğer iş teşkilattan gelen birisine yapılmışsa minnet duymasını sağlamak için şu cümleler kullanılır: ''Zor ama deneyeceğiz''. ''Kırk yılda bir işin düşmüş tabii ki yapacağım''. ''Sana yapmayıp da kime yapacağız, bizler kimin için varız'', ''Bu işi oldu bil, vallahi biraz zor ama yaparız.''
İş halledildikten sonra o kişiden siyasi taleplerde bulunulur. Bunun için şu cümleler devreye girer: ''Teşkilat nasıl gidiyor'' (Sol partilerde bu ''örgüt nasıl gidiyor'' şeklindedir) , ''Aman durumumuzu sağlam tutalım'', ''Bizim çocuklara sahip çıkalım'', ''Ben geleceğim onları topla bir görüşelim.''
Bu süreç her zaman işleyecektir. Ne vatandaş siyasetçiden umudunu kesecektir, ne de siyasetçi vatandaşa cevap vermeyi kesecektir. Kısacası, Ankara yolları her zaman açıktır....Önemli olan bu yolda yürürken, siyasetin dilini bilmek, başınıza ne geleceğini tahmin etmektir! Sonuçta siyaset ''idare etme'' sanatıdır.
--------------------------------------------------------------------------------
SİYASETÇİ-BÜROKRAT PASLAŞMASI
Tüm bu sürecin bir başka renkli bölümü siyasetçi ve bürokrat paslaşmasıdır. Burada da durum ikiye ayrılır:
İş yapılacaksa:Siyasetçi, bürokratı arayarak gönderdiği kişinin kendisi için ne kadar önemli olduğunu bizzat söyler. Ve bu işin yapılması için elinden ne geliyorsa yapmasını ister. Bürokrat da tabii bu durumdan anlar. Hele bu etkili bir siyasetçiyse, işi yapar. Ve siyasetçiye yaptığını bildirir, kendisinin her zaman emrinde olduğunu söyleyerek başka bir işi olduğu zaman da aramasını belirtir. Buna karşı siyasetçi de bürokrata başı sıkıştığı zaman kendisini arayabileceğini söyleyip jest yapar.
Ancak üzerinde etkin olmadığı ya da mizacı itibarıyla ters bir bürokrata denk gelirse durum değişir. Bürokrat, bu işin çok zor olduğunu, üzerine düşen ne varsa yapacağını, ancak mevzuatın uygun olmadığını belirterek bir bakacağını söyler. Bu kibarca işin olmayacağı anlamına gelir.
İş yapılmayacaksa:Bürokrat siyasetçinin konuşma dilinden gayet iyi anlar. Ses tonuna, kararlılığına bakarak işin çok önemli olmadığını veya idare edilmesi gerektiğini tecrübesiyle anlar. Kişiyi kendisine göndermesini, ilgileneceğini söyler. Bu siyasetçinin hoşuna gider. Böylece ''idare etme paslaşması'' tamamlanır. Bürokrat bu kişiyle bir iki defa görüşür sonra da bu işin olamayacağını sayın siyasetçiye de bildirdiğini söyler. İşi olmayana da, ''Keşke'' kelimesiyle başlayan bir cümle ile bunu izah eder. Kendisi bu işi yapmak istemiştir ama üst bürokratlar ya da mevzuat onu engellemiştir.
Nuray BAŞARAN-AKŞAM
Güncellenme Tarihi : 17.3.2016 12:04